Filiz Sever

GÖÇMEN BİR KADIN YAZAR: KATHERINE MANSFIELD

18. ve 19.yüzyıl aralığında yaşayan insanları düşünürsek; doğdukları yıl, ülke, yaşam tarzları hayatlarını kaçınılmaz şekilde etkilemiştir. Şayet bu insan bir yazarsa, bütün bunlar yazdıklarına mutlaka doğrudan yansımıştır.

1888 yılında Yeni Zelanda’nın Wellington kentinde doğar Katherine Mansfield. Avustralya asıllı, zengin bir ailenin çocuğudur ve eğitimi için 1903 yılında kardeşleriyle birlikte İngiltere’ye gönderilir. 1906’da hep birlikte ülkeye geri dönerler.

İki yıl sonra tek başına İngiltere’ye göç eder, ancak 1909’da George Bowden’la evlenir, Almanya’ya gider ve Bavyera’da yaşamaya başlar. Mansfield kısa sürede iki kere ülke değiştirmiştir. Almanya’da hikâyelerini oluşturmaya başlar ve 1911’de In a German Pension adlı ilk hikâyesi yayımlanır.

Göçmen bir insanın hayatı, bakınız işte yazdıklarına nasıl yansıyor? Bir yere ait olamama duygusu ilk eserine öyle bir geçmiş ki, adından da anlaşılacağı üzere bir pansiyondaki yaşamı konu ediyor.

1912 yılında George Bowden’dan boşanır Katherine Mansfield. Rhythm adlı dergide yazmaya başlar ve yayıncı John Middleton Murry ile tanışır. Uzun yıllar arkadaşlık ederler.  3 Mayıs 1918 tarihinde evlenirler. İkinci kitabı Bliss 1920’de Fransa’da yayımlanır. Ardından, tam iki yıl sonra da üçüncü kitabı The Garden Party çıkan son eseri olur.

Aslında insanın hayatına giren isimler de çok önemlidir. Yayıncı Murry ile uzun ilişkisi döneminde tanıştığı çok mühim isimler olur Mansfiled’in. Peki kimdir bunlar? Virginia Woolf, James Joyce ve D.H. Lawrence… Dünya edebiyatının kült isimleri ile yolu kesiştikten sonra hayata bakışı değişir. Onlar sayesinde farklı deneyimler edinir.

İlk olarak 1913’te D.H. Lawrence ile tanışır, 1916 yılında ise Virginia Woolf ile tanışarak çok yakın arkadaş olurlar. Ve nihayet 1922’de Paris’te James Joyce ile yolları kesişir. Bu üç büyük yazar da 1800’lü yıllarda doğan yazarlardır ve aynı dönemin insanlarıdır. Hepsi de dönemsel olarak birbirlerinden etkilenmişlerdir. Yalnız tek bir önemli fark vardır; Katherine Mansfield çok erken yaşta, tam 34 yaşında hayata veda eder.

Yazarın Penguen Yayınları’ndan çıkan The Garden Party and Other Stories adlı kitabını İngilizce olarak okudum. Toplam 16 hikâyeden oluşan bu kitapta en çok beğendiğim The Garden Party adlı hikâyesi oldu. Neden mi? Çünkü göçmen bir ailenin çocuğu olduğunu çok iyi vurgulamıştır bu hikâyede. Gençlik günlerinin geçtiği Wellington’daki evden bahsedermiş gibi yazdığı hikâyede; garden party öncesinde evde çalışanlardan birinin ölümü, evin kızını derinden etkiler ve olaylar bu minvalde gelişir.

Mansfield’te Aidiyet Duygusu Nasıldı?

Göçmen bir kuş misali, oradan oraya savrulanlar, aslında özünde doğdukları yere aittirler. İnsanın doğup büyüdüğü yerde bulduğunu; başka bir ülkede yaşamaya başladığında, refah içinde yaşasa bile bulamıyor. Ait olduğu ülkesine özlemi hiç dinmiyor. Aidiyet duygusu bambaşka bir his. Bunu Katherine Mansfield’de de çok net buluyoruz. Kitapta bir öyküsünde Johnny Cake’ten bahsederek, zengin bir Yeni Zelanda pastasını tanıtıyor bizlere. Başta yeme-içme kültürü olmak üzere; tüm gelenek görenekler, yaşam biçimi, kültürel değerler insanın doğup büyüdüğü ortamda gelişiyor ve insan üzerinde hiç unutamadığı derin izler bırakıyor. Her nereye göç ederlerse etsinler, özlerinden kopamadıkları gibi, hep yarım kalma hissi yaşıyorlar. Maalesef yazar Mansfield içinde geçerli bu durum.

Nitekim bazı hikâyelerindeki bitmemişlik, o yarım kalmışlık hissi, göçmenlik duygusunun ortaya çıkışı eserlerine pek tabii işte böyle yansıyor. Hatta öykülerini kısa yazması bile, bu yarım kalmışlık duygusundan kaynaklanıyor olabilir, kim bilir?

Kısa yazıyor yazmasına ama tüm duyguları okuyucuya çok iyi verebilen bir yazar Mansfield. Onun bu yazım tekniğini çok kıskandığını ifade eden en yakın arkadaşı Virginia Woolf olmuş. Kıskanmakta da haklı aslında; yazım dilinde kısa ve özlü anlatım çok ama çok önemlidir. Ne de olsa kıvrak bir zekâ ister.

9 Ocak 1923 yılında Fransa’da vefat eden Mansfield’ın ölümünden tam iki yıl sonra D.H.Lawrence bakınız ne demiş:

“Kişileri dâhi yapacak kadar iyi bir yazar.”

Daha fazla Panzehir kitap analizine  buradan ulaşabilirsiniz.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir