TEYZEM
Öleceğini sezince bağlandığı evden, alıştığı insanlardan uzakta ölmeyi açıklanamaz bir içgüdüyle seçen ve uygulayan hayvanlar vardır. Bahçede beslediğimiz “Karaoğlan, Kocaoğlan, Pamuk,Yumurtacı ” adlı kedilerimiz de, hastalanınınca evden uzaklaşıp, bir daha geri dönmeyen varlıklardandı.. Bu tür canlılar sınıfından olan teyzem, kardeşlerim arasında en çok bana düşkündü. Düş kurmayı, insanları sevmeyi, ağaçları ve taşları okşamayı ondan öğrenerek büyüdüm. Tüm hayvanların dilini bildiğine ve onlarla konuştuğuna inanırdım.
“Bana tanrının armağan ettiği gizil güçler bunlar, kimseye anlatmazsan büyüyünce sana da öğretirim” derdi. Bir an önce büyümek ve teyzemin gizil güçlerine kavuşmak için, önüme koyduğu yemekleri, soyduğu meyveleri, boğazıma tıkansalar da zorlukla bitirir; “Ne zaman büyüyeceğim, teyze?” diye her akşam sorar, yatmadan önce, özenle ördüğü ip gibi ince saçlarını fildişi tarağıyla sabırla tek tek çözerken , bana anlattığı öyküleri dinlerdim.
“ İnsan soylu bir varlıktır. Başlıca görevi kendi hemcinsinden başka, tüm canlıları ayrım yapmadan sevmesidir. Bu ayrımı yaparsa, bir böceği,bir çiçeği bile incitirse,insana verilen güzel özellikler geri alınır ve mutlaka cezalandırılır” diyerek anlattığı masalları korkutucu öğütlerle sonlandırırdı. Teyzemin bu tür masallarının etkisiyle, kuş lastiği ile serçe avlayan erkek kardeşlerime ve çiçek kopartan arkadaşlarıma düşman olurdum.
Teyzem aslında babamın teyzesiydi, iki katlı, bahçeli evimizin alt katında babaannemle birlikte yaşarlardı. Alt katta özel odası ve yatağı olan bir tek bendim dört kardeş arasında. Çünkü teyzem öyle istemişti. Teyzemin istekleri birer buyruk gibiydi. Varlığını babaannemden daha çok duyumsatır, ona sorulmadan eve konuk çağrılmaz, izni olmadan ağaçlardan meyve toplanmaz, yemek duasını bitirmeden yemeğe başlanmazdı. Babaanneme “babacan” diye seslenir,onunla şakalaşır ama teyzemin buyruklarından ödümüz kopardı.. Teyzemle en iyi iletişim içinde olan bir tek bendim.
Yaşlı teyzem annemin bana yaptırmak ve öğretmek istediği her şeye karşı çıkar,beğenmez

“ diğer çocuklarınla uğraş, benim kızıma karışma” diye bağırırdı.
Kardeşlerim de bana kızdıklarında, “sen bizim kardeşimiz değilsin,teyzem seni sütçü Şevket’ten satın almış büyütmüş” diye alay ederlerdi.. Bu konuşmalar bende kuşku uyandır, her sabah eve süt getiren Köse Şevket’i gizli gizli izlememe neden olur, annem beni azarladığında da bütün bunların gerçek olduğunu düşünür, teyzeme bana doğruyu anlatması için yalvarırdım. Teyzem bu kaygılarıma, güler geçer, hemen yeni bir masal anlatmaya başlardı.Ne bitmek tükenmek bilmeyen düşsel masallardı onlar…
Yurtlarından göç etmek zorunda bırakılmış, bu iki kadından, teyzemin nişanlısının savaşta öldüğünü, babaannemin ise evlendiği adamın –yani dedemin- eve kuma getirmesi yüzünden oğlunu alıp, teyzemin yanına sığındığını ve ablasıyla birlikte, babamı büyük bir özveriyle büyüttüklerini öğrenmiştim. Kuma getirmek ikinci bir kadınla imam nikahıyla evlenmek ve eşinin kumasıyla birlikte yaşamasını zorlamak demekti. Çevremizde böyle yaşamayı kabullenmiş aileler vardı. Babaannem ise, bu yanlışa karşı çıkmış, yaşamını oğluna, torunlarına adamış, sevecen, sessiz ve becerikli bir kadındı.
Teyzem de anlatılanlara göre evlilik önerilerini geri çevirmiş, babama babalık yapmış, güçlü, inatçı, kendine özgü bir düş dünyasında yaşayan yalnız bir insandı. .
Ayrıca babam teyzemin iznini almadan, annemle evlendiği için, büyük olay olmuş, benim doğumumla, babamla yeniden barışmış, ama annemi bir türlü benimseyememişti. Annem teyzem tarafından sürekli eleştirildiği halde karşı çıkmaz, ona saygıyla davranmaya devam ederdi.
Etkisinden kurtulamadığım olay, teyzemin hasta olduğu bir gün, beni okula gönderirken, ceviz ağacı kokulu sandığının anahtarını, okul önlüğümün cebine çengelli iğneyle tutturmasıyla başladı. Bu anahtarı bundan sonra sen saklayacaksın derken, benimle vedalaştığını anlamam olanaksızdı. Sevinçle okula gittiğimi, o büyük gün geldi artık, ben de teyzem gibi tüm canlılarla konuşabileceğim diye düşündüğümü anımsıyorum. Okul dönüşü soluk soluğa teyzemin odasına girmiş,sandığını açarak, tütsü kokulu eşyalar içinde bir ipucu bulmaya çalışmıştım..Teyzem odasında değildi ama yanından hiç ayırmadığı akik taşlı tesbihi masanın üstünde duruyordu. Tesbihi görünce teyzemi bir daha asla göremeyeceğimi anlamış, bahçeye fırlayıp,”Teyzem gitti, onu bulun “ diyerek babacana ve anneme yalvarmıştım.
Beni önce önemsemediler ama hava kararınca teyzemin aranmaya başlandığını, tüm komşuların endişeyle onun hakkında olumsuz şeyler konuştuklarını hiç unutamadım. Teyzemin dönmeyeceğini seziyor, sürekli ağlıyordum..
Aradan çok uzun yıllar geçti, teyzem tıpkı kedilerimiz gibi bir daha dönmedi….Nereye gittiğini nasıl öldüğünü tam olarak öğrenemedik ama ben onun gizil güçlerinin, hiçliğe karşı durmak için yarattığı düşleri olduğunu çok iyi biliyor, çevremdeki canlıların birinin bedeninde hala yaşadığını ve bana yeni masallar anlattığını varsayıyorum….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.