MAYAKOVSKİ: ŞİİR, DEVRİM ve AŞK
Romanlarda olduğu kadar gerçek hayatta da aldatmanın sınırlarına girmeyen, aşkın sınırlarını aşan, ahlak sınırlarını zorlayan aşklar yaşanır…  İnsana ne düşüneceğini, nasıl düşüneceğini sorgulatan.  “Yaşamda etik değerler mi, duygular mı ön planda tutulmalıdır?” sorusu farklı bakış açılarıyla farklı yanıtlar çıkarır karşımıza. Sonuçta “Aşkın etiği olmaz!” noktasına gelinir.

Gerçekten de aşkın ahlaksal bir boyutu yok mudur?

Her tür değerin üstünde midir aşk denilen şey?

Bazılarına göre aşkın kaç kişilik olduğu sayısal bir değerdir sadece. Tek kişilik olduğunu savunanlar gibi, üç kişilik olmasında bir sakınca görmeyenler de vardır.  Bazen vazgeçmesi gereken taraf ısrarla aşkına sahip çıkar. Bunun soylu bir davranış olup olmadığı tartışılır elbet. Ama çoğu kez ortaya çıkan üç kişilik aşktan çok üç kişilik mutsuzluktur. Yine de yaşanır…

“Edebiyat iki ruhun arasındaki bir tesadüf noktasıdır” sözünü doğrularcasına Lili Brik, Mayakovski’ye  “Pantolonlu Bulut” şiirini okurken aşık olur. Hırçın, ele avuca sığmaz, öfkeli, dağ gibi boylu poslu bu adamın içindeki çocuğu fark eder Lili. Ve o küçük çocuk Lili’nin kollarında bulur aradığı huzuru ve aşkı. Artık Mayakovski’nin hayatında şiir ve devrimin yanı sıra Lili de vardır.

Edebiyat dünyasının sıra dışı aşıkları, Lili Brik ve Mayakovski, tutku dolu aşklarını şaşırtıcı ve aykırı bir ortamda yaşarlar. Liliya  Yuvenna Brik, Mayakovski’ye aşık olduğunda evlidir. Gizli saklı  bir ilişki yaşamak istemediğinden bunu kocasına itiraf ederek boşanmak ister. Kocası Ossip Brik ise aynı fikirde değildir. Boşanmayı asla düşünmez. Karısına aşıktır. Ve yapılacak tek şey vardır: Birlikte yaşamak!

Lili’ye “O zaman üçümüz birlikte ölene kadar mutlu yaşayalım!”der. Ve birlikte yaşarlar… Üçü de devrimde birlikte yol alır. Ossip, Mayakovski’nin şiirlerini yayımlar, birlikte dergi çıkarırlar.

Kitaplar mutlu yaşadıklarını yazsa da ben bundan hep kuşku duydum. Hiç değilse ara sıra da olsa içlerindeki o tuhaf huzursuzluğun pişmanlığa dönüştüğünü… Üçünün de  omuzlarına yüklenen farklı duygulara dayanmaya çalışması, yüreklerindeki ateşin yavaş yavaş soğumasına neden oldu bence. Ve belki de bu yüzdendi Lili’nin bir süre Mayakovski’den uzak duruşu. Ve de belki değişen Rus toplumunun onu ötelemesinden daha çok Lili’nin uzaklığıydı  Mayakovski’nin otuz yedi yaşında intihar etmesine sebep olan.

&

Üçüncü kişi konumuna düşen Ossip Brik’in duygularını hep merak etmişimdir. Karısının sevgilisiyle birlikte yaşamak nasıl bir duygu çıkmazıdır?

“Onu mutlu edemiyorsam, sadakatini istemeye hakkım var mı?” diye düşünüyor olabilir miydi?

Ya da  “Benimle mutlu değilse, başkasında bulduğu mutluluğu yaşamasına izin vermeliyim ama  yanımda kalması şartıyla.”

Bu aşk mıdır, bencillik midir, kaybetmenin/yalnız kalmanın korkusu mudur?

Ben, bencilliktir diyorum.

Aşk olamaz…

Aşk, onun mutluluğu için gerektiğinde vazgeçmek değil midir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.