Bir Mimarlık Öğrenci Başarısı

Son sınıftaydım. Yeni projemizin konusu Mimarlık Fakültesinin yanında ona bağlı bir Şehircilik ve Bölge Planlama Bölümü yapısı yapmaktı. Dört hocamız vardı. Ülker Çopur, Süha Özkan, Enis Kortan ve Haluk Pamir. Tam anımsamıyor olabilirim. Kırk yıl geçti aradan. Anımsadığım kadar anlatacağım.

Zor hocalardı. Geçer not almak kolay değildi. Ancak o dönem dört üzerinden üç buçuk (BA) alma başarısını gösterdim. Her şey denk geldi. Dönem içinde ara jürilerin ilkinde (Jüri: bir grup öğretmen toplanır, öğrenci projesiani yaparken neler düşündüğünü öğretmenlere anlatır) yumruğumu sıktım ve dedim ki: “Ben böyle yumruk gibi sıkılı bir proje yapmak istiyorum.” O andan sonra benim proje bütün sınıfın ilgi odağına oturdu. Başta haberi olmayanlar daha sonra haberdar oldular.

Projede ders sınıfları, çizim stüdyoları, öğretmen odaları, idari bölüm, kantin, sergi alanı ve bir amfi vardı. Gerçekten yumruk gibi hepsi birbirine girmişti. Bir gün yurt odasında kafa patlatırken aklıma müthiş bir fikir geldi. Tek mekân! Bütün proje tek mekân olacaktı. Odada sevincimden bağıra bağıra yatakların üzerinde zıpladım. Müthişti bu, çünkü mimarlık öğreniyorduk. Bizden önce mimarlık eserleri bırakmış kişilerin böyle çok yapıları vardı.

Başka ne yapabilirim diye düşünürken bir arkadaşla birlikte Şehircilik Bölümünden bir hoca ile mülakat yapmaya karar verdik. Adını anımsayamadığım bir kadın şehircilik hocası bulduk. Onun odasında sorular sorduk. Neler isterdi, nelerden mutlu olurdu, eksikliğini duyduğu şeyler neydi. O da severek anlattı bize.

Bir ara jüri zamanı geldi. Haluk Pamir jüriye bizim mülakat yaptığımız hocayı davet etmemiş mi? Büyük avantajdı bizim için. Hocamız projede kendi düşüncelerini görüyordu. Bütün öğrenciler sunumlarını yaptılar. Jürinin sonunda Haluk Hoca Şehircilik hocasına sordu: “Hangi projenin olmasını isterdin?” Yanıt tereddütsüz geldi: “Sinan’ın projesinin olmasını isterdim.” Siz bendeki mutluluğu düşünün artık. Havalara uçacaktım neredeyse ama sevincimi çok göstermedim.

Yine bir ara jüri zamanı geldi. Stüdyoda projelerimizi astık. Bu kez anlatmayacaktık. Kolay olsun diye hocalar projeleri gezecekti. Öğrenciler de onları savunma yapmadan dinleyecekti. Gezinme başladı. Enis Kortan Hoca dolaşırken yaptığım benim projeyi görmeden diğer öğrencilere benim projeyi anlattı durdu. Böyle yapın diye benim yaptıklarımı tavsiye etti. Bir zaman sonra öğrencilerden sıkıldılar ve bizi dışarıya çıkardılar. Projeyi görünce şok oldu herhalde. Çünkü onun dediklerinin neredeyse hepsi bende vardı.

Zaman geçti Haluk Pamir Hoca elinde kağıtlarla dışarı çıktı. Hepimiz tepesine üşüştük. “Hocam, benim notum, hocam benim notum…” diye beynini pişirdik. O da sabırla herkesin notunu söyledi. Benim notum CB (iki buçuk) idi. Çok gelmeyebilir ama sınıfın en yüksek notuydu. Çok mutlu oldum tabi.

Yılsonuna zaman vardı. Daha geliştirebilirdim. Öyle de oldu. Ama artık hem arkadaşların hem de hocaların ilgi odağıydım. İlginç olan bir şey daha vardı. Ben birkaç kez projeden F alıp kalmıştım. Vasat bir öğrenci sayılıyordum. Aslında o dönemler neler yaşadığımı benden başka kimse bilmiyordu. Geçtiğim yıllarda hep sınıf ortalamasının üzerinde olduğumu da bilmiyorlardı. Ayrıca sınıf içinde en iyi not alma işini bir kez daha en zor hocalardan Kemal Aran’ın stüdyosunda ikinci Sınıftayken, bir kütüphane projesinde bir arkadaşla birlikte (Ali Aytaç) yapmıştım. Bir de Güneş Saati projesinden beş kişi ile birlikte not yerinde ‘Excellent’ (mükemmel) almıştım. Ama bunda tektim ve son sınıftaydık.

Mimarlığın ucu görünmüştü.

Son jüri için kritik alırken (kritik almak: hocalar öğrencileri dolaşır ve masaları üzerinde proje açıkken öğrencilere neler yapmaları gerektiğini anlatırlar) Ülker Çopur bana büyük iltifat etti: “Sen designer’sın” dedi (designer: tasarımcı). Nasıl gururlandığımı, nasıl sevindiğimi anlatamam. Tasarımcı olmak, mimar olmaktan bir tık ötededir. Tasarımcının malzemesi artık odalar, mekânlar değildir, her şeydir. Ama ben eksik olduğum yerleri biliyordum. Örneğin cephede, yani işi satma noktasında zayıftım. Mimarlık tarihi konusunda zayıftım (Ne yapayım? Ailemizde hiç mimar yoktu ki).

Projem düz bir proje değildi. İnişli çıkışlı, birbirine geçişli ve dediğim gibi neredeyse tek mekân bir projeydi. O zamana kadar hiçbir öğrencinin yapmadığını yaptım.  Dört tane büyük kesit çizdim ki öğrenci projelerinde –o da zorunlu olarak- yalnızca iki kesit çizilirdi. Bazı yerlerde daha iyi çözümler buldum. Sonuç, Enis Kortan’dan bile övgü alarak BA (üç buçuk) notu.

Mezun olduktan sonra bana mimarlık yaptırmadılar.

Ancora Imparo (Hâlâ öğreniyorum). Michaelangelo seksen üç yaşında iken söylemiş. Ne olursa olsun, bizim yapmamız gereken budur. Şimdi atmış beş yaşındayım. Bakalım ne zamana kadar sürecek.

 

Mehmet Sinan Gür

26 Ağustos 2020

2 thoughts on “Bir Mimarlık Öğrenci Başarısı/Mehmet Sinan Gür

  1. Semiha dedi ki:

    Basarili öğrencinin heyecanını ve mutluluğunu yarattınız okurken.kaleminize saglik

    1. Mehmet Sinan Gür dedi ki:

      Teşekkür ederim Semiha Hanım. Mutlu ettiniz beni.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.