18. İSTANBUL BİENALİ’NDEN “MÜŞTEREKLER” SERGİSİ / Filiz Sever
18. İSTANBUL BİENALİ’NDEN “MÜŞTEREKLER” SERGİSİ
Kolektif bilinç ve farkındalık çok önemli. Hele bir de bu kavramları sanatla birleştirmek ne kadar anlamlı kılıyor sanatı ve sanatçıyı. Zira yaratıcılık ve üretimde ortak paydada buluşmak; eserden esere, insandan insana geçerek toplumsal bilince ulaşmamızı sağlıyor.
İşte tam de bu amaca hizmet eden bir sergiyi gezmenin mutluluğuna vardım. 18. İstanbul Bienali’nin paralel etkinlikleri dâhilinde, küratörlüğünü ve organizasyonunu AIV ve Atölye 20’nin yürüttüğü etkinliklerden ilki Müşterekler sergisiydi.
Beyoğlu Metrohan’daki bu sergide tam 40 sanatçı bir araya gelerek ortak akılla, yaratıcılıkla ürettikleri eserlerini İstanbullularla buluşturdular. Resim, heykel, seramik, grafiti ve enstalasyonların yer aldığı, hepsi birbirinden özgün eserlerden oluşan sergide ortak yaklaşım açığa çıkıyor. Dolayısıyla kolektif belleğin gelişmesine vesile oluyor.
Yaratıcılıkta sınır tanımayan öyle eserler gözüme çarptı ki, en çok etkilendiklerimden biraz bahsetmek istiyorum. Şuur düzeyimizin yükseldiği, farkındalığımızın arttığı her durum, ortama ve topluma da yansıyor. Yani önce bilinç düzeyimize, ardından kişilere ve topluluklara geçiyor. Bu geçişlerin sanatla ve sanatçıların yaratımıyla olması insanı daha derinden etkiliyor.
İnsanın insana yansımasının, ayna vazifesi olması halinin, yere döşenen ayna şeritleri üzerinde ‘Break Dance’ yapan genç heykeli ile bizlere sunulması bana çok çarpıcı geldi.
Ayna olma, yansıma, bilinç akışı gibi teknikler Türk ve dünya edebiyatının ünlü yazarlarının eserlerinde de görülmekte olup, toplumsal farkındalığa varmayı sanatla yapmanın en modern yolu bu sergi ile olmuş doğrusu.
Yine, toprağın içinden fışkıran insan bedenleri… Topraktan gelip, toprağa gidişimizin göstergesi olduğu gibi, değişik bir bilinçle, farkındalıkla yeniden doğuşumuzu da simgelediğini düşünüyorum. İki farklı anlam çıkardığım bu esere, kim bilir başkaları ne yorumlar getirdi? Sanata özgün bakış açısının verildiği, yaratıcılığın ve üretimin ne kadar zengin oluşunu da bizlere ispatlıyor aslında.
Ta eski çağlardan günümüze toplulukların bir arada yaşaması için suyun, toprağın ve emeğin ortaklaşa kullanımı hiç değişmediği gibi, modern çağda asgari müştereklerde buluştuğumuzda da durumun aynı olduğunu görmekteyiz. Evet, bunun en somut örneğini eserlerine tek tek işlemiş sanatçılarımız. Toprak, su, geçmiş-gelecek temaları yoğun olarak geçiyor eserlerinde. Nitekim çocukluğunda yaptığı bir resmini heykele dönüştüren sanatçı, geçmişi o kadar güzel yansıtıyor ki eseriyle. Keza, farklı ülkelerin farklı kültürlerinin de insanları ve toplumları etkilediğini söylemeliyim. Onu da İranlı bir sanatçının sanat eserinde net bir şekilde görüyoruz.
Bu sergiyle düşüncenin gücünün açığa çıktığını ve toplumsal belleği geliştirdiğini kesinlikle belirtmeliyim. Zaten kırk eseri gördükten sonra, insanda farkındalığın oluşmaması mümkün değil.
Daha fazla sergi yazısı okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.



