Birilerin Hikayesi

 

Cadde tenhaydı, mevsim kış.

Cama yapışmış bir afiş,

Giriş beleşti,

Yer geniş.

Kapı açılınca, kan ve gözyaşı yağdı, gezindim çürümüş bedenler arasında.

*

İki boyutlu düzlemde düz duvara asılmıştı iki adam. Birkaç adım ya var ya yoktu aralarında. İkisinde de piyade tüfeği. Elbiseleri eski, postalı yırtıktı birinin. Akrabalardı, hem ana hem baba tarafından. Dilleri, dinleri değildi aynı, birinin sarı, birinin siyahtı saçları. Adları varmış o zamanlar, artık olmayacaktı. Biri Habil biri Kabil diye anılacaktı.

Namlular donmuştu, eller tetikte.

Düşmanlık yoktu, korku vardı gözlerinde.

Endişe vardı, pişmanlık vardı, ölüm ya da kalım vardı kaderlerinde.

Biri birinden önce düşürecekti tetiği.

Bu pis kabus bitecek, başlayacaktı yeni.

Kim yürürse ay ışığının altında, ertesi günkü güneş onun için doğacaktı.

Biri sevgilinin koynunda uyanacaktı, birini anası bekliyor, gidip sarılacaktı boynuna.

Dağlarda çiçek toplayacaktı biri, biri kum çıkartacaktı okyanusta.

Birinin oğlu, birinin kızı olacaktı. Kanlı ellerini yıkayıp temiz elbiseler giyecekti.

*

Bir gün patlasın diye içlerindeki volkan, ikisinin de kulağına aynı kelimeleri fısıldamıştı şeytan. ‘Sen iyisin o kötü. Sen diri kal, o ölü’.

Biri gemi güvertesinde, biri tren vagonunda, düşmüşlerdi yola.

Lanetli şeytana yardımcı lazım, o mu yapacaktı her bir işi?

Tutuşturup iki gencin eline silahı, barut ve kanla sulamışlardı toprağı.

Oysa gençler masumdular, değillerdi nefretin kölesi. Doğurabilemez analar, biri biriyle aynı olmayan çamurdan birini.

Gençtiler cahildiler…

Demişler içlerinden ‘Hani oyundu bu, ölmezdi kimse, karanlık basmadan giderdi herkes evine’

Hızlı olan mı çekmişti tetiği, yoksa daha çok korkan mı?

Belki sevgili ağladı, belki karalar bağladı ana. Bir çocuğa olamadan baba, erkek ya da kız, biri öldü.

Oysa bedenler değil, beyaz mendiller düşseydi yere. Göğüslerindeki fotoğrafları çıkarıp bu sevgilim deseydi biri, biri anam. Kursalardı dört kişilik bir sofra, biriler, sevgili ve ana. O zaman ana, oğlum derdi oğlu olmayana.

Hangisi Habil olmuştu, hangisi Kabil, bize muamma. Dönememişler evlerine omuz omuza.

*

Bir varmış, bir yokmuş.

Yerde iki yıldız sönmüş, biri bir eve, biri öbür eve düşmüş.

Biri ölmüş, biri dönmüş.

 

Bir anons; Sayın ziyaretçilerimiz fotoğraf sergimiz az sonra kapanacaktır. İlginiz için teşekkür eder, barış fotoğraflarının çekileceği günler dileriz.

 

Bülent BUYRUK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.