CENNETTEN DÜŞENLER / Derya Erkenci
CENNETTEN DÜŞENLER
Cama taş atıp seni erkenden uyandırmaktı amacım. Önce uzun süre taş aradım, ardından hangi pencerenin ardında olduğunu anımsayamadım. Benzer çerçevelerin ardında bambaşka soluklar uyuyordu. Her sabah derin rüyalardan kalkıp dışarı baktıklarında, yeniden inşa edilmiş bir şehir onları karşılıyordu. Issız caddelerde taş bulamayınca kalbimi yukarı fırlattım. Neticede gönlün nesnesi ağırdır. Sanırım camını kırdım.

Cenneti yitirdiğimiz o gün aşkı bulmuştuk. Artık sonsuza dek birbirimizin olmuştuk. Her şeyi bir kerede anlayıp tek kelimeyle sana anlatmak istiyordum. Sana yaklaştığımda kendime yaklaşmış gibi oluyordum. Bütün samimiyetimle “Keşke bir hayatım daha olsaydı” dedim. “Gizli bir yer keşfettim, gel seni de götüreyim. Sakın kimseye söyleme ” diye yanıt verdin. Peşinden ayrılmayacaktım. Sırrını sen unutana dek saklayacaktım.

Görüntüler karşısında güçsüz, birbirimiz için fazla, İstanbul’un vicdanında eksiktik. Bütün gün sokaklarda avare gezindik. Aslında bu şehir başka bir galaksideydi. Karlı damlar gezegenimizin yörüngesindeydi. Uzak bir dünyanın, yabancı yaratıklarıydık. Tuhaf bir yerdi orası. Hem orada olmak istiyor hem de çok korkuyorduk. Sonra bir anda kendimizi orada buluyorduk. En çok takipçisi olan gerçeğe nasıl geri döneceğimizi bilemiyorduk.

Ayrılık vakti çabuk geldi. İzlerin asfalttan hemen silindi. Sanki artık aramızda betondan bir paravan vardı. Düşen hatıraları tutabilsem bu engel kalkacaktı. Tek başıma, soğuk bir yemek yedim. Yokluğunun ormanında boynuzlarından yoksun bir geyiktim. “O kadar açım ki seni bile yiyebilirim” dedi şehir. “Benim için kolay lokmasın” diyerek sırtlan gibi gülümsedi. Kaderime boyun eğdim ve usulca yutulmayı bekledim.
Yazarımızın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
