BİRİCİK OKURA MEKTUP / Şebnem Gürler Oakman
BİRİCİK OKURA MEKTUP
Sen benim tek okuyucumsun sayın okur. Bundan dolayı mutsuz değilim, bilakis bu durumun keyfini sürüyorum. Aslına bakarsan; obsesif kompulsif bozukluğa sahip, kıskanç, arızalı bir yazarım. Beğenilme kaygım da bir hayli yüksek. Bakma sen o umursamaz tavırlarıma. Beğenilmezsem bozulur hatta yıkılırım, işte bu yüzden okurlara yakın olmayı pek tercih etmem. Okur azıcık uzakta olsun, uzaktan sevsin beni der dururum.
Oysa -nasıl olduysa- sana çok yaklaştım. Dünyanın hâline üzüle üzüle, kahrımdan yazar olmuşum, sen de üzme beni. Anla, ne olursun…
Aslında beni anlıyorsun, sevdiğini de düşünüyorum, sevmiyorsan da bunu bana söyleme olur mu? Yıkma beni. İçinde sadece ikimizin olduğu bir dünya inşa etmişim, bunun kıymetini bil.
Yazılarımda büyük laflar etmiş olabilirim, mantık dersinde gördüklerimden referans dahi vermişimdir ama sana şunu itiraf edebilirim sevgili okur: Yazdıklarıma yön veren duygularımdır. Sayından sevgiliye geçmem gözünden kaçmadı, biliyorum. Dikkatli okursun, seni bilmez miyim; insanın tek okuru olunca işler kolaylaşıyor.
Kalbim o kadar büyük bir hızla dolup taşıyor ki kelimeler yerlere dökülüyor. Sonra kıyafetler giydirip titizlikle süslüyorum onları, görücüye çıkmaları için hazırlıyorum. Sana gelecekler, az iş mi?
Seni, insanların birbirini tanıdıkları biçimde tanımıyorum sevgili okur ama birbirimizin ruhuna değiyoruz, tanımak ne kelime! Bir yerlerde nefes alıyor olman dışında seninle ilgili hiçbir somut bilgi yok elimde. Daha fazla bilgi istemem, istesem de verme, anlaştık mı?
Uzaklardasın galiba, insanın tek okuru olur, o da bu kadar uzakta mı yaşar, haksızlık bu… Yakınlarda olsak acaba her şey farklı mı gelişirdi? Benim için, senin için… Bak, seni ne kadar önemsiyorum, aklım fikrim sende.
Ben; değil uzaklara, başka mahalleye bile gitmiyorum, evden çıktığım günler sayılı. Bula bula agorafobik bir yazar buldun sevgili okur, oysa bir imza günü ya da söyleşide karşılaşabilirdik. Tabii ben, tek okurlu ve hiçbir yere gitmeyen bir yazar olmasaydım.
Ben, tek okurlu bir yazarım evet ama sen tek yazarlı bir okur değilsin. Adil bir durum değil, gerçi bu hayatın neresi adil ki? Ben seninle bu adaletsizliğe varım sevgili okur. Kitapçılarda, imza günlerinde sana yaklaşacak, kalbini fethedecek, kendini sevdirecek nice yazar olacak. Bu duruma alışmaya çalışıyorum ama bir yandan da içim kıskançlıkla doluyor. Seni başka yazarların kelimelerinden haz alırken düşündükçe bütün kitaplarımı yakmak istiyorum. Bak, sana kafamda bile zarar vermiyorum, dikkatini çekerim, sahiplenici, yıkıcı bir sevgi değil benimki. Ben ancak kendime zarar verebilirim. Bana ait olmadığının, sadece ikimize ait dünyaya geldiğinde seninle olabileceğimin farkındayım. Kıskançlıklarımı, hüsranlarımı aşıp çıkıyorum karşına. Benim işim sadece yazmak, senin için…
Ben sana geldim sevgili okur, seni seçtim. Uzun uzun düşünüp taşınılarak yapılmış bir tercihti bu. Düşünsene, dünyanın bir ucunda olsa o okura ulaşacağım diyordum ve ulaştım.
Bazen hayalimde canlandırıyorum seni, acaba beni nasıl okuyorsun? Masandaki okuma lambasının donuk ışığında, ellerin kitabımın üzerinde, ayakların kıpırtısız. Kahven, sigaran yanında, bunları içiyor musun bilmiyorum, hayal bu. Gece geç saatlerde, el ayak çekilince mi okuyorsun? Belki de yatağının başına bir yastık koyuyorsun, kitap sol elinde, sayfaları sağ elinle çeviriyorsun. Yanındaki sehpada ahşap bir abajur var, uykun gelince ışığı kapatacaksın ama uyku tutar mı? Kafanda kelimelerim dönüp duracak. Dursun…
İlla gece mi olmalı? Gündüz sakin bir kafeye gideceksin, yerde eski usul karolar olacak, bir kitabıma bir karolara bakacaksın. Gençten garson yaklaşacak masaya, kelimelerimin yumuşattığı kalbinle herkese şefkat duyacaksın. İçinde bir hoyratlık varsa o an silinip gidecek. İflah olmaz bir güzel dünya hayalcisi olan bu yazarla kader birliği edeceksin, o kısacık sürede karnında kelebekler uçuşacak.
Sonrasını bilmem sevgili okur, ben seninle daracık zamanları paylaşıyorum. Hayatına döneceksin, aklına bile gelmeyeceğim. Kelimelerime dönene dek…
İyi ki uzaktasın canım okurum, yakınlarda olsan her gün görürdüm seni, o zaman hayal edemezdim, hayal edemeyince yazamazdım, yazmayınca sana yakın olamazdım. Bak gördün mü, bazen uzaklıklar yakınlıklar doğuruyor.
Sen bana öyle yakınsın ki kelimelerimin içindesin ama bunu anlamak kolay değil. Ekmeğin içindeki buğdayı görebilir miyiz, dörtnala koşan atın yelesindeki rüzgârı, bedenimizin çoğunu oluşturan suyu, ölümün içindeki canı?
Dünya düşündüğünden daha küçük sevgili okur, bizi bir araya getiren tesadüf müdür, ilahi bir işaret midir bilemem; mesafeleri aşıyoruz seninle. Kelimeler ışıktan hızlı hareket ediyorlar ya, böylece zamanda yolculuk da mümkün oluyor. Bazen geçmişe bazen geleceğe gidiyoruz beraber.
Sana mırıl mırıl, tıngır mıngır okuyacağın öyküler yazıyorum sevgili okur, inan bana, kimse sana böyle özenmedi, üstüne titremedi. Bu büyük bir keyif benim için, karşılığındaysa sadece okunmak istiyorum.
Oku beni ve asla terk etme. Söz mü?
Daha fazla Panzehir mektup okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
