Vurun Kahpeye – Halide Edib Adıvar

Halide Edib Adıvar - Vikipedi

1965-66 öğretim yılında, bir öğleden sonra okulumuzun tüm öğrencileri ile birlikte ilçemizin tek sinema salonu olan Bahar Sineması’nın alt katına cümbür cemaat yerleştiğimizi hatırlıyorum. İlkokul ikinci sınıf öğrencisiydim. Hep birlikte Vurun Kahpeye filmini izlemeye başladık. Filmden çok etkilenmiştim. Güzel öğretmenin yerlerde sürüklenen haline ve at üstünde çok görkemli görünen komutanın onu kurtarmakta geç kalmış olmasına çok üzülmüştüm.

Burada, hemen şunu sormak istiyorum. 1961 Anayasası çoktan kabul edilmiş, Süleyman Demirel Başkanlığındaki Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti. Peki, ne olmuştu da Karadeniz kıyısındaki çok küçük bir kasabada ilkokul okul çocukları topluca Vurun Kahpeye filmini görmeye götürülmüştü. Bu bir tür kampanya mıydı? Ya da birilerine gözdağı mı verilmek istenmişti? Acaba bu talimatı hangi otorite vermişti? Hala merak etmekteyim.

Öyle ya, bu toplumun büyük çoğunluğu romanı okumamış olsa bile, üç kez beyaz perdeye aktarılmış olan İstanbullu öğretmen Aliye’nin gericiler tarafından taşlanarak, dövülerek linç edildiğini bilir. Bilir bilmesine de, susar. Dün de susmuştu, bugün de susmaya devam etmektedir.

Aliye öğretmenin hikâyesi toplumu neredeyse ortadan ikiye ayırmıştır. Kendini “dindar” olarak tanımlayanlar, Halide Edib’in bu ünlü romanının din adamlarını aşağıladığını, dindarlara hakaret ettiğini savunmaktadır.  Oysa bana göre romanın en güzel bölümlerinden biri olan mevlid sahnesinde tertemiz, ulvi dini duygular son derece güzel ifade edilmiştir.  Bu güçlü roman dindarlara değil, dini kullanarak, cahil halkı yönlendirenleri anlatmakta, din istismarı yapanları eleştirmektedir.

Vurun Kahpeye (1964) - Hülya Koçyiğit & Ahmet Mekin - YouTube

Vurun Kahpeye filminden söz ederek konuya girmiş olduk. Aynı yerden devam edelim.

Vurun Kahpeye ilk kez Ömer Lütfi Akad tarafından 1949 yılında beyaz perdeye aktarılmıştır. Benim izlediğim ise, Orhan Aksoy’un yönettiği, Hülya Koçyiğit, Ahmet Mekin ve Vahi Öz’ün rol aldığı 1964 yapımı ikinci filimdi. Eserin sinemaya üçüncü kez uyarlanması Halit Refiğ tarafından 1973 yılında gerçekleştirilmiştir.  Her üç filmin yapımcısı da Hürrem Erman’dır.

Vurun Kahpeye filmlerinin her üçü hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak ve özenli bir değerlendirme yazısı okumak isteyenlere bu linki tıklamalarını öneriyorum.

https://filmloverss.com/remake-notlari-vurun-kahpeye/

Vurun Kahpeye romanın sinemaya üç kez uyarlanmasına eserin hem devlet katında kabul görmüş olması, hem de halk tarafından sevilmesi etkili olmuştur. Halide Edip bu eserinde Milli Mücadele dönemini anlatırken, bağımsızlık ruhunu işlemiş ve milli duyguları ateşlemeyi başarmıştır.

Halide Edib Adıvar’ın toplumcu anlayışla yazdığı üçüncü romanı olan Vurun kahpeye ilk olarak 1923 yılı sonlarında Akşam gazetesinde tefrika edilmiş ve kitap olarak ilk kez 1926’da eski yazıyla basılmıştır.

Halide Edip Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarında bizzat içinde bulunduğu, yaşadığı ve tanık olduğu gerçekleri anlatmasının yanı sıra olayları hemen sıcağı sıcağına aynı dönemde kaleme aldığı için özel bir öneme sahiptir.  Halide Edib’in üretken kalemi adeta bir kamera ya da bir fotoğraf makinesi gibi olayları neredeyse daha yaşanırken kaydetmiştir.  Tüm yaşananlar henüz tazeliğini ve sıcaklığını korurken, ayrıntılar unutulmamışken kâğıda dökülmüş, hatta okura ulaşmıştır. Bu hız bile başlı başına çok büyük bir başarıdır. Bilindiği gibi Halide Hanım, Mustafa Kemal’den aldığı özel izinle 18 Ağustos’tan itibaren 1922 yılı Ocak ayına kadar Batı Cephesinde bulunmuş, karargâhta geri hizmetlerde asker olarak görev üstlenmiştir.  Yunanların halka verdiği zararları incelemek ve raporlamakla sorumlu Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda görev yaptığı sırada, köyleri ve kasabaları dolaşarak, halka ve özellikle kadınlarla konuşarak, yaşadıkları zulmü kendilerinden dinlemiştir. Halide Edib’in hazırladığı gözlem raporları Batı Anadolu halkına yapılan zalimlikleri ayrıntılarıyla ortaya koymaktadır.

Vurun Kahpeye adlı romanın konusunu kısaca idealist bir öğretmen olan Aliye’nin görev yaptığı Ege kasabasında geriliğe ve gericiliğe karşı verdiği mücadele olarak özetlemek mümkündür.

Vurun Kahpeye romanında anlatılan olaylar 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunan güçleri tarafından işgal edilmesinden önce başlar. Aliye öğretmenin kasabaya geldiği tarihte İzmir henüz işgal edilmemiştir. Aliye kendisini yitirdikleri kızlarının yerine koyarak, evlerini ve kalplerini açan Ömer Efendi ile Gülsüm Hala’nın evinde kalmaktadır. Tüm kasaba halkının gözü üzerindedir. Güzel, akıllı ve iyi eğitimli, özgüvenli bir genç kızdır. Kasabanın kadınları kocalarını ellerinden alabilecek bir rakip olarak görürüler. Erkeklerin gözü ise bu yüzü açık gezen, korkusuz güzel İstanbul kızındadır. Bu arada İzmir işgal edilmiştir ama Yunanlılar henüz incir bahçeleri ile çevrili bu kasabaya ulaşmamıştır. Aliye’nin varlığı kasaba halkını İzmir’in işgalinden daha çok etkilemekte, Aliye hakkında işgalden daha fazla konuşulmakta ve yorum yapılmaktadır.

Artık mevsim sonbahardır, Kuva-yi Milliye güçlerinin örgütlenmeye başladığı kasaba eşrafından maddi yardım toplamaya başladığı günlerdeyiz. Aliye Kuva-yi Milliye yanlısıdır, uyuşuk kasaba halkını canlandırmak için marşlar öğretip, ellerine bayrak tutuşturduğu öğrencileri ile kasaba sokaklarında gösteri yürüyüşü yapmakta ve aşırı muhafazakârların tepkisini çekmektedir.

Romanda geçen “bahar ve yaz, kasabaya en muhteşem, en şaşaalı güzelliği, bahçelerin olgun ve altın üzümleri, bal akan incir zenginliği ile geldi” ve “sonbahar ayının, asmalardan süzülüp Aliye’nin bakir yatağına baktığı gece” gibi betimlemelerden olayların bir Ege kasabasında geçtiğini anlıyoruz.

Romanın son bölümünde okuduğumuz “cephaneyi atmak için 24 Ağustos akşamı kasabaya gelince büyük bir zaaf gösterdim” cümlesinden artık Büyük Taarruz günlerinde olduğumuzu anlıyoruz.

Bildiğiniz gibi, 26 Ağustos 1922’de başlayan ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ile sonuçlanan Başkumandanlık Meydan Muharebesi (Dumlupınar Zaferi) Kurtuluş Savaşının kesin olarak kazanıldığını tüm dünyaya ilan etmiştir.

Romanın son sayfalarında Türk Ordusunun kasabayı kurtardığı tarihten bir ay sonra İstiklal Mahkemesinin kasabaya geldiğini ve suçluları cezalandırdığını okuruz. Bu bilgiler ışığında romanda anlatılan olayların Mayıs 1919-Eylül 1922 tarihleri arasında yaşandığını söyleyebiliriz.

Vurun Kahpeye - Vikipedi

Hikâyede ayrıca Aliye ile aralarında ilk görüşte aşk başlayan Karadenizli çete reisi, Yüzbaşı Tosun Bey, düzenli orduların komutanı Ali Bey gibi Kurtuluş Savaşı’nı yürütmekte olan kahramanlar ve hatta bölgedeki Yunan güçlerinin komutanı Binbaşı Damyanos gibi karakterlere yer verilmiştir. Ancak Vurun kahpeye bir savaş romanı değildir. Atmosfer olarak savaşın en yoğun günleri fon olarak kullanılmış olsa da,  aslında kendi dinamikleri içinde yaşayan kapalı kasaba toplumunu ve dini inançları bir tür silah olarak kullanan sözde din adamlarını, çıkarcı işbirlikçilerin ve din tacirlerinin kolaylıkla yönlendirebildiği kasaba halkının cehaletini, sağduyu eksikliğini, korkaklığını, milliyetçi duyguların zayıflığını anlatmaktadır.

Evet, yanlış okumadınız. Maalesef Kurtuluş Savaşı sırasında sadece işgal güçleriyle savaşılmamış, daha 1920’den itibaren Hilafet Ordusu ile ve Padişah yanlısı çeteler ile savaşılmış, düzenlerinin bozulacağından korkan kasaba eşrafının muhalefeti ve Kuva-yi Milliye güçlerine direnişi ile mücadele edilmiştir.

Halide Edib’in Sakarya Savaşı öncesini ve 1921 yılındaki savaşı anlattığı Ateşten Gömlek romanında Hilafet Ordusuna ve çetelere karşı verilen mücadele ayrıntılı olarak resmedilmiştir. Sakarya Savaşı öncesinde kimi köy ve kasabaların Millici olduğu, kimilerinin ise Hilafet yanlısı olduğu açıkça belirtilmiştir. Sakarya Zaferi bu ülkenin tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bildiğiniz gibi Sakarya Savaşı zaferle sonuçlandıktan sonra, Güneydoğu Anadolu’yu işgal eden Fransızlarla 20 Ekim 1921’de Ankara Anlaşması’nın imzalanması mümkün olabilmişti. Böylelikle tüm güçler Batı Cephesinde toplanabilmiş ve Dumlupınar Zaferine giden yol açılmıştı.

Bu konu ile ilgili Vurun Kahpeye romanından bir alıntı yapmak istiyorum. “Bir yandan da İzmir’i işgal eden Yunanlılar ilerlemeye, kasabaya yaklaşmaya başlamışlardır. Kimse Yunan işgalini istemediği hâlde eşraf Kuva-yı Milliye hareketini bir tür Bolşeviklik olarak görmekte, mallarına el koyup halka dağıtacağından endişelenmektedir. Bazıları ise körü körüne İstanbul hükümetine bağlıdır. Bu nedenle kasabada Kuva-yı Milliye konusunda bir ikilik vardır.”

Kasabada Kuva-yi Milliye yanlısı olarak tanınan Ömer Efendi öne çıkmaktadır. Yunanlılarla işbirliği yapan Hacı Fettah Efendi yapığı bu yardımın karşılığında komutanın veridi güvenceyle Ömer Efendi’nin tarlalarına el koyacaktır.

Vurun Kahpeye bir aşk romanı olarak da okunmamalıdır. Aliye ve Tosun Bey’in arasındaki aşkın Yazarımız tarafından romanı kurgularken, akışı sağlamak, anlatıya renk katmak için kullanıldığını düşünüyorum. Şüphesiz her satır aşk ve sevgi ile doludur ama ilk sırada vatan aşkı, memleket sevdası gelmektedir.

Aliye annesini ve subay babasını genç yaşta kaybetmiş, yatılı kız öğretmen okulunda büyümüştür. Okuldaki bir kediye bağlanarak geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarından sonra şimdi mezun olmuş, heyecanla ve hevesle Anadolu’nun İstanbul’dan uzak bir kasabasında öğretmen olmaya gelmiştir. Aliye’nin ilk görev yerine atanmasını okuduğumuz satırlardan, pek çok öğretmenin Anadolu’ya gitmemek için bin bir bahane bulduğunu ve torpil peşinde koştuğunu da öğreniyoruz. Ancak Aliye, içi titreyerek, heyecanla adım attığı okulun ve sınıfın perişanlığını, pejmürdeliğini, çocukların bakımsız ve sağlıksız durumlarını, eğitim düzeylerindeki zavallılığı görünce çok üzülmüş ama yılmamıştır. Kendi çabasıyla okula ve sınıfa çeki düzen vermekten geri durmamıştır. Aliye’nin göreve başladığı okul bakımsız ve pis, öğrencileri laubali ve yaramazdır. Maarif Müdürü zevk ve eğlence düşkünüdür. Gözüne kestirdiği kadın öğretmenleri kasaba eşrafının içkili davetlerine, sefahat ortamına sürüklemeyi başarı sayan, eğitim ve öğretimin kalitesini umursamayan bir yöneticidir. Okuldaki diğer öğretmen Hatice Hanım yozlaşmış eğitim düzeninin tipik bir örneğidir.

Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin - Pera Mezat

Aynı dönemin yazarlarından Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz eseri Çalıkuşu’nun ana kahramanı Feride’nin Bursa’nın Zeyniler köyünde başlayan ve İzmir Kuşadası’na uzanan öğretmenlik serüveninde karşılaştığı kişi ve durumların çok benzeriyle Vurun Kahpeye romanındaki Aliye’nin karşılaşması tesadüf değildir. Üstelik yazarların birbirinden esinlenmesi de söz konusu değildir. Yazarlarımız ülkenin içinde bulunduğu durumu romanlarına başarıyla taşıdıkları için, anlatılanlar gerçeklere dayandığı için yüz yıl sonra bu romanları hâlâ ilgiyle okumaktayız.  Vurun Kahpeye romanındaki Hatice öğretmenin anlatıldığı satırlarda birden Çalıkuşu romanında Çanakkale’de görev yaptığı dönemde Feride’yi kandırarak, bir bağ evindeki içkili bir eğlenceye götüren öğretmen arkadaşını hatırladım.

Bir başka dönem yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Kurtuluş savaşı günlerini anlatan Yaban adlı ünlü eseri de çok benzer bir konuya odaklanmıştır. Romanda aydın bir subayın cehaletle savaşmasını, ama köy halkını ikna edememesini, köylüler tarafından dışlanmasını, sözde din adamının ve köylüyü sömüren ağanın halkın sırtından inmemesini, üstelik Yunan işgali sırasında düşmanla işbirliği yapmalarını okuyunca Anadolu köylüsünün içler acısı haline bir kez daha tanıklık ederiz.  Mustafa Kemal ve arkadaşlarının nasıl büyük zorluklara rağmen bir mucizeyi başardığını bir kez daha anlarız. Anadolu’nun köy ve kasabalarındaki gençlerin İmparatorluğun son dönenindeki savaşlar nedeniyle cephelerde yitip gitmiş olduğu bir dönemden söz ediyoruz. Geride kalan halkın büyük çoğunluğunun sözde din adamlarının ve ağalarının elinde perişan olduğu, cahil ve eğitimsiz bırakıldığı, hurafelerle yönlendirildiği, İstanbul’daki yönetim tarafından Müslüman halka hiç bir zaman üretime yönelik, işe yarar bir meslek öğretilme çabasına girilmemiş olduğu bir Anadolu var karşımızda. Bütünüyle geri kalmış, evinin önündeki bakımsız tarlasında üretim yapamayacak denli yorgun, yaşlı ve yoksul bir Anadolu.

Aliye ile nişanlandığını kasaba halkına ilan eden Tosun Bey şüphesiz Aliye’yi çok beğenmiş, çok takdir etmiş, hatta çok sevmiştir ama Tosun Bey için her şeyden önce vatanın kurtuluşu gelmektedir. Vatan savunması için kendisinden ve çok sevdiği nişanlısından bile vazgeçmeye hazırdır.

Kasaba eşrafından Kantarcıların Uzun Hüseyin Efendi önemli bir ailenin üyesi olmasına ve zenginliğine güvenerek, evde iki karısı olmasına rağmen Aliye öğretmenle evlenmek ister. Bu konuda çok ısrarlıdır. Ancak Aliye’ye duyduğu aşk değildir. Tek istediği oğlunun okuldaki yaramazlığını cezalandıran, kendisine aldırmayan, hatta kafa tutabilen Aliye öğretmene sahip olmak, boynunu eğdirmeyi başarmaktır.  Kasabayı Yunan ordusuna teslim ederken tek bir şartı vardır:” Aliye öğretmenle evlenmesinin sağlanması”.

Yunan güçlerinin komutanı Binbaşı Damyanos da ilk görüşte Aliye’den etkilenir. Aliye’nin korkusuzca karşısına dikilerek, kendisine evini açan ve babalık yapan Ömer Efendi’nin neden tutuklandığını, suçunun ne olduğunu öğrenmek istemesi, serbest bırakılmasını istemesi ve duruşundan ödün vermemesi komutanın giderek Aliye’ye bağlanmasına neden olur.

Acımasız, para düşkünü, çıkarcı ve olgun yaştaki Yunanlı komutanın gencecik Türk kızından görür görmez bu denli etkilenmesi hatta âşık olması, sevecen birine dönüşmesi, kızın gözüne girebilmek için Aliye’nin öne sürdüğü tüm koşulları kabul etmesi, nazik davranması, ısrarla evlilik önermesi, O’nu ırz düşmanı Uzun Hüseyin Efendi’den koruması ve Aliye’ye karşı zor kullanmaması, fiziksel olarak incitecek herhangi bir harekette bulunmaması doğrusu bana pek inandırıcı gelmedi. Yazarımızın Vurun Kahpeye romanın etkili bir finalle sona erdirebilmek için bir canavardan, insani yönleri açığa çıkan bir âşık yaratmayı uygun bulmuş olduğunu düşünüyorum.

ayrıcalık Kalitesiz Kısa hayat atesten gömlek edebiyat k12 - nmeyehealth.net

Bu arada, Halide Edib’in Kurtuluş Savaşı’na dayandırdığı Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarındaki ana kahramanlar olan Ayşe hemşire ve Aliye öğretmen tiplemelerini yaratırken ideal kadın özelliklerini öne çıkardığını, hatta bu kahramanları fazla idealize ettiğini belirtmeden geçmek istemiyorum. Her iki romandaki ana kadın kahramanlarda Halide Edib’in kişisel özelliklerini görmekteyiz. Yazarımız Ayşe ve Aliye karakterlerini milliyetçilik, vatan ülküsü, zorluklardan yılmamak, istediği sonuca ulaşana kadar vazgeçmemek, hiç biri fedakârlıktan kaçmamak, yoluna inançla devam etmek, dik duruşunu asla bozmamak gibi özellikle donatırken aslında kendisini anlatmakta, kendi tavrını yansıtmaktadır.

Ayrıca Ateşten Gömlek romanın kahramanı Ayşe ile sadece İhsan ve Peyami değil, Alay Komutanı da evlenmek istemişti. Vurun Kahpeye romanında ise Aliye’ye göz koyan sadece Kantarcıların Uzun Hüseyin Efendi değildi. Okul Müdürü daha ilk dakikadan itibaren genç öğretmene sarkıntılı etmiş, ondan beklentilerini ulu orta dile getirmiş, peşini bırakmamıştı. Kasaba eşrafının bekâr oğullarından bazıları da Ömer Efendi’den Aliye’yi istemiş ama ret cevabı almışlardı. Aliye öğretmen ile evlenmek isteyenler listesine Binbaşı Damyanos ve Yüzbaşı Tosun Bey’i de eklediğimizde ortaya çıkan oldukça kalabalık bir talip grubundan söz edildiği anlaşılmaktadır.

Her iki romanın kahramanları olan Ayşe ve Aliye yazar tarafından duruşları ve konuşmaları ile insanları, özellikle erkekleri kolaylıkla etkileyen bugünün ifadesiyle karizmatik kadınlar olarak betimlenmiştir. Tıpkı Halide Edib’in kendisi gibi. Evet, çok sayıda kişi anılarında Halide Edib’in etkileyici ve karizmatik kişiliğinden, o günün erkek egemen ortamlarında sözüyle, kalemiyle, üretkenliğiyle öne çıktığından, sözünü dinlettiğinden, insanları yönlendirip, yönettiği anlatılmaktadır.

Aliye öğretmen, iyi eğitim görmüş, yurtsever, ilerici, ilkeli, inançlı, mücadeleci, idealist, dürüst ve namuslu bir genç kızdır. Romanda olumsuz bir söz ya da davranışına rastlanmaz. Her zaman dengeli, ölçülü ama ödünsüz davranışlar ortaya koyar. Halide Edib, Aliye karakterine yüklediği niteliklere de genç kızlara doğru bir göstermek istemiştir. Aliye’nin âdil, eşitlikçi, paylaşımcı ve toplumcu bakışında almış olduğu iyi eğitimin önemi büyüktür.

Halide Edib, Vurun Kahpeye romanı ile savaşın kazanılmış olması ile ülkenin kurtulmuş olmayacağını, cehaletle savaşmanın önemini, eğitimli nesiller yetiştirilmedikçe karanlıktan kurtulmanın, ilerlemenin mümkün olmayacağını vurgulamıştır.

Hasan Bülent Kahraman’ın 31 Ekim 2003 tarihli Radikal Kitap ekinin Kapak sayfasında yayınlanan değerlendirme yazısında Vurun Kahpeye adlı roman hakkında sadece bir cümle ile belirttiği görüşünün, bu roman hakkında değerlendirme yazan çok sayıda kişi tarafından aynen tekrarlanmış olmasının sırrını doğrusu çözemedim. “Vurun Kahpeye, Kurtuluş Savaşı döneminin neredeyse bugün de tıpa tıp aynı olan ideolojik açılımının bir uzantısıdır.”  Yazının tam metnine bu linkten ulaşmak mümkündür. http://www.radikal.com.tr/kitap/kapak-855355/

Siz sevgili okurdan bir ricam var. Sahi, siz bu cümleden ne anlamaktasınız?

Vurun Kahpeye by Halide Edib Adıvar

Benim görüşümü soracak olursanız; Hasan Bülent Kahraman’ın şunu ifade etmek istediğini düşünüyorum: “Halide Edib, bu romanı dönemin yönetici kadrosunun istekleri doğrultusunda, o dönemde etkin olan politik görüşe uygun olarak yazmıştır.”

Umarım yanılıyorumdur ve Hasan Bülent Kahraman bunu demek istememiştir. Okuduğum yazılarından anladığıma göre;  liberal görüşlerini tumturaklı cümlelerle ifade ederek, seçkin ve kültürlü bir profile sahip olduğunu düşünmemizi istediğini sanıyorum. Entelektüellik düzeyini göstermek için yazı dilinde zorlama bir üslup yaratarak, üstü kapalı, ironi dolu cümlelerle kendini ifade etmektedir. Bunun sonucunda otalama okur tarafından anlaşılmaz bulunmaktan ve dolayısıyla kendisini üst bir ekole ait hissetmekten de mutlu olduğunu düşünüyorum.

Vurun Kahpeye romanı hakkındaki o tek cümlelik yorumuna geri dönersek; en başta Halide Edib Hanımefendi’ye çok büyük bir haksızlık söz konusudur. Halide Hanım’ın kısa bir özgeçmişini okuyan herhangi birisi Yazarımızın en azından otoriteye, tek adamlığa çok karşı olduğunu, siyaset sahnesine adım attığı en erken dönemden itibaren bunun kavgasını verdiğini, liberal ve özgürlükçü düşünceye tüm yaşamını adadığını bilir. Kaldı ki,  Halide Edib Mevleviliğe ilgi duyan bir anneanne yanında büyümüş, tasavvufa yakın en temiz dini inancı benliğine sindirmiş biridir. İleri derecede Arapça bilmektedir. Kuran’ı anlayarak okumaktadır. Babasının yönlendirmesiyle almış olduğu İngiliz eğitimi ile Türk ve Müslüman olarak içinde bulunduğu toplumun değerlerini kişiliğinde buluşturmayı ve özümsemeyi başarmış özel bir insandır.

Ayrıca daha ilk satırlarda belirttiğim gibi, Vurun Kahpeye romanındaki Aliye öğretmenin kasaba camiinde dinlediği mevlid sırasında ruhunda kat kat açılan duyguların, heyecanların ve ürperişlerin anlatıldığı bölüm romanın en şiirsel satırlarıdır. Bu romanda İslamiyet ve din adamları asla eleştirilmemektedir. Dini dünyevi çıkarlarına alt eden, ağzı mi tacirlerinin halkı galeyana getirmesinden, cahil, eğitimsiz, bilgisiz ve bir kasaba içinde kapalı Orta Çağ koşullarındaki bir hayatı sürükleyen kitlelerin açıkgöz çıkarcılar tarafından kolayca sömürülebileceğini ve yönlendirilebileceğini anlatmaktadır.

Söz konusu değerlendirme yazısını yazmadan önce Hasan Bülent Kahraman erişkin yaşında bu romanı yeniden okumuş olsaydı, bu yorumda bulunamayacağını düşünüyorum. Linkini yukarıya eklediğim makaleyi kaleme aldığı dönemde yazıda adı geçen romanları yeniden okumadığına, olsa olsa özetlerine göz atmakla yetindiğini sanıyorum.

Halide Edib’in Vurun Kahpeye romanını, Kurtuluş Savaşı sırasında Tetkik-i Mezalim Komisyonu üyesi olarak Yunan işgaline uğramış köy ve kasabalarda yaptığı incelemeler sırasında edindiği izlenimlerden yola çıkarak yazdığına ilk bölümde değinmiştik. Ayrıca bu eserin 1923 yılı sonlarında ilk kez Akşam gazetesinde de tefrika edildiğini de biliyoruz.

Ayrıca TBMM Hükümetinin Kurtuluş Savaşı sırasında Batı Cephesinde büyük bir mücadele içinde olduğunu, Hasan Bülent Kahraman’ın iddia ettiği gibi “ideolojik açılım” hesapları yapabilecek ve bunun için siparişle roman yazdırabilecekleri bir pozisyonda olmadığını, silah, ilaç ve diğer malzemelerin ikmalinin sağlanmasının gündemlerindeki en önemli konu olduğunu da biliyoruz. Savaştan sonra ise; yanmış, yıkılmış, örselenmiş, paralanmış, yok olma sınırına gelmiş Anadolu’da yepyeni bir devlet kurma telaşında olduklarını nasıl unutabiliriz?

Vurun Kahpeye romanı hakkında okuduğum en iyi roman analizden bir alıntı yaparak, metnin tamamını da link olarak ekliyorum.

“Halide Edip, Vurun Kahpeye romanında, sadece düşman işgaline karşı kazanılan bağımsızlık savaşının mutlak ve kalıcı bir zafer için yeterli olamayacağını fark ettirmeye çalışır. Onun bakışına göre asıl zafer, bağnazlığın ortadan kaldırılması yanında, yozlaşmış yönetim anlayışı ve işlevsizleşmiş eğitim-öğretim sisteminin Batılı modellere uygun olarak düzenlenmesiyle kazanılacaktır. Böylece yazar, Millî Mücadele’ye daha kapsamlı ve uzun vadeye yayılmış çabaları da sürece dâhil eden bir bakış ortaya koyar. Romanda, Kuvâ-yi Milliye yüzbaşısı Tosun Bey’in askerî planda yürüttüğü mücadele ile nişanlısı Aliye’nin bir öğretmen olarak eğitim öğretim cephesinde verdiği mücadele aynı düşünsel arka plana dayalı, aynı amaca dönük, birbirini tamamlayan ve birbirini anlamlı kılan eylemler olarak gösterilir.”

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/648520

İnternet ortamına görebildiğim kadarıyla Halide Edib’in Vurun Kahpeye romanını değerlendirmek, özetlemek, yorumlamak isteyenlerin pek çoğu bu metinden yararlanmış. Ben de yazımı bu makaleden aldığım bir paragrafla tamamlamak istiyorum:

Vurun Kahpeye romanında Millî Mücadele’yi farklı bir cepheden yansıtan Halide Edip, yurt toprağını düşman işgalinden kurtarmakla tam bağımsızlığın sağlanamayacağının, toplumsal yapıya sinmiş iç tehdit unsurlarını bertaraf etmeden bu mücadeleyi mutlak bir zafere dönüştürmenin mümkün olamayacağının altını çizer. Bunun sağlanmasının ise ancak geriliğin, cehaletin, bağnazlığın karşıtı olan değerler üzerinden verilecek bir eğitimöğretim aydınlanma mücadelesi ile olanaklı olduğunu vurgular.”

Sahi söylemeyi unuttum. Vurun Kahpeye benim Mayıs ayındaki Sesli Kitap günlerimin son eseriydi. Kalın sağlıcakla.

Birsen Karaloğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir