BİR SUAT DERVİŞ ROMANI: İKİ KADIN İKİ AŞK / Cansu Işık
BİR SUAT DERVİŞ ROMANI: İKİ KADIN İKİ AŞK
Suat Derviş (1903-1972), Türkiye’de Fosforlu Cevriye adlı sinema filmine uyarlanan romanıyla tanınan, eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Türkiye’den Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ülkenin ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği’nin kurucusudur. Edebiyat ile olan bağında, kadın hakları toplumsal gerçekçi türle derin bir içerik kazanmıştır. Reşat Fuat Baraner ile birlikte Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat Dergisi”ni yayımlamıştır.
1932’de Almanya’dan Türkiye’ye döndükten sonra gazetecilik hayatı da başlamış oldu. Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Gece Postası, Yeni Ay, Tan gibi gazetelerde röportajları, hikâyeleri, romanları yayınlanarak yazı hayatına devam etmiştir.
Suat Derviş’in yazın hayatında ilk etkilenmeler, Berlin yılları olmuştur. Ancak Berlin yıllarından önce, ilk şiiri Hezeyan, çocukluk arkadaşı Nâzım Hikmet 1918’de Alemdar Gazetesi’nin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, Suat Derviş’in yayımlanan ilk eseridir. Nâzım Hikmet ile arkadaşlığının, şairin ona duyduğu platonik bir aşka dönüştüğü söylentisi çıkmıştır. Nâzım Hikmet 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş adına sunmuştur.
Berlin yılları, Suat Derviş’in gazetecilik yıllarında önemli bir dönüm noktası olduğu kadar en verimli yılları olmuştur. 1919’da Berlin’e gitmiş ise de kimi kaynaklara göre, 1927’de konservatuvar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya’ya gönderildi. Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri almıştır. Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’ne ise ailesinden habersiz kayıt olduğu yorumlanmıştır. Almanya’da Nazizm’in ve Hitlerin yükselişe geçmesiyle birlikte 1932’de eğitimini bırakıp Türkiye’ye dönmüştür. Sanatçının yazın hayatı Berlin ve Paris yıllarından bağımsız değildir.
İki Kadın İki Aşk romanı, yazarın piyano ve erkekler üzerine yazmış olduğu ve aşkın doğasının yaratmış olduğu o derin tutkuyu ve aynı zamanda acıyı romanın sonundaki izle aktarır: Yıkım
Vazgeçilmez midir her şey? Hocası Profesör Neuberg, Macide’ye böyle söylemiştir:
“Beethoven’e karşı duyduğunuz sevgiyle sakın ha, bir erkek sevmeyiniz. Sizde bu ateş, bu sebat, bu inat ve bu müthiş gözlerle… Hayır, bu sizin için felaket olur.”
Berlin Konservatuarı’nın piyano bölümünü bitiren genç kadın Macide, Türkiye’ye döndükten sonra ailesinin de uygun gördüğü Rauf’la evlenip kızı Perihan’ı dünyaya getirir. Artık hem gitgide ünlenen bir piyanist, hem eş hem de bir annedir. Günün birinde aşk hayatı ve doğası değişmeye başlar. Kocasının okul arkadaşı Cemil’le tanışır. Profesör Neuberg’in bir kehaneti andıran sözleri ise o anda gerçek olduğu gibi Macide’nin hayatında yıkıma yol açar. Macide, Cemil’e saplantıya varan bir aşkla tutulur. Bu uğurda kocasını ve kızını geride bırakmayı göze alır, ancak Cemil’le ilişkisi ise tutkulu, fırtınalı olduğu kadar, Macide’nin kalbinde aşka düştüğü için felakete sürüklenen bir kadın gerçeği vardır artık. İki kadın, Macide ve kızı Perihan.
Cemil, Macide’ye utanmadan açıkça “Macide bir başkasını seviyorum, ayrılmamız lazım (s. 12)!” demişti. Bu uğurda, Macide onca fedakârlığın içinde, Cemil’in ihanetini arzusunun, hevesinin şiddetini günün birinde terk edeceğini kendine hatırlatıyordu. Ancak, bir gözlük taksaydı ve onun aşk tabiatını, hevesini daha iyi görebilseydi belki de Macide, günün birinde ondan vazgeçmiş olacaktı.
Piyano ve erkekler…
Aşktan ne anlayabilirdi ki? Peki ya Yuva? Macide, bir an tereddüt etmişti. Cemil ile birlikte yaşadıkları evin ismine “Yuva” diyebilir miydi? Bir kasırga gibi… Her şeyi terk etmişti onun için.
“Bu ev hiçbir zaman, bir kadının yuvası olarak benimsediği o mesut ve ılık köşe, o sakin ve rahat köşe olmamıştı (s.19).”
Macide, Berlin Konservatuarı’nda başarılı bir öğrencidir. Profesör Neuberg, öğrencisinden dikkatli olmasını ister. Beethoven’ın “Dokuzuncu Senfonisi (s.43)”’ni dinlediğinde küçük Macide, senin çaldığın adamlar niçin böyle ağlıyorlar diye haykırıyordu. Macide’nin ruhu, Beethoven kadar acı ve ağırdır artık! Profesör Neuberg hatırlatması ile bu uğursuzluk ise adeta aşkın doğasına derin izler bırakır:
“Aşk uğursuz bir şeydir. Hele de sanatkârlar için.”
Sanatını bırakmaması için Macide’den söz ister. Beethoven’e duyduğu derin tutkuyla, bir erkeği sevmesinin onun felaketi olacağını ve gazabını taşıyacağını hisseder.
Aşk uğruna neleri feda edersiniz?
Annesinin kaderinden kaçmak isteyen Perihan ise, piyanoya ve bestelere son derece derin bir bağ ile bağlıdır ve tutkuludur. Bir anne olarak Macide, kızı Perihan için endişelidir.
Suat Derviş’in İki Kadın İki Aşk romanının sonunda Macide, tutkuyla bağlandığı ve onu aldatsa bile ayrılmayacağını kedine itiraf etse de, kızı Perihan’ın Doktor Behçet Bey ile düğününde tekrar gördüğünde Cemil’i reddeder. Macide’nin kızı Perihan ise, artık daha huzurludur. Çünkü Macide, Cemil’ini ilk ihanetini öğrendiğinde bileklerini keserek kendisini öldürmeye kalkar. Bu girişimi, kocasının ihanetlerinin önüne geçemediği gibi elinin sakatlanması dolayısıyla da bir daha piyano çalamamasıyla sonuçlanmıştı.
Ludwig van Beethoven’ın “9. Senfonisi”, 1822-1824 yıllar arasında bestelediği bir koro senfonisidir. Beste, “kardeşlik, kahramanlık, coşku, bağımsızlık” gibi kavramların çoşkulu heyecanla dile getirildiği bir müzik eseridir. Beethoven’ın bestelediği son senfonidir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Beethoven’ın müzikleri, Nazi yönetimi tarafından propaganda aracı olarak kullanıldığı yorumlanıyor. 1942 yılında ise 9. Senfoni, Nazi yönetimi altında Wilhelm Furtwängler tarafından aranje edilmiş ve çalınmıştır. Aynı beste, 1945 yılında Nazilerin savaşı kaybetmesi üzerine Bayreuth festivalinin de gelmesiyle Almanya’da 9. Senfoni çalınmıştır. Bugün, 9. Senfoni, Avrupa Birliği marşı, kardeşlik, dostluk temalarıyla, hatırlanmaktadır.
Beethoven, acıyı hisseder. Suat Derviş’in İki Kadın İki Aşk eseri, piyano ve erkekler hakkında, aşkın tabiatını sorgular. Aşkın, bir felaketle sonuçlanması ise bu çarpıcılığın içine gerçekçiliği katar.
Suat Derviş işte bu aşkın çelişkisini ve huzursuzluğunu hissettirir.
Romanlar, hikâyeler, diziler, filmler değişse de zamanla, aşkın tabiatı konu edilse de, aşkın kuralı yoktu! Suat Derviş, bu kuralsızlığı Macide karakteri üzerinden anlatır.
Daha fazla Panzehir kitap analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
