KURT VONNEGUT VE EFSANE ROMAN ‘MEZBAHA 5’
Kurt Vonnegut başyapıtı olarak tanımladığı Mezbaha 5 adlı kitabında hayatın ve insanın acımasızlığını, absürtlüğünü inanılmaz bir mizahla kaplasa da okuru sarsmadan bırakmıyor. Savaş gibi kolektif bir travmanın hem toplumsal hem de bireysel hafızada bıraktığı kalıcı izleri ironik bir şekilde irdeliyor. Eser yalnızca savaş karşıtı bir hikâye olarak düşünülürse yazarın çok yönlü birikimine haksızlık edilmiş olur. Mezbaha 5 zamanın, belleğin, insanın ve içinde yaşadığımız gerçekliğin doğasına dair bir sorgulamadır.
Mezbaha 5 (Slaughterhouse-Five), modern edebiyatın savaş karşıtı en önemli eserlerinden biri kabul edilir. Kitap yayımlandığı dönemde Vietnam Savaşı sürmekteydi. Roman, yalnızca II. Dünya Savaşı’nı değil, tüm savaşların anlamsızlığını hedef alarak genç kuşak için bir başucu kitabı oldu. 20. Yüzyılın post modern edebiyatında, zamanın parçalı anlatımı ve türler arası geçişiyle çığır açıcı bir örnek teşkil etti.
Kurt Vonnegut ve Mezbaha 5 Yaşandığı Dönem
Kurt Vonnegut 1922 yılında Indianapolis’te Alman asıllı bir anne babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Biyokimya eğitimini tamamladıktan sonra 20-22 yaşlarında kendi isteğiyle orduya yazıldı. Askerliğe başlamasından kısa bir süre sonra batı cephesinde Almanlar tarafından esir alındı ve Dresden’e yollandı. Kültür ve sanata önem verilen tarihi güzelliklere sahip bir şehir olan Dresden’e hayran kaldı fakat çok kısa bir süre sonra Dresden müttefiklerce, gerekliliği tarih otoriteleri tarafından halen tartışılan korkunç bir bombardımana tutuldu. Almanya’nın teslim olacağı belli olduğu halde, müttefikler ezici üstünlüklerini göstermek için aynı gün içinde savunma gücü çok zayıf olan Dresden’e 4000 den fazla bomba attılar. Bombalama o kadar kuvvetliydi ki insanlar yangından değil, söz konusu bombalama sonucu oluşan karbondioksit dışarı salınamadığı için havada zehirli bir atmosfer oluşmasından dolayı boğularak öldüler.
Şehir dümdüz oldu. Bu konuda yapılan en önemli sorgulama “Böyle bir bombalamaya gerek var mıydı?” sorusudur. Kurt Vonnegut kitapta bu sorgulamaya açıkça girmese de ilerleyen sayfalarda Hiroşima bombalandıktan, korkunç sonuçları görüldükten sonra üstelik de bombalamaya gerek olmadan ezici bir üstünlük sağlanmış olduğu halde Nagazaki’nin niye bombalandığını soruyor.
Her ne kadar Hiroşima ve Nagazaki bombalamalarından tarihte sıkça söz edilmiş olsa da Dresden bombardımanı ABD medyası tarafından üzeri ustaca kapatılmış bir savaştır.
Vonnegut ve bir avuç esir arkadaşı savaşın merkezinde olmalarına rağmen “Mezbaha 5 “ olarak adlandırılan bir fabrikanın yeraltındaki soğuk hava deposuna saklanarak kurtuldular. Gelgelelim 30.000 sivilin bir anda ölmesine sebep olan bir bombardımana tanık olma travması ömrü boyunca yazarın peşini bırakmadı. Yaşanmışlığını daha sonra 1969 yılında Mezbaha 5 adlı başyapıtına dönüştürdü.
Mezbaha 5 Kara Mizah, Bilim Kurgu, Yarı Otobiyografik ve Gerçekçi Roman Kategorilerinin Hepsinde Kabul Görür
Vonnegut birebir yaşamış olduğu olayları anlattığı için Mezbaha 5 yarı otobiyografik bir eser olarak kabul edilir. Savaş karşıtı çok kitap yazılmıştır ama Mezbaha 5’in ayırıcı özelliği Kurt Vonnegut’un olayı neredeyse eğlenceli bir kara mizah haline getirerek anlatabilmiş olmasıdır. Savaşta arkadaşlarını kaybetmiş, çukurlarda aç susuz günler geçirmiş bir insanın bu derece yüksek bir mizah yeteneğine sahip olmasını beklemiyoruz. Çünkü bunca travmadan sonra olaya kara mizahla yaklaşabilmek çok özellikli, çok boyutlu bir düşünce yapısı gerektirir. Kurt Vonnegan savaşın insanı düşürdüğü zavallı durumu muazzam bir başarı ile okura yansıtıyor. Kitabın ironik dili esere edebiyat dünyasında apayrı bir yer veriyor.
Kitap ana karakteri Billy Pilgrim’in uzaylılar tarafından kaçırılması ile ortaya çıkan olayları gerçek yaşam anılarına katarak anlattığı için bilim kurgu sınıfında da yer almayı da hak ediyor. Eserin bir başka önemli özelliği Billy Pilgrim’in lineer zaman akışında tutunamaması, sürekli olarak zamandan kopması ve yaşamının farklı anları içinde hikâyesine devam etmesidir. Vonnegut eserini o yıllar için yeni sayılabilecek bilinç akışı tekniğini bilim kurgu üzerinden örerek ortaya koyuyor. Böylece biz de okur olarak geçmiş, gelecek ve şimdinin aynı anda yaşandığı, zamanın ustaca büküldüğü dördüncü boyut ve paralel evrenler üzerinden olayı takip ediyoruz.
Eser kara mizah, bilim kurgu, yarı otobiyografik alanlarda kendisine yer bulurken, okura oldukça gerçekçi ve felsefi bir bakış açısı da sunuyor. Yazar kara mizah ile hikâyesini anlatırken, eser bir komedi haline dönüşmüyor. Metinde savaşın bütün korkunçluğu olduğu gibi gözlerimizin önüne seriliyor.
Mezbaha 5 yalnızca Dresden’i değil, insanlığın ortak yazgısını anlatır. Roman, her savaşta yeniden, yeniden kurulan mezbahaları işaret eder. Billy Pilgrim’in zamandan kopmuş hayatı, aslında insanlık olarak yaşadığımız tarihin kolektif belleğimizde bıraktığı kırılmayı simgeler.
Zaman ve Ölümün Gölgesinde: Mezbaha 5 Felsefi Değerlendirmesi
Kurt Vonnegut’un Mezbaha 5 romanı, yalnızca savaşın anlamsızlığını değil, zamanın ve ölümün insan bilincindeki kırılganlığını da tartışmaya açar. Romanın kahramanı Billy Pilgrim’in “zamana kilitlenemez” hale gelişi, aslında savaş travmasının bir dışavurumu olduğu kadar, felsefi bir sorudur da: Zaman nedir? Ölüm nedir? İnsan bu ikisi arasında nasıl var olur?
Zamanın Çizgisel Olmadığı Bir Dünya
Tralfamador gezegeninde yaşayan uzaylılar, zamanı doğrusal değil, bütün halinde algılar. Onlara göre tüm anlar eşzamanlıdır; geçmiş, şimdi ve gelecek arasında fark yoktur. Her şey aynı anda olup biter. Bu bakış açısı, Bergson’un “süre” kavramını hatırlatır. Zaman, mekanik uzanan bir çizgi değil, bilinçte akan, katmanlar halinde üst üste yerleşen bir deneyimdir.
Billy’nin kendisini bir anda savaş alanında, bir anda evinde ya da bir uzaylı kafesinde buluvermesi, travmanın yarattığı bilinç yarılmasını gösterirken aynı zamanda insanın zamanı “hikâyeleştirme” ihtiyacını da sorguluyor. Biz zamanı lineer doğrultuda anlamlandırırız ama savaş bu çizgiyi paramparça eder.
Albert Camus ve Absürdün İçinde Umut
Camus’nün “absürt” anlayışı bu eserde yankılanarak adeta hayat buluyor. İnsan, anlamsız bir dünyada anlam arar. Billy Pilgrim’in zaman yolculukları, absürdün bir tezahürüdür. İnsanın yaşamının merkezine oturttuğu anlam, parçalanmış gerçeklikte dağılır. Ancak bu dağılma, aynı zamanda bir dirençtir. İnsan, zamanı kaybetse de yaşamaya devam eder, etmelidir.
Tralfamadorlular için ölüm, yalnızca bir andır: “Ölüler hâlâ başka bir yerde, başka bir zamanda yaşıyor.” Bu bakış açısı, bir tür teselli sunar. Ama Vonnegut’un ironisi, bu tesellinin yetersizliğini de sezdirir. Bizler ne yazık ki zamanın bütünlüğünü kavrayamayız; ölüm, her daim kayıp ve boşluk olarak kalır.
Nietzsche ve Ebedi Dönüş: Zamanın Sonsuz Tekrarı
Nietzsche “ebedi dönüş” düşüncesinde zamanı doğrusal değil, döngüsel olarak tasavvur eder. Ona göre yaşadığımız her an, her acı ve her sevinç sonsuz kere tekrar edecektir. Bu düşünce, insan için dayanılmaz bir yük gibi görünür fakat Nietzsche için aslında en büyük sınavdır:
Hayatı, tüm acılarıyla birlikte, sonsuza dek yeniden yaşamaya “evet” diyebilir misin?
Mezbaha 5’te Billy Pilgrim’in zamandan kopmuş deneyimi, bu ebedi dönüş düşüncesini çağrıştırır. Billy aynı anları tekrar tekrar yaşar; savaşın, ölümün, kayıpların döngüsünden çıkamaz. Bu tekrar, Nietzsche’nin sınavını hatırlatır: İnsan, trajediyi sonsuza dek yaşamaya katlanabilir mi? Vonnegut’un yanıtı ironiktir. Billy’nin teslimiyeti, insanın bu döngü karşısında çaresizliğini gösterir. Olaylardan sonra adeta bir nakarat gibi tekrar edilen “So it goes ”, “Oluyor işte” ya da bir başka deyişle “Hadi geçmiş olsun” kalıpları işte bu absürt döngünün soğuk kabulüdür.
Nietzsche’nin ebedi dönüşü bize “yaşama evet deme” çağrısı yaparken romanın asıl gücü insanlığın savaşlarla yarılmış belleğinin, zamanın kırık aynasında ve ölümün sıradanlaşmış sessizliğinde gösterilmesidir.
Daha fazla Panzehir kitap analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

