ELMA ŞEKERİ

 

Bir anne, ufacık elma şekerini esirger mi hiç çocuğundan?!.

Yirmi yıl sonra pastanenin vitrinindeki elma şekeri hatırlattı bu cümleyi ona. Tatlı sevmemem de bu yüzden mi, diye düşünmeden edemedi. Sonra saçmalama, dedi kendi kendine, hatırlıyorsun diye çok fazla anlam yükleme buna. Hem nedir ki, bir tek sende mi vardı böylesi otoriter bir anne!

Kendini böyle telkin etmeye çalışsa da buna benzer anılar gün boyunca aklında gezindi durdu. Hani Ayten Teyze vardı ya, yan komşu. İçeri girdiğinde, “Prenses kızım mı gelmiş, öp bakayım teyzeni,” dediğinde, annesi hemen, “Ne prensesi Aytencim yaramazlıklarından illallah ediyoruz,” deyivermişti.

Prensesin gülümsemesi yüzünde yarım kalmıştı. Bir keresinde de veli toplantısında öğretmeni onu övdüğünde annesi, matematiğini yeterince iyi bulmuyorum, demişti. Daha bir sürü benzer durumlar yaşatmıştı annesinin bu tutumu ona. Solgun ve rüzgârda savrulan sonbahar yaprakları gibi hissediyordu kendini.

“ Anne elma şekeri alır mısın bana?”

“Olmaz, hem dişlere zarar, hem de tombul bir kız olmanı istemiyorum.”

Tombul bir kız oldu nihayet. Neyse ki dişleri düzgündü, genetik miras işte. Hani matematiği zayıftı ya inadına mühendis oldu. Hem de yüksek mühendis. Amerika’da okumaya devam etti, sonrasında çalıştı. Yıllarca annesini görmedi, arada bir kaç mektup işte.

Nedendir bilinmez, uzaklık annesine tuhaf bir merhamet duygusu aşılamıştı sanki. Mektuplarında onu ne kadar özlediğini anlatıyordu uzun uzun.  Ama uzaktayken yeşeren biri için dönüş tekrar solma riskini taşıyordu. Bu riski göze alamazdı. Taş kalpliydi bu konuda. Bir sürü bahanelerle geçiştiriyordu annesinin çağrılarını. Ta ki resmi bir evrak için gitmesi gerekene kadar. Gideceği kesinleşince günlerce uyuyamadı. Korktu. Ya yine öyle cümleler söyler ve ben yine küçük bir kız çocuğu gibi etkilenirsem.  Bunca yıl yoluna koymak için didinip durduğum hayatım mahvolur. Düşündü, düşündü, en sonunda bir çıkar yol buldu kendince. Resmi işlerini halleder etmez annesini de alıp çok lüks bir otele tatile gidecekti. Belki oranın konforundan etkilenir dikkati dağılır bana öyle şeyler söylemez. Öyle de yaptı. İlk gün yol yorgunluğunu bahane ederek, sohbet ortamı yaratmadan erkenden uyudu. Sabah da resmi işlerini halletmek için kahvaltıdan hemen sonra evden çıktı. Dönüşte tatil planını heyecanla anlattı. Tahmin ettiği gibi olmuş, annesi böyle özel bir sürprize hem çok sevinmiş hem de tüm ilgisini tatile yöneltmiş, bununla ilgili bir sürü soru sormuştu. Lüks ve konforlu bir yer olması da çok hoşuna gitmişti. İki gün hazırlıklarla geçti ve kiralık araba ile yolculuk vakti geldi çattı. Garip ama o da çok mutluydu. Belki de ben abarttım her şey eskide kaldı…

Yolda uzun uzun onu ne kadar çok özlediğini anlattı annesi. O yokken ne kadar çok sıkıntılar yaşadığını. Eşiyle zaten kızı çok küçükken boşanmıştı. Yalnızlık çok ağır gelmişti…

Annesinin uzun uzun dert yanmalarına karşılık, anlıyorum anne, diyebildi sadece. Anlıyorum ama senden uzaklaşmam gerekiyordu. Seninleyken özgüvenim yerle bir oldu. Yıllarca uğraştım bunu düzeltebilmek için, diyemedi.

Sonrasında başak bir şey konuşmadan yoldaki güzelim manzarayı seyre daldılar, ta ki annesi,

“Aslında bu tatil işine çok şaşırdım biliyor musun?” diyene kadar

“Neden anne?”

“Amerika’da çalışıyorsun ama vasat bir iş olduğunu ve çok kazanamadığını düşünmüştüm hep.”

Bu cümleyi duyar duymaz küçük bir kızın kahkahası geldi kulağına, gözleri karardı, başı döndü. Sonrasında acı bir fren sesi.

Annesinin kırk duası için kaldırımda gezinirken elma şekerinin olduğu vitrinin önünde tüm bunları hatırlamıştı. İçeri girdi. Elma şekerini aldı. Kırsal, yeşil alana doğru uzun bir yürüyüşe koyuldu.

 

 

2 thoughts on “ELMA ŞEKERİ/ Sedef Ergürbüz

  1. Işık Sema Arslan dedi ki:

    Çok beğendim.

  2. Mehmet Sinan Gür dedi ki:

    Onların gözünde hep çocuğuz. Bu kadarla kalsa iyi. İstedikleri her şeyi terddütsüz söyleyebileceklerini düşünürler. ‘Gücenir mi’ diye bir kaygıları yoktur. ‘O da insan’ demezler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.