TURGENYEV’İN ‘KLARA MİLİÇ’ NOVELLASINDA AŞK, YAŞAM VE ÖLÜM / Ahmet Bülent Erişti
TURGENYEV’İN ‘KLARA MİLİÇ’ NOVELLASINDA AŞK, YAŞAM VE ÖLÜM
Rus edebiyatının büyük yazarlarından İvan Sergeyeviç Turgenyev’in, ölümünden kısa süre önce yazdığı son yapıtı Klara Miliç; Turgenyev’i Babalar ve Oğullar romanı ya da Gereksiz Bir Adamın Güncesi öykülerinden tanıyan okur için oldukça şaşırtıcı bir fark taşır.
19.yy. Rus köylüsünün yaşadığı sefaletler, toprak sahiplerinin duyarsızlığı ya da çok bilindiği üzere nihilizm kavramlarıyla daha sık anılan Turgenyev, aşk ve aşka bakış bağlamında ilginç yerde durur. Bunlar içinde orta yaşlı bir kadına âşık olan on altı yaşındaki delikanlı ile aynı kadına âşık olan delikanlının babası arasındaki aşk üçgeninin anlatıldığı İlk Aşk adlı uzun öykü, en popüler olanıdır. Turgenyev her ne kadar realist ve toplumsal meselelerle öne çıkmış bir yazar olsa da Klara Miliç novellasından önce de aşk söz konusu olduğunda melankolik işaretler vermiştir.
Klara Miliç adını da kadın başkişisinden almış yetmiş beş sayfalık bir metin ama aslında öykü Yakov Aratov’un başından geçenlere odaklı. Aratov Moskova’da yaşlı halasıyla yaşayan yirmi beş yaşında “güzel yüzlü”, sessiz, etrafa kayıtsız, dış dünya ile kopuk, kitaplarıyla yaşayan birisidir. Bir arkadaşının zorlamasıyla gittiği bir “müzikli edebi matinede” gördüğü “on dokuz yaşında uzun boylu, biçimli, esmer” kadına önce tedirgin bir ilgi duyar. İç konuşmalarında bu ilgiyle Aratov’un mazbut yaşamının çatışmalarını görürüz. Bir yandan ilgisi diğer yandan Klara’nın yaşantısına uzaklığı arasında süren çatışmalar.
Klara şarkı söylerken de Puşkin’den şiir okurken de Aratov’a dikkatlice bakmış ve Aratov kendisine bunu itiraf edecek cesareti olmasa da Klara’dan etkilenmiştir. Turgenyev, Aratov’un bu iç çatışmasını günlere yayarak psikolojik karakterini ayrıntılıca betimlemiş olur. Aratov kendi ahlaki değerlerine uzak bulmasına karşın aşka karşı koyamamaktadır:
“Kendinin de pek iyi anlayamadığı garip birtakım duygular onu heyecana getiriyordu. Sebebini iyi bilmiyordu (…) Aratov şarkı söylemesini, okumasını, kalıbını, kıyafetini beğenmediği bu kara kuru çingeneyi gene de kafasından söküp atamıyordu. Buna şaşıyor, kendi kendine kızıyordu.”[1]
Günlerden bir gün “bir” adam” Aratov’a bir not getirir. Not Klara tarafından gönderilmiştir, Aratov’a “Tverskiy bulvarına gidip bekleyiniz. Uzun zaman alıkonulmayacaksınız” denmiştir. Aratov aynı iç çatışmalarıyla bunu önce kendisiyle sesli konuşarak şiddetle reddetse de aşkın çekimine kapılmıştır ve buluşmaya gider ama o ilk buluşma Aratov’un ahlak dersine dönüşür. Bir kadının yabancı birisine böyle bir teklifi nasıl yaptığından başlayarak Klara’yı namus terazisinde tarta tarta aşağılar. Bu ilk ve son görüşmeden sonra Aratov yaptıklarıyla duygusunun derin çatışmasının sonuçlarını yaşamaya başlar. Fiziksel ve ruhsal bozulmalar başlar, “fasılalı krizler” geçirir. Günler sonra bir gazeteden Klara’nın intihar ettiğini öğreniriz. O ana kadar Klara’dan uzak durmaya çabalayan, duygusuna karşın onunla yan yana gelemeyeceğini düşünen Aratov, ölümüyle artık ulaşılamayacak bir varlığa dönüşen Klara’nın peşine düşmüştür. Turgenyev bu noktaya kadar Aratov karakterini ayrıntılıca kurmuş ve tanıtmıştır. Yalnız, içine kapanık, şüpheci Aratov tanımadığı için korkulacak bir varlık olarak gördüğü Klara’nın somut varlığının yok oluşuyla onu zihninde yeniden biçimleyerek derin ve marazi bir aşka gömülür. Öykü için kırılma noktası ya da asıl başlangıç noktası burasıdır. Freud Yas ve Melankoli yapıtında kaybedilen nesnenin (ölen insan gibi) ardından tutulan yas sürecinde onun zihinde nasıl kusursuzlaştırıldığını, ona duyulan öfke varsa daha önce bastırılan öfkenin nasıl sevgiye dönüştürüldüğünü incelemişti. Buna göre Aratov kendisinin yaşam formuna çok uzak bulduğu için yaklaşmadığı Klara’yı ölümünden sonra hızlı biçimde idealize etmeye başlar. Freud sonrası psikanalistlerden Heinz Kohut “benlik idealizasyonu” kavramını geliştirmiş, kişinin kaygı ve çatışmalardan korunmak için karşısındaki nesnelere olumlu anlam yüklemesini “idealizasyon” olarak tanımlamıştı.
Aratov, Klara’nın intiharı sonrası onun anne ve ablasıyla görüşmüş ve bu intiharın nedenin kendisi olduğunu düşünmüştür. Bu safhadan sonra Klara’ya karşı kendisini hem ihmalkâr hem de suçlu görmenin peşinden zihni bunu temizlemeye ve Klara’yı neredeyse bir aziz mertebesine yükselten, yüceleştirme süreci başlamıştır. Yaşarken birlikte olunduğu varsayıldığında kendi benliğini bozacağından korkulan bir varlığın eylemlilik halinin yok oluşuyla bu benlik bozulma tedirginliği yerini, o varlığı kendi bilinç düzleminde dizayn etmekle birlikte tutkulu bir aşk yaratılmış ve onsuz yaşanamayacağı duygusuna bırakmıştır.
Bir posthumous idealization (ölüm sonrası idealizasyon) ile karşı karşıyayızdır artık. O “kara kuru çingene kızı” mükemmel, temiz, erdemli bir varlık olarak Aratov’un önce düşlerine girer, ardından halüsinasyonlar başlar. Klara gece karanlığında karşısındadır, Aratov onunla konuşmaya başlamış, hatta onu öpmüştür! Günlerin hızlı geçmesini, gecelerin bitmemesini ister. Klara ile sonsuza kadar birlikte olma coşkusuyla yaşamaktadır. Ancak Klara’nın öldüğü ve onunla yaşayamayacağı gerçeğine bir an çarpar ama o kadar… Devamında onunla yaşayabilmek için kendisinin ölmesi gerektiği fikri kazınır zihnine ve geceler boyu süren sanrılar sonunda bir sabah halası Aratov’u yatağında ölmüş olarak bulur.
Turgenyev’in bu uzun öyküsü Klara’nın ölümünden sonra bütün bütüne mistik bir evrene açılmıştır. O ana kadar karakterleri canlandırma, diyaloglardaki sahicilik, olayların akışındaki gerçeklik duygusu Aratov’un hastalanma süreciyle birlikte şaşırtıcı biçimde ikiye bölünmüş bir anlatı tekniğine dönüşmüştür. Aratov’un benlik bozulması ve idealizasyonu son derece güçlü ve inandırıcıdır oysa. Gündelik hayatta çok sık karşılaşabileceğimiz bir olayı güçlü bir kurguyla örmüştür Turgenyev. Farklı hayat biçimlerinden gelen ve bir anda karşılaşıp birbirlerine âşık olan insanların açmazıdır bu. Kimsenin kimseyi suçlayamayacağı bir hayat akışında beklenmeyen kesişmelerin doğurduğu trajedinin haklı ya da haksızları yoktur ama ortada bir trajedi vardır.
Turgenyev öykünün son bölümünü mistik bir akışla tamamlasa da kaderci bir yorum, bakış çıkaramayız. Rastlantı da araçsaldır Turgenyev için. Öykü gücünü buradan alır, bir tesadüfi karşılaşma Aratov’un benliğinin derinlikleriyle karşılaşmamız içindir.
[1] Klara Miliç, YKY, 3. Baskı, çeviri: Oktay Rifat-Erol Güney, s. 22,23.
Daha fazla Panzehir kitap analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
