Filiz Sever

DÂHİLERİN ESİN PERİSİ: ALMA MAHLER

Anılarla Hayata Dokunmak…

Bir insan yaşamı boyunca ne kadar çok anı biriktirmişse, o kadar çok tecrübe kazanır. Bu yüzden anı-biyografi türü kitapları okumayı çok seviyorum. Biyografi yazmak adeta bir psikolog gibi çalışmayı gerektirir.  Anılarla pek çok kişinin hayatına dokunduğumuz gibi, aslında kendi hayatımıza da dokunmuş oluyoruz. Ne de olsa bir anı, belki de gani gani tecrübe biriktiriyor içimizde.

Her insanın hayatı bir romana konu olacak şekilde kurgulanmıştır ama bazı kişiler yaşamlarına o kadar çok şey sığdırmışlardır ki; onlar gördükleri geçirdikleriyle, yaptıklarıyla başkalarının hayatlarına dokundukları için çok özeldirler.

Nasıl ki bir insanın kendisini uzun uzun anlatması zor ise, bir yazarın da biyografisini yazdığı kişiyi tanıtması, okurlarına anlatması aynı şekilde çok meşakkatli bir iştir. Bu nedenle biyografi yazmak bir yazar için zoru başarmaktır. Düşünün; öncelikle anlatacağınız kişiyi çok iyi tanımak, tanıtmak ve anlamak, ondan sonra da kalemi konuşturmak… Bütün bu evreler sırasında hem kendisiyle bolca vakit geçirmek, sohbetler etmek, yakınlarıyla röportajlar yaparak doğduğu yerden yaşadığı yerlere kadar uzanan anılarıyla birlikte onu tanıyabilmek ve anlatabilmek çok uzun bir süreç. Tıpkı ilmek ilmek bir halı dokur gibi, satır satır onu anlatmak için kelimelere, cümlelere hatta hislere, duygulara ve empati yaparak o kişiyi anlamaya çalışmaya kadar varıyor işin aslı.

Biyografi yazmak adeta bir psikolog gibi çalışmayı gerektirir. Müzisyen Alma Mahler’in hayatını yazan Karen Monson’un Dâhilerin Esin Perisi adını verdiği kitabını okudum. Viyana’nın En Güzel Kızı unvanlı Alma Mahler’in yaşamı ölümünden sonra kızı Anna’nın anlatımlarıyla kaleme alınmış. Çevirisini Suna Güler’in yaptığı kitap AFA Yayıncılık’tan çıkmış.

1879-1964 yılları arasında yaşamış Alma Maria Schindler’in biyografisi üzerinde çalışmaya başladığı sıralarda yazar Karen Monson’u kızı Anna Mahler şöyle uyarmış:

“Annem Alma bir efsaneydi ve efsaneleri yok etmek çok zordur.”

Hakikaten fırtınalı yaşamöyküsüyle kelimenin tam anlamıyla bir efsane olan Alma Mahler, 1879 yılında dünyaya geldi. Alma’nın babası Jacob Emil Schindler, o dönemin en ünlü Avusturyalı ressamlarından biri ve özellikle manzara ressamı olarak nam salmış bir şahsiyet. Alma’nın annesi Anna Bergen ise müzik ve tiyatro eğitimi için doğduğu Almanya’dan Viyana’ya gelmiş sanatçı. Bir operette rol bulmuş ve bu rolüyle Jacob Emil Schindler’in dikkatini çekmeyi başardı, evlendiler. Kocasının ünü arttıkça eve gelen ünlüler de çoğalıyorken, en sık gelen dostu ise ressam Carl Moll’du.

Çiftin Alma adını verdikleri bir kız çocukları dünyaya geldi. Alma iki yaşındayken Anna kocasından olmayan bir kız daha doğurdu. Alma ile üvey kız kardeşi çocukken birbirlerine son derece yakındılar. Alma babasına hayrandı.

Babasının ölümünden sonra Alma müziğe daha fazla ilgi göstermeye başladı. Viyana Burgtheater’ın müdürü, genç Alma’ya yol göstererek onun iyi yetişmesi için elinden geleni yaptı. Bu sıralarda annesi Anna, ölen eşinin en yakın arkadaşı Carl Moll ile evlendi. Bu durum babasına çok düşkün olan Alma’yı biraz üzdü ama sonraki yıllarda Carl Moll ile çok iyi anlaştılar.

Aslında bu biyografide sadece bir kadının yaşamı konu olmuyor. Anna- Alma ve Anna olmak üzere üç kuşağın hayatına dokunuyor. Kitapta ana karakterler, anne, kızı ve torunu işleniyor. Şüphesiz erkeklerin de hayatına dokunuyor ama asıl kadınları daha derin işlemesiyle dikkat çekiyor. Üç kadının da hayatlarına giren erkeklerle fırtınalı yaşamlar sürmeleri ortak özellikleri oluyor. İşte, anılar ve yaşanmışlıklar her ne olursa olsun bir sonraki kuşağa tecrübe oluyor.

Viyana’nın En Güzel Kızı unvanıyla, müzik dünyasının en güçlü bestecisi ve orkestra şefi Gustav Mahler ile evlendi. Yahudi olan ilk kocası Gustav Mahler’den Maria ve Anna adlı iki kızları oluyor. Ama Maria yaşamıyor. Mutlu evliliklerini Gustav’ın ölümüne kadar sürdürüyor Alma Mahler. İkinci eşi Bauhaus’un kurucusu mimar Walter Gropius oluyor. Alman soylusu Gropius’tan da Manon adında bir kızları doğuyor. Manon çocuk felci hastalığına yakalanıyor, bir süre felçli yaşadıktan sonra hayata veda ediyor.

Bu arada, Alma Walter Gropius ile evliyken şair Franz Werfel ile aşk yaşıyor ve hamile kalıyor. Bu çocuğun babası Walter mı yoksa Franz mı olduğunu bilemiyor. Doğan oğlan Martin ise küçük yaşta hastalanarak ölüyor. Evlenmeden çocuk yapmanın ne kadar yanlış olduğunu fark eden Alma’ya bu ölüm de iyi bir tecrübe oluyor aslında.

Walter Gropius’tan boşanan Alma, üçüncü kocası şair Franz Werfel ile evleniyor. Genç şair de bir Yahudi. Musa Dağı’nın 40 Günü, Zimmetli Cennet adlı romanların yazarı, aynı zamanda The Song of Bernadette (Bernadette Türküsü) adlı eserin sahibi.

Çocukluğundan gençliğine ve son anına kadar edebiyat ve sanatla iç içe olan Alma Mahler; Gustav Klimt, Gerhart Hauptman, Alexander Zemlinsky, Oskar Kokoschka ile çok iyi dost. Alma’ya “D.O.M. Benedictine Kraliçesi” diye seslenen ünlü yazar ki, onu ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ adlı romanından çok iyi tanıdığımız Erich Maria Remarque’tır.

Kitapta en çok Alma’nın erkekler hakkındaki fikirleri ilgimi çekti. Mesela, şöyle bir cümle var;

“Her erkek kendi kilisesinde vaizdir. Kadınsa dinleyicidir, alıcıdır… Bu kiliselerde yakarmak zorunda olandır.”

Evlendiği erkeklerin hayatına yön vermek ve onların rahat çalışmalarını sağlamak için elinden geleni yapmış ve tam bir geyşa rolünü üstlenmiş aslında. Hatta kendisini onların yaşamına öyle vakfetmiş ki, adeta sadece kocaları için yaşar olmuş. İşte günlüğüne yazdığı ilginç notta bunu doğruluyor.

“Evlilik gerçekten de bir yumurtaya benziyor, iki kişi bu yumurtanın içine giriyor ve geri kalan dünyadan ayrılıyor.”

Annesi Anna Schindler’in dünyasından etkilenen Alma Mahler de erkeklerle ilişkilerinde hep verici rolü üstlenmiş, bu erkek dünyasında ilişkileriyle gündem olan torun Anna da her iki kadından edindiği tecrübelerle erkekleri bu şekilde tanımaya ve anlamaya çalışmış. Sonuç olarak; hayatı anlamak için biyografi okumak, insana tecrübe kazandırır.

 

Daha fazla Panzehir kitap analizine  buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir