BENİM SAADETİM HIRPALAMAZ EVRENİ

Çocukların tatlı sesleri eşliğinde enerjik bir halde uyandım bu sabah. Dışarıdan kuş cıvıltıları geliyor, güneşse tuvalini sarıya mı turuncuya mı boyamakta karasız henüz. Bedenimin içinde vahşi ama dingin bir hayvan gibi rahatım. Yüzüme çarptığım serin su da çok iyi geldi, daha bir dinç hissetmemi sağladı.
Ey, Ab! Her halin ne aziz senin…
Birkaç eş dost, tanıdık mesajı, birkaç telefon. Kutlu olsun, güzel geçsin, her şey gönlünce olsun, yüzümüz daha çok gülsün…
Birbiri ile itişen duygu hallerini de severim, öyle rahat durmam bir kararda. Tuncel Kurtiz’in babacan, dokunaklı sesinden hüzünlü bir Oscar Wilde şiiri dinledim. ‘Herkes Öldürür Sevdiğini…’
”Korkaklar öpücükle öldürür
Yürekliler kılıç darbeleriyle”
Sonra ansızın bir dalgalanma oldu havada. Yüksek promilli serseri bir rüzgârın savurduğu tüllerin arasından paçavralara sarılı bir kol uzandı ve bir zarfı odamın ortasına doğru fırlatıverdi.
Edip, bu… Parmağındaki iri mavi taşlı yüzükten tanıdım.
– Dur, Edip, bekle !
Kayboldu. Hava da gene aniden sakinledi. Penceremin tülleri az önceki karmaşadan şaşkın ama sessizce kalakaldılar.
Zarfı merakla açtım. Kırmızı bir mürekkep ile italik harfler kullanarak yazmıştı :
” Sevgili, Ümit !
Bunu sana yazmamın bir nedeni var, dostum.
Bununla beraber, şu bayram günü gereksiz bir meşguliyet verip vaktini çalmak istemem, -affet.
Bilirim, halden anlayanlardansın sen. Biz ikimiz, ruhu aynı maddeden örülmüşlerdeniz…
Beni de hallaç pamuğu gibi atan, omurgamı tir tir titreten biri oldu. Kainatı bana veren, kemiklerimi çıtır çıtır çiğneyen biri…
Geçmişimin o günlerinde karaladığım uzun bir şiirimden bazı mısralar paylaşmak istedim seninle.
Gönderdiğin cigaralar ve kalemler için çok teşekkür ederim, var ol.
….
Çiçeklerin en sevdiği zamanlardı
Vivaldi’nin ‘Bahar”ı titreşiyordu yeryüzünde
Ve ben
Uzayımda yapayalnız
Savrulan bir göktaşı gibi rotasız
Gri ve ıssızdım.
Sürüklenip gidiyordum bilinmezin evreninde, fırlatılmış.
Derken,
-Nedendir bilinmez-
Bir kayraya layık gördü beni Yüksekler.
İçimde ansızın çatırdadı yer gök
Okyanusların dibi çalkalandı
Kırk bin boğa aynı anda boşaldı.
Sen, kozmik incim
Kalbimin ortasında infilak ettin.
İşte !
Aşkın dayanmıştı ruhumun kapılarına
Hannibal’in filleri nasıl dayandıysa Roma’ya…
El ele bindik
Kartal kanatlı arabasına
dünyanın.
Ben balık ellerini
Göğsümün ırmaklarında besledim
Sen öpüşünle parçaladın tüm organlarımı
Sonra yeniden şekil verdin bana
Orion’un turuncu göğünden yoğurup.
* Görüşmek üz’re…”
Ah, Edip! Mahallemizin İmrül Kays’ı…
Sen bir deli misin, imanım, yoksa gökten sürgün yemiş bir melek mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir