İSTİKLAL’DE KESİŞMELER
Yeni bir yıla giriyorsunuz, kişisel hareket heyecan gerek. Afrodit olduğunuzu varsayın, bin bir türlü yaşamın yüz yıllardır birbirine eklene söküle süre geldiği bir yer gerek size. Seçeceğiniz yer öyle bir yer olmalı ki. Dünya gezegeninin zihninin, emeğinin, teknolojisinin, pırıltılı ışıltılı her güzelliğini ganimete dönüştüreceğiniz ve bunu kocaman yansımalarla insanların küçük büyük ekranlarından anında öğreneceği şanınıza uyan bir yer. Ününüzü de pekiştirmeli.
Akşam bu hayallerle yatağa girdiğinizde içiniz ertesi günün heyecanı ile kıpır kıpır. Bilinmezliğin artması için herkesin bildiği ama sizin uzun zamandır görünmez pelerininizle ortalarda dolaşmadığınız bir yer seçmelisiniz. Kim bilir neler olacak? Yanınızda sizin kadar tanınmayan ama gene de herkesin adını bildiği yaşam sevincinizi pekiştirecek biri size eşlik etmeli. İris olabilir, konuştunuz tamam dedi. Hermes’e sormalısınız gezi noktalarını. Sayıyor; Atlas Pasajı, Çiçek Pasajı, Halep Pasajı, Hazzo Pulo Pasajı, Aznavur Pasajı, El Hamra Pasajı, Avrupa Pasajı, Markiz Pasajı, Terkos Pasajı, Suriye Pasajı.
Taksim’den İstiklal’e girerken ilk durağınız İstiklal Mall, tarihi Saray Sinemasının bulunduğu yere 2006 yılında Demirören Holding tarafından yeniden yapılmış, Eskiden sinema olan halini hatırlıyorsunuz localardaki görkemli fotoğraflarınız o dönemin ünlü mecmualarında kaldı, şimdi nasıl acaba? Adımınızı basamaktan yukarıya özenle atarken oldukça küçük olan bu amorf yapının girişine konulmuş Noel ağacının süslemesi çam kozalağı tak diye başınıza düşmesin mi? Hemen görünmez pelerininizden sıyrılıp tanrıça oluveriyorsunuz. Sizin kim olduğunuzu bilmiyor tabii kapıdaki güvenlik görevlisi. Yanınıza yaklaşıp “yaralanmadınız değil mi” diye yarım ağız sorarken gözü elindeki cep telefonunun ekranında. İris araya girip bu nasıl bir Noel ağacı süslemesi daha ilk adımda kozalak başına düştü tanrıçanın diye azarlıyor görevliyi. Tanrıça sözünü duyunca görevlinin ağzının kenarı aşağıya doğru kıvrılıp ne tanrıçası diye yalancı bir merakla gözlerini açarak bakıyor Afrodit’e. Ne tanrıçası olacak cahil, okyanus köpüğünden doğmuş güzeller güzeli Afrodit o. Tam o esnada az önceki anların tıpa tıp yansımasını ekranda görünce şaşırarak kekeliyor görevli “Efendim özür dileriz, çok çok özür dileriz efendim.” Sizi bu taraftan alalım, lütfen şuradan, size ne ikram edelim diyen AVM sorumlusunun eşliğinde rahat koltukların kristal avizelerin yer aldığı bir salona buyur ediliyorsunuz. Ne başlangıç ama! Pelerinimi de tekrar giyemem artık düşüncesi aklınızda. Dünya markalarının en popüler örneklerini sergileyen mankenlere bakarak yudumluyorsunuz filtre kahvenizi. Az sayıda beğendiklerinizi kabinlere girip deniyorsunuz. Sadece ikişer tane alıyorsunuz İris de siz de. Ama aklınızda kızınız Harmonia’ya düğününde taktığınız gerdanlık gibi eşsiz bir takı bulmak olunca oradan ayrılıp hızlıca birkaç yere daha girip çıkıyorsunuz. Hayır, bunların hepsinde birbirinin nerdeyse aynı sıradan şeyler var. Bu Pasaj bozması AVM’ler can sıkıcı.
Aaa o ne? Üzerinde Üç Denizin Ülkesi yazılı bir sergi vitrini dikkatinizi çekiyor, Salt Beyoğlu vitriniymiş. Oldukça farklı bir tasarım, yakından görmek istiyorsunuz. Handan Börütecene’in sergisiymiş. Merakla gezmeye karar verip binadan içeri giriyorsunuz. Üç katlı binanın her katında aynı sanatçının işlerinin yer aldığı sergi salonları var. Girişte kocaman heykeller de var tuhaf objeler de. Sütunların dizilimiyle İstiklal Caddesi’nin devamı gibi algılanan forum bölümünde Antik Yunan lirik şairi Sappho’nun kayıp sözleriyle karşılaşıp şaşırıyorsunuz.
Aklınıza Sappho’nun size yüzyıllar önce yazdıkları geliyor:
“Ey tahtı ışıl ışıl Aphrodite ulu Zeus’un düzenci kızı, yalvarırım yüreğimi acılarla dağlama!
Yardımıma gel gene, hani eskiden sesimi duyunca nasıl, çıkıp babanın sarayından kanat çırpan kuşların çektiği yaldızlı arabana biner; yeryüzüne inerdin bulutsuz mavilikten, ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle sorardın.”
Aklınızda Sappho’nun dizleriyle yürümeye sergiyi gezmeye devam ediyorsunuz.
Zaman geçerken Harmonia’nın düğününde taktığınız gerdanlığın benzerini bulamayacağınız kaygısıyla huzursuzlanıyorsunuz.
Sanatçı Handan Börütecene’nin şu cümleleriyle Sappho’ya geri dönüyorsunuz.
“Hayatta olmasa da basbayağı hayatta aslında benim için Sappho. Kendisini ziyaret ederim, bazen de o beni davet eder” diyor sanatçı.
“Sappho’nun kayıp şiirleri bulundu. Ama şunu fark ettim ki eski şiirlerinde de kayıp kelimeler, hatta dizeleri varmış. Ve çevirmenler kendi dillerinde o dizeleri bir şekilde tamamlamış.”
“Acaba Sappho olsa ne derdi diye düşündüm ve kayıp sözlerini cam kürelerle tamamlamaya karar verdim.”
Satırlarını okumayı tamamlayıp bu ilginç sergiyi gezmeye devam ediyorsunuz. Sütunlar üzerinde altın varakla kitap formunda işlenmiş yan yana iki işini görünce sanatçının, tamam işte bunlar diyorsunuz. Birinin üzerinde üçgen ayna var, diğerine sanatçının adı kazınmış. Harmonia’nın gerdanlığından vaz geçiyorsunuz. Bunları istiyorsunuz. Eskiden olsa bunlar size bir bakışınızla ganimet olarak gelirdi. Şimdi öyle mi ya! Neyse artık parasını verip alacaksınız mecburen. Bunların satılık olmadığını biliyorsunuz ama sanatçının ajansına cömert bir teklifle sizin için yenileri yapılabilir. Tabii kitabın üzerinde APHRODITHE yazılacak.
Aslında bu ince güzel sanatçı işleri topal kocanız Hephaistos tarafından yapılır ya, hatta çok daha güzelleri. Onun yapmasını istemek içinizden gelmiyor. Zaten nerdeyse tüm dünyanın gözü üstünüzdeyken onlara Hephaistos’u hatırlatmanın âlemi yok.
Sanatçı ile bağlantı kurmanın yollarını aramalısınız. Ares’in girişimleri sonuç vermiyor.
Düşününce onu buraya getirmenin bir yolunu buldunuz .
Şair Saphho’ nun size yazdığı şiiri Eros’un görünmez okuyla sanatçının kalbine saplamak. Bu arada Saphho’nun görüntülerini de getirmelisiniz ve kendi sesinden bu şiiri kalabalığın önünde sanatçıya okumasını sağlamalısınız. Sanatçı bu jestinizden çok etkilenir ve Saphho’nun hatırına sizle birlikte bir kahve içmeye razı olur. Hemen Markiz Pastanesi’nin eski görkemli mekanının görüntüleri gelir ve Markiz’de Handan Börütecene ile Aprodite’nin kahve sohbeti anında kitlelere ulaşır. Sanatçı eserinin, tanrıçanın adının kazılı olduğu kitabın replikasını yapmayı kabul eder. İzleyenlerden İstiklal’de bulunanlar bu olağan dışı “kesişme” görüntülerine tanıklık etmekten mest olmuş bir halde yeni yılın kendilerine çok farklı şeyler getireceğinin hayaline dalarlar. Olanları ekranlarından izleyenler de adeta oradaymışçasına mutlu mesut, dudaklarında kontrol edemedikleri gülümsemeleriyle hayal denizinde kulaç atarlar.
İstiklal’deki bu kesişme tam bir kazan-kazan durumu. Olacak o kadar siz bir tanrıçasınız. Hem de Troya efsanesinin zehirli savaş düğümlerini atan tanrıça.
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
