BİR YAZ GÜNÜ RÜYASI / Zehra Özcan
BİR YAZ GÜNÜ RÜYASI
Uzmanların yaz mevsiminin en sıcak günleri dediği bir temmuz günüydü. Güneş yarımküremizi terk etmeye hazırlanırken hava da biraz serinlemiş, biz insanlara bir nefes ferahlığı vermişti. Evlerinde sıcaktan bunalan, fırında tavuk gibi alt üst nar gibi kızarmaktan son anda kurtulan insanlar kendilerini sokağa atmıştı. Ben de bir tutam ferah nefes almak için dışarı çıktım o akşam üzeri. Yürüyüş yaparak kanımın damarlarımdan daha rahat akmasına yardımcı olmak için dolaştım. Bu dolaşma esnasında tanıdık tanımadık bir sürü insanla karşılaştım. Kimisiyle iki laf edip hal hatır sordum, kimisiyle sadece selamlaştım, kimisini ise görmezden geldim. Tanımadıklarıma zaten bir şey yapmama gerek yok. Uzun zamandır yeni birisiyle tanışmadığımı fark ettim. Hiç gerek yok yeni birisini hayatıma katmaya. Tanıdığım insanlar yeterli diye düşünüyorum.
Epey yürüdükten sonra parkın kenarında bir ağacın altındaki boş banklardan birine oturdum. Yorulmuşum, topuklarımda davul çalıyorlar gibi hissediyordum. Ben yorgunluktan belimi başımı ovuştururken yan banka iki tane yaşlı adam gelip oturdu. Hallerine bakılırsa sıcakta evde oturmaktan sıkılıp havanın serinlemesini sabırsızlıkla bekleyip buluşmuşlar gibi duruyor. İki kadim dost gibi görünüyorlar. Ya da artık kendi yaşlarına yakın bir arkadaş bulamadıklarından zoraki arkadaşlık yapıyorlar. Birinin kafasında hacı takkesi diğerinde fötr şapka vardı. Hacı takkesi olanda baston da vardı. Öbürü bastonu yaşlılık alameti saymış olacak ki hayli yavaş yürümesine rağmen eline baston almamış. Oturduklarında pantolonlarının paçalarının hafif yukarı kalkmasından ikisinin ayağında da mesh olduğunu gördüm. Bunca sıcağa rağmen ayaklarındaki meshten vazgeçmemişler. Belki de yaşlılıktan dolayı ayakları üşüyordur, ondan giymişlerdir. Ya da her vakit abdest alırken ayaklarını yıkamak zor gelmiştir de mesh vererek bu yükümlülükten kurtulmak istemişlerdir. Ancak bu yaşlı amcaları incelemeye devam ettiğimde gömleklerinin üstüne yelek onun da üstüne ceket giymiş olduklarını gördüm. O sırada bende incecik bir tişörtle bir şort var. Amcaların bu halini fark edince bana bir ter bastı. Ama bir sevimlilik de yok değildi yaşlı amcalarda. Eminim yeleklerinin cebinde de köstekli saatleri vardır.
Onları incelerken bir yandan da bu yaşa kadar ne maceralar yaşamışlardır diye düşünüyordum. Bir ömürde neler neler yaşadılar acaba? Nasıl bir evde dünyaya gelip nasıl bir çocukluk geçirdiler? Ergenlikleri şimdikiler gibi çılgın mıydı? Peki gençlik zamanları? Âşık oldular mı acaba hiç? Eskiden aşklar nasıl yaşanıyordu? Mektupla haberleşiyorlardır herhalde. Filmlerdeki gibi mendil mi atıyordu kız, gönlüm sende anlamına gelen? Sevdiği kızlarla evlenebildiler mi acaba? Evlendilerse mutlu oldular mı ki? Belki de sevdiği kızla evlenemeyip de iyi ki evlenmemişim demişlerdir. Ya ikisi de aynı kıza âşık olduysa? Hadi canım sen de! Öyle olsa şimdi böyle yakın olurlar mıydı? Neden olmasın? Kaç yaşlarına gelmişler, bir ayakları çukurda. O köprünün altından çok sular aktı demişlerdir, yaşanan yaşandığı yerde kalsın, biz buradan devam edelim demişlerdir belki. Olabilir tabi, ama yine de düşük bir ihtimal.
Şimdi bu adamların ana babaları ölmüştür. Varsa belki kardeşleri de ölmüştür. Hatta eşleri de ölmüş olabilir. Olduysa çocukları kalmıştır sadece hayatta. Nasıl bir duygu acaba doğduğundan beri gördüğün, seni her şeyden çok düşünen kan bağının olduğu birinin öldüğünü görmek? Hatta kan bağının olduğu herkesi kaybetmek? Köklerinden koparılmış bir ağaç gibi hissedersin herhalde kendini. Köksüz bağsız kalakalmış, ne yapacağını bilemezsin. Her zor durumda arayıp ne yapman gerektiğini sorduğun ve her defasında seni doğru yönlendiren biri, bir gün aniden artık yok. Kafayı yemek için daha büyük bir sebep olamaz.
Ben oturmuş amcaları bu düşüncelerle izlerken konuşmalarını duymaya başladım. Yaşları yakın iki yaşlı adam tabii ki eskilerden, kendi zamanlarından konuşuyorlar. Kendi zamanlarıyla şimdiki zamanı karşılaştırıyorlar. Eskiden şöyle olurdu, şimdi öyle değil. Biz şunları yapardık, şimdikiler nerdee?
“Biz babamızın yanında yere diz çöküp otururduk, şimdikiler bacak bacak üstüne atmayı bırak sırt üstü güneşlenir gibi yatıyorlar. Saygı denen bir şey yok. Bir de çok tarla ekip kaldırırdık. Ekinler, buğdaylar, arpalar çok olurdu eskiden. Onlar da eskisi gibi olmuyor artık. Hoş şimdi o işlerle uğraşanlar da yok ya, neyse. Harman zamanı geldi miydi, biz her gün erkenden kalkar oraklarımızı alır ekin biçmeye giderdik. Bir hafta sürerdi neredeyse biçme işi. Sonra harman ederdik. Harmandan sonra da patos. Çoluk çocuk genç yaşlı herkes gelirdi patosun başına, bir işin ucundan tutardı. Şimdi döver biçer diye bir şey çıkmış, o yapıyormuş eskiden bizim bu yaptıklarımızın hepsini. Hem de birkaç saatte. Böyle olmasına rağmen şimdi tarla eken yok.”
Acaba amca bu anlattıklarını yaparken istekli miydi, yoksa zorla mı yapıyordu? Eminim söylene söylene yapmıştır zamanında. Ama çocukken zorla yaptığın şeyler büyüyünce en çok özlediğin şeyler oluyor. Kendimden biliyorum. Bir ara amcanın şu söyledikleri dikkatimi çekti.
“Çok kalabalıktık biz önceden. Babaannem, dedem, amcam, yengem, halalarım, onların çocukları derken küçük bir düğün evi gibi olurdu evimiz. Üç tane sofra kurulurdu her öğün. Tek sofraya sığamazdık. Akşam yemeğinden sonra herkes bir odada toplanır hasbihal ederdik. Yok öyle şimdiki gibi herkes kendi odasına çekilsin. Ayıptı bir kere zaten. Dedemin o zamanlarda anlattığı masalları unutamıyorum. Şimdinin televizyonu bizim evde dedemdi. Sonra bir bir eksildi insanlar o evden. Önce dedem öldü. Babaannem çok ağladı arkasından. Kolay değil kırk sene aynı yastığa baş koymuşlar. Üstünden koca çınarın gölgesi gitmiş gibi hissetti. Kendisi söyledi sonradan. Dedem ölünce zaten aile kendiliğinde çil yavrusu gibi dağıldı. Arkadaşlar da çoktu eskiden. Ama sahiden arkadaş. Şimdikiler gibi çıkarcı değil. Her derdinde yanında, sevincinde senden daha çok mutlu olurlardı. Naylondan arkadaşlık değildi yani. Hayatının başlarında çok kalabalık oluyor insan. Sonlara doğru azalıyorsun. En son da aha böyle dımdızlak kalıyorsun tek başına.”
Amcanın bu son söylediğinden tek başına yaşadığını anladım. Ancak anlattıklarının içinde evlilik, çoluk çocuk yoktu. Evlenmedi mi acaba hiç? Karısı ölmüştür belki. Çocukları olsa niye yalnız olsun, onların yanında kalırdı. Belki istememiştir çocukları amcayı. Gelinler baban gelirse ben giderim diye tehdit etmiştir belki. Çevremden duyduklarımı söylüyorum. Öyle söylüyormuş bazı kadınlar. Ya da damatları kayınpeder kahrı çekmek istememiştir. Sadece çocuklarına kalsa isterler tabi babalarına bakmayı, niye istemesinler? Onların bu dünyada var olma sebepleri babaları.
Biri tarafından istenmemek nasıl bir duygu acaba? Hele canından çok sevdiğin evladın tarafından. Kör kuyulara atsınlar daha iyi diye düşünür insan herhalde. Ama belki de amca istememiştir çocuklarının yanına gitmeyi. Gidip de huzurlarını kaçırmak istememiştir. Amcanın huzur kaçıracağından değil de, işte ona öyle gelir her olayda. Her olayda benim yüzümden oldu dememek için gitmiyordur belki de. O zaman da evlatlar istenmemiş oluyor, onlar için de kötü bir durum. Ama çocuklar babaları gibi kör kuyulara atılmak istemez. Aksine babalarının gelmek istememesi hoşlarına bile gider belki. Bizim huzurumuzu düşünüyor, kendi zorlanmasını saymıyor, canımız babamız demişlerdir içlerinden. Amca kafasını dinlemek istemiştir belki artık. Bu yaşına kadar kendi istediği gibi yaşayamamış, istediğini yapamamış, ne bileyim en basitinden istediği saatte uyanamamış da bu yaştan sonra ömrünün son demlerinde dilediğini dilediği zaman yapmak özgürlüğünü kaçırmak istememiştir. Torunları varsa arada gider görür, birer hediye alıp gönüllerini alır. Bu dededen iyisi olmaz o zaman dünyada.
Bu amcaların hayat öyküsü ne kadar da meşgul etti kafamı. Sürekli onların hayatıyla ilgili tahminlerde bulunuyorum. Daha doğrusu birinin hayatıyla ilgili. Şu fötr şapkalı amca pek konuşkan. Hep o anlatıyor, ben de onun anlattıklarından yola çıkarak hayatıyla ilgili varsayımlarda bulunuyorum. Bana neyse başkalarının hayatından? Pek kimseyle tanışmak istemem ama bu amcalarla tanışma isteği duyuyorum. Yaşlı sohbetini de pek sevdiğim söylenemez. Bu adamların hayatını öğrenmek için can atıyorum. Topuklarımdaki davul hafiflemişken amcaların yanına gidip bir selam vereyim bari. Hem ne iş yaptıklarından bahsetmediler, onu öğrenirim. Çiftçilikten başka işler de yapmışlardır herhalde. Hayat tecrübelerinden faydalanırım. Yap dediklerini canla başla yapmaya gayret ederim, yapma dediklerine tövbe billah yaklaşmam.
Sağ ayağımı sol ayağımın üstünden indirip ayağa kalkmaya çalıştım. Ancak ayaklarım tutmuyor gibiydi. Güç kuvvet gitmiş ayaklarımdan. Hareket ettirebiliyorum ama üstüne basamıyordum, çok garip. Tekrar sağ ayağımı sol ayağımın üstüne koyarak bacak bacak üstüne atmayı denedim, oldu. Ama niye ayağa kalkamıyorum. Bacaklarım iki kütük gibi nerdeyse. Dizden aşağısı oynamıyor. Çok yürüdüğümden mi böyle oldu acaba? Hayır, ondan değildir, daha çok yürüdüğüm zamanlar oldu. Kramp mı girdi acaba ayaklarıma? Bileklerim de oynamıyor. Ellerimi oturduğum banka bastırıp ağırlığımı kollarıma verip kalkmaya çalışıyorum ama nafile. Kollarım vücudumu kaldırmak için güçsüz kaldı. Amcalardan yardım istesem mi acaba? Kaldırabilirler mi beni? Korkmaya başladım. Nasıl kalkacağım bu banktan. Keşke hiç evden çıkmasaydım. Balkonda oturup serinleseydim keşke. Nerden aklıma geldiyse dışarı çıkmak? Çıktım da gördüm günümü işte!
Fötr şapkalı çok konuşan amca oturduğum yerden debelendiğimi fark etti de sesini biraz daha yükselterek sordu.
“İyi misin evladım? Yardıma ihtiyacın var mı?”
Öbür amca çevirmedi hiç yüzünü.
“İyiyim amcacım. Ayağıma kramp girdi galiba, birazdan geçer.”
“Haa, iyi o zaman. Geçmezse söyle yardım edelim.”
“Tamam amca, merak etme.”
Diğer adam neden hiç yüzünü dönmedi ki? Geldiklerinden beri onun ne yüzünü gördüm ne sesini duydum. Dilsiz mi acaba? Ya da hasta falan mı? Bu amca acayip meraklandırdı beni. Ayaklarımı bile unuttum. Sahi ne yapacağım. Ayaklarım bana isyan ediyor. Artık beni taşımaktan bunalmış gibiler. Dizlerimden aşağısı hariç hiçbir sıkıntım yok. Birkaç deneme daha yapayım, olmazsa amcadan yardım isterim. Hem hacı şapkalı amcanın yüzünü de görürüm. Olmuyor, kalkamıyorum. Ayaklarım bağımsızlığını ilan etti sanırım. En iyisi sesleneyim amcaya.
“Amca, yardım edebilir misin? Ayaklarımdaki kramp geçmedi. Senin yardımınla ayağa kalkıp hareket ettirebilirsem geçer belki.”
“Tabii evladım. Geldim.”
Elimi amcanın omzuna attım. Ağırlığımı ona verip kalkmaya çalıştım. İlk denemede olmadı. Amca da kuvvetli çıktı. Bu yaşına rağmen nasıl güçlü maşallah. Ancak diğer amca yine dönmedi yüzünü, ikinci deneme de başarısız olunca.
“Amca, yanınızdaki arkadaşınız da yardım etse? İkinize birlikte tutunup kalksam daha kolay olur belki. Hem sen de çok yorulmazsın.”
“İyi dedin, dur çağırayım.”
…
“Mesut, gel de yardım et. Çocuğun ayakları tutmuyor.”
Mesut amca hiç oralı olmadı. Duymadı herhalde dedim kendi kendime. Yaşlı neticede, kulakları ağır işitiyor olabilir. Amca tekrar seslendi:
“Mesut diyorum, gel yardım et. Çocuğu kaldıramadım tek başıma.”
Mesut Amca duydu sonunda. Bastonuna dayanıp kalktı. Yüzünü dönmesiyle benim şok geçirmem aynı anda oldu. Olamaz, nasıl olur? Mesut amca benmişim! Ben yaşlanmışım, yalnız kalmışım, ölümüme az bir zaman kalmış. Baksana yüzüm bembeyaz. Saçlarım hem dökülmüş hem beyazlamış. Dişlerim desen yarısı var yarısı yok. Geliyor yanıma yaşlı Mesut. Sanki bastonuyla beni dövmeye geliyor gibi. Sadece ayaklarım değil, tüm bedenim tutuldu şimdi. Elimi, kolumu, başımı hiçbir yerimi oynatamıyorum. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi. Şoktan şuracıkta öleceğim neredeyse.
Fötr şapkalı amca gülmeye başlıyor.
“Hadi Mesut. Amma da yavaşladın ha. Yaşlılık yaramadı sana.”
Biri ayağıma dürtüyor.
“Hadi Mesut. Geç kalacağız. Ne sayıklıyorsun öyle sen? Uyuyacak vakti buldun tam da. Bu vakitte uyunur mu hiç?”
Uyandığımda hava kararmak üzereydi. Karşımda yaşlı Mesut’u göreceğim diye ödüm koptu. Telefonu elime aldım. Rehberden babamı bulup aradım. En son üç hafta önce konuşmuşum babamla.
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
