GÖK MAVİSİ BİR TÜRKÜ*

 

Seninle ben, her yaşta aşkın yaşanabileceğine, aşkın umut içinde direnerek besleneceğine; bu demek, aşkın hep var olacağına inanıp çıktık yola.”* Azime Korkmazgil

 Otuz yaşlarında, evli, iki çocuk annesi Azime Karabulut.  Uşak Lisesinde edebiyat öğretmeni.  Eşi de ilköğretim müfettişi. Çoğu evlilikler gibi mutlu ya da mutsuz olup olmadığını sorgulamadan, öylesine, sıradan, tek düze yaşanan bir evlilik. Her şey olması gerektiği gibi.

Ve her şey Azime’nin bir dergide Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiirini okumasıyla başlıyor. 1959 yılında Dost dergisinin Şubat sayısında yayınlanan “Ağustos ” şiiriyle.

Hani bazen tek bir sözcük, tek bir dize bizi alır götürür ya; içimizde bir şeyler kıpırdar, bir titreyiş sarar ya ruhumuzu, o anda hissettikleri de buydu Azime’nin.  Okuduğu şiirin bir dizesinde, “Bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı” diyordu Hasan Hüseyin.

Azime; eşi, çocukları ve öğrencileriyle dolu geniş çevresinde yıllardır farkında olmadan yaşadığı saklı yalnızlığını ağır bir yük gibi nasıl taşıdığını hissediyor bu dizelerde. Ağustos şiiriyle içine düşen ateşle, şairin yazdığı tüm şiirleri bulup okumaya başlıyor.

Kim olduğunu bilmeden, görmeden, tanımadan sadece şiirleriyle bir bağ kuruluveriyor arasında. Bu şiirleri yazan adamı bulmalı ve yalnız olmadığını anlatmalıydı ona, bunu mutlaka yapmalıydı…

 Ve yapıyor Azime.

Hayranı olduğu şaire mektuplar yazıyor…

Mektuplar mektupları takip ediyor…

İkisi de birbirine ilgisiz kalamıyor…

Hasan Hüseyin 7 Ağustos 1963 tarihli mektubunda, Sen biraz yarınımsın benim,” diyor. “Biraz değil, yarınımsın Azime. Sana Azime’m diyorum anlasana. Seni anlayarak seviyorum Azime. Düşün ki yüzünü görmedim daha. Kimseden de sormadım seni. Seni kendi sözlerinle tanıyorum. Bir de yolladığın resimden. Geç mi kaldık? Yoo, bu da bizim gerçeğimiz…” **

Azime karmakarışık… Azime hayranı olduğu şaire aşık… İçinde çatışan sadakat ve ihanet duygularıyla baş etmesi kolay olmuyor.  Sadakatin nerede bittiği, ihanetin nerede başladığına dair kesin bir çizgi yok yaşamda. Doğrular da yanlışlar kadar göreceli…

Görmeden, dokunmadan içimizdeki ıssızlığı paylaşmak istemek sadakatin sınırlarına zarar verebilir miydi?

Ya da sadece sözcüklerle yaşanan bir aşk ihanet sayılabilir miydi?

Sadece düşüncelerinde olan birini sevmek, düşünce suçu işlemek gibi geliyordu Azime’ye.

“Çocuklarını al gel, yeni bir hayat kuralım!” diyordu sevdiği adam.

Yeni bir hayat kurmak, kolay mıydı? Tüm yaşanmışlıkları geride bırakıp gitmek… Onu sevenlere utanç ve acı bırakmak… Yapabilir miydi bunu?

Hasan Hüseyin, “Gel, birlikte düşünelim!” diyordu mektuplarında. Birlikte olduklarında her şeye, herkese karşı daha güçlü olacaklarına inanıyordu. 

Birlikte düşünmeye karar verdi Azime. Aşkına sahip çıkacaktı…  Çok sancılı ve zorlu bir süreçti bu.  1960 lı yıllarda evli bir kadının aşkını savunması, tutucu bir Anadolu şehrinde pek de kolay değildi. Ama o hiç ödün vermedi. Hep dimdik, hep aşkının arkasında oldu.

Sonunda boşandı eşinden. Ve sonrası Cemal Süreya’nın dediği gibi “İyilik, güzellik “ti. 11 Haziran 1964 de evlendiler.

Gökten üç elma düştü…

Üçü de sevenlerin başına!  

 

 

 *Gök Mavisi Bir Türkü / Azime Korkmazgil / Ceylan Yay.

 ** Soner Yalçın / Hürriyet Gazetesi 7. 10. 2007

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.