Ayşe Koçberber

KUŞ NEŞESİ

Kar yağmış bir ocak günü, kardeşimle pencereden kuşları izliyoruz. Ben on, o sekiz yaşlarında. Serçeler öylesine neşeli ki bir dallara konuyor bir havalanıyorlar; birbirlerini kovalarken sanki elim sende oynuyorlar. İçlerinde safdilliğin şefkatli ve coşkulu hâllerini taşıyorlar. Tıpkı biz çocuklar gibi.

Ne yaptıklarını anlamaya çalışırken hayaller kuruyoruz. Ben onları lunaparkta dönme dolaba bindiriyorum, kardeşim çikolata almaya gönderiyor; o zamanlar bildiğimiz sevinçler bunlardan ibaret. Sonra gerçeğe dönüyoruz; ne lunaparkı ne çikolatası? Bu kuşlar olsa olsa aç ve yem arıyorlar. Merhametim o günlerden kalma. Mutfaktan ekmek getirip pencereden balkona çıkıp kuşlar için ufalıyorum. Serçelerin sevinci bana da bulaşıyor; öyle mutluyum ki dönme dolapla göğe yükselen benmişim gibi.

Onlarca serçe, kar sessizliğinde cıvıldaşıyor. Kahverengi benekleri beyazı lekelemiyor; aksine ona neşe katıyor. Benden ürkmüyorlar.

Üşüyorum. Serçeleri de beslediğim için pencereye yöneliyorum. O da ne? Pencere kapalı; içeri giremiyorum ve kardeşim muzipçe sırıtıyor.

İnsan hiçbir şeyi yeni icat etmiyor bu içimizde hep var. İbre bir iyiliğe, şaka yollu bile olsa bir kötülüğe kayıyor. Kala kalıyorum balkonda titreyerek. Ben olanca gücümle itekledikçe camı o içerden gülüyor. Güldükçe hem öfkem hem gücüm artıyor. Sanırım öfke ile güç paralel artıyor öfke insanı kontrolden çıkarıyor. Yumruklamaya başlıyorum camı.

Çığlık çığlığayım cam bileğimi kesiyor, sıcak kan damlaları karı eritiyor. Pencere açıldı. Ben acıdan kardeşim korkudan bağırıyoruz. Annem babam evde yoklar muhtemelen işteler. Komşumuz Şükriye Teyze geliyor çığlıklara ve ben o arayı hatırlamıyorum. Eve döndüğümüzde bileğimde üç dikiş kardeşimin başı yerde mahcup ve üzgün.

Sevinçlerle kederlerin görünürdeki simetrisi kesinlikle hakkaniyetli olmuyor. Acılar biraz daha ağır basıyor kefede. Dengelemek için bahaneler buluyor biraz sevinç ekliyoruz teraziye.

Benimle büyüdü dikiş izlerim de. Bir çocukluk nişanesi gibi bileğimde öyle sessizce bakışıyoruz. Arada göz kırpar muzipçe.

Bir zamanlar evlerin sahipleri öldüğünde bu durum hayvanlarla paylaşılırmış umutlanmasın ya da terk edildiklerini düşünmesinler diye. Şimdilerde ben, çocukluk evimi her ziyaretimde fısıldarım serçelere; annem babam öldü aramayın siz hep var olun, siz var oldukça kuş neşeniz ulaşır onlara diye.

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir