Kuşlar – 2 – Martılar

 

Karga yeniden geldi ama martıdan korkuyor. Martı, güvercin olmaktan çıkmış siyah karaltıyı oradan oraya dolandırıp duruyor, kekeliyor. Karga peşinde, ama yaklaşamıyor. Bir ara bir cesaret yaklaştı, anında püskürtüldü. Diğer güvercinler kaçmıyorlar ama emniyetli uzaklıkta bakıyorlar. Arkadaşları parçalanıyor ve hiçbir şey yapmıyorlar. Bütün yaptıkları bir arada durmak ama eylem derseniz o yok. Hâlbuki bütün güvercinler birlik olsaydı martıyı orada bitirirlerdi. O sevimli martı figürü tek başına da olsa ortamın hâkimi. Güçlü gagasıyla bir kekti mi parça koparır. O kadar da masum değiller yani. Martılar sağlıkları bozulunca, yani ölümleri yaklaşınca yere inerler, sanki uçmayı bilmezmiş gibi dolanır dururlar. Onların uğruna şiirler yazılmış, filmler müzikler yapılmıştır. En ünlü martı Jonathan Livingston’dur, bir de onun arkadaşı Fletcher Lynd ve diğerleri var. Yazar Richard Bach yazdı, Neil Diamond (Albümün adı ‘Be’) besteledi.

https://www.youtube.com/watch?v=SLKyKAZYOPE

 

Biraz kitaptan söz edelim. Kitap martıları anlatır ama asıl obje insanlardır. İnsanların gayret ederlerse yapamayacakları hiçbir şey olmadığından söz eder. “Hep size söylenenleri yapmayın, biraz düşünün, öğrendiklerinizin üzerine biraz da siz koyun.” Der. Tabi başkaları farklı bir şekilde yorumlayabilir. Bu benim yorumum. Kitabın sözleri ile (bunu martılara söylüyor):

“Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi? Üstelik çok kısa süren bir çalışmayla bunu kendilerinin de anlaması mümkünken…”

Bir başka yerde, “Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun, bedenlerinizin zincirlerini kırın…” Okumanızı öneririm bu kitabı, belki bir fikir verir size.

 

Yine Antakya’dan bir örnek vereceğim. Antakya, denizden 22 km içeride bir kent. Asi Nehri içinden geçer, Samandağ’da denize ulaşır. Kıyı boyunca uzanan Amanos Dağları ve Antakya’nın arkasındaki dağ sırası arasından Asi boyunca denize ince bir yol vardır. İşte martılar kışın –aç kaldıkları aylarda- o yolu takip ederek Antakya’ya kadar gelirler. Bizde bir de ünü anılarda kalmış Bizans köprüsü vardı. Beyinsizler ben küçükken yıktılar onu, neyse o ayrı konu. Rüzgâr kışın Kuzeyden denize doğru eser. Martılar köprünün yanında Şah Sinemasının damında dinlenir ve oradan köprüyü görürler. Biri köprüden simit- ekmek atınca hep birden havalanıp gelirler. Rüzgâr Kuzeyden eser demiştim ya, onu da göz önüne alarak köprüden biraz açıkta neredeyse havada asılı dururlar. Simit atanın üzerine düşen, martının gagasını nişanlamaktır. Martılar simidi havada kaparlar. Ezkaza çamurlu, kaynaşarak akan suya düşerse, keskin bir dalışla suya pike yapar, simidi kaçırmazlar.

 

Aslında etobur olan martılar, simidi zorunluluktan yer. Şimdi İstanbul’da da kirlilikten denizde balık kalmayınca karada bir şeyler bulma çabasına girdiler. Geceleri çığlık çığlığa bağrışarak yemek peşinde koştuklarını duyuyorum. Martıların kargalara göre avantajı, ayak parmaklarının perdeli olması ve su üstünde durabilmeleri… Hatta suya kısa dalışlar bile yapabilirler ama o işin ustası karabataklardır. Karabatakların sayısı azdır. Karada hiç görmedim. Onların insanlarla işi yok. En çok, insan ayağı değmeyen Haydarpaşa’nın mendireğinde sıralanırlar. İnce uzun boyunlu, sivri gagalı balık avcıları…

(devam edecek)

One thought on “Kuşlar – 2 – Martılar/ Mehmet Sinan Gür

  1. M. Sinan Gür dedi ki:

    https://www.youtube.com/watch?v=ozcsD_3D8Ag
    Richard Bach’ın Martı kitabı İngilizce.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.