TİYATROCU ÜLKÜ DURU İLE SÖYLEŞİ / Müge Süzek
TİYATROCU ÜLKÜ DURU İLE SÖYLEŞİ
“Sanatçılar tüm dünyada her zaman göz önünde olan insanlardır. Onların gerek günlük hayatta gerek sahne ve kamera önündeki her hareketleri seyirciye model olur ve toplumu çok etkiler. O yüzden sanatçı her zaman daha güzel, daha adaletli, daha özgür bir dünya için sanatını icra etmelidir.”
– Panzehir Dergi’ye hoş geldiniz. Tiyatro sayfamızda sizi okurlarımızla buluşturmaktan onur duyacağız. Okurlarımızın sizi daha iyi tanıması adına biraz kendinizden bahseder misiniz, eğitim hayatınız ve sizi tiyatroya yönlendiren etmenler nelerdi?
Merhaba, ben Ülkü Duru. Hoş bulduk. Beni Panzehir Dergi’sine davet ettiğiniz için teşekkür ederim.
İlk sahneye çıkmam çocukluk yıllarımda aldığım bale eğitimiyle başladı. İstanbul Belediye Konservatuarı/Bale bölümünü bitirdim. Lise eğitimimi tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi/Devlet Konservatuarı/Tiyatro Bölümünden mezun oldum.
Küçüklükten beri sanat faaliyetleri içinde olmam sanırım, tiyatro ve bale izleme merakım ve sahneye çıkmaktan çok büyük zevk almam beni tiyatroya yönlendirdi.
– Tiyatro size ne ifade ediyor? Sahnede kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Tiyatro yaşamın kesitlerini; küçük bir zaman içerisinde gerek düşündürerek gerek duygulandırarak gerek güldürerek bize hatırlatmasıdır. Tiyatro bizi zaman zaman unuttuğumuz gerçeklerle ve yanlış davranış biçimlerimizin aslında nasıl olması gerektiğiyle yüz yüze bırakır. Özetlersek tiyatro insanı eğitir ve güzelleştirir.
Sahnede kendimi çok mutlu hissediyorum. Çünkü oyun oynarken kendimin dışında ama tabii ki içinde, benden de bir sürü şeyler barındıran karakterler yaratıyorum. Bu da hem kendimi hem başkalarını sorgulamamı sağlıyor ve de izleyiciye hayat üzerine bir şeyler düşündürmek beni çok mutlu ediyor.
– Türkiye’de tiyatroyu ve oyuncuları nerede (ne aşamada) görüyorsunuz?
Türkiye’de tiyatro son yıllarda özellikle büyük şehirlerde büyük bir gelişme gösterdi. Sanırım televizyon dizilerinin uzunluğu ve hep aynı konular etrafında dönmesi de seyirciyi tiyatroya yönlendirdi. Ülkemiz de çok iyi oyuncular yetiştiren okullar var ve buralardan çok yetenekli genç oyuncular çıkıyor, gittikçe daha da gelişiyor. Bu da bizlere çok umut veriyor.
– Sanatçıların toplumu etkileme gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sanatçılar tüm dünyada her zaman göz önünde olan insanlardır. Onların gerek günlük hayatta gerek sahne ve kamera önündeki her hareketleri seyirciye model olur ve toplumu çok etkiler. O yüzden sanatçı her zaman daha güzel, daha adaletli, daha özgür bir dünya için sanatını icra etmelidir.
– 50 yıldan fazla sahne ve tiyatro dizilerinde pek çok karakter canlandırdınız. Bu süre içerisinde sizi en çok etkileyen karakter kimdi?
Aslında canlandırdığım her karakterin çok farklı değerleri var bende. Hepsi benim için ayrı kıymetlidir. Çünkü hepsini yaratırken hem zevkli hem de zor bir süreç yaşıyorsunuz. Birkaç tanesini yazmam gerekirse; Miss Margarida Yöntemi oyununda Miss Margarida karakteri, Yangın Duası oyununda Mişka karakteri, Vahşet Tanrısı oyununda Veronique karakteri, Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş oyununda Leviva karakteri ve son oyunum olan Aile Yalanları oyunundaki Müzeyyen karakteri çok severek canlandırdığım kişiliklerdir.
– İlk sahne aldığınız oyun ve oynadığınız karakter neydi? Bir de Fransa’da Fransız bir oyunda yer aldınız. Frankofon olmanız, St.Pulcherie ve Notre Dame’daki eğitimlerinizin katkısı çok olmalı. Yabancı bir dilde sahne almak nasıl bir duyguydu?
İlk sahne aldığım oyun ortaokul zamanlarında Devlet Tiyatrosunda Mavi Kuş adlı çocuk oyunudur. Hem dans ediyordum hem de Gece Anne adlı önemli bir rolüm vardı.
Fransa’da Paris’te Fransız bir oyuncu arkadaşımla Kerem Ayan’ın hem çevirisini yaptığı hem de sahneye koyduğu Sabahattin Kudret Aksal’ın Bay Hiç adlı oyununu oynadım. Yabancı bir dilde sahne almak çok katmanlı bir çalışma süreci. Zaten yabancı bir dilde konuşurken hem vücut diliniz hem düşünce biçimiz değişiyor bir de üstüne farklı bir karakter yaratıyorsunuz. Aynı zamanda Paris’te Odeon Tiyatrosunda Berkun Oya’nın kısa oyunlarını da Fransız aktörlerle okuma tiyatrosu yapmıştım. Benim için çok zor ama çok zevkli bir çalışma dönemiydi.
– Bunların yanı sıra aldığınız pek çok ödül var. Vahşet Tanrısı, Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş gibi oyunlarda En İyi Kadın Oyuncu dalında ödülleriniz var. Ödül aldığınız bu oyunlar içerisinde hangisini tekrar oynamak isterdiniz?
Aslında hepsinde oynamak isterim çünkü şimdi oynasam sanırım daha farklı oynarım.
– Ağabeyiniz, Orhan Duru. 1950 kuşağı öykücülerinden. 2009 yılında kaybettik onu. Gazetelerde öyküleri yayımlandı, Türk edebiyatına öykü, deneme, gezi yazıları, tiyatro uyarlamaları ve yabancı dilden çeviriler bıraktı. Bunlardan da pek çok ödül kazandı. Ailede, sizleri sanata yönlendirenler mi vardı, aldığınız eğitimler mi sizi sanata yönlendirdi?
Ağabeyim Orhan Duru gerçekten çok değerli bir öykü yazarı ve gazeteciydi. Ama benim için en önemlisi çok değerli bir insandı. Ondan çok şey öğrendim. Annem ve babam sanata çok düşkün insanlardı ve beni sürekli baleye, tiyatroya, konsere, sergilere götürürlerdi. Özellikle annem küçük yaşımdan itibaren benim sanatla uğraşmamı isterdi ve bunu da başardı. Ne mutlu bana, böyle bir ailede büyüdüm.
– Biraz da son oyununuz Aile Yalanları’dan bahsedelim. Oyunun Nermin Yıldırım’ın Bavula Sığmayan Öyküler novellasından uyarlandığını biliyorum. İzlediğim oyun gerçekten bavula sığmayan söylenmemişlerle doluydu. Üç ayrı karakterin (Müzeyyen, Kamuran, Belgin) gözünden su gibi akan oyun ve oyuncularla izleyicinin de kendini içerisinde bulup, sorgulatan bir aile hikayesiydi. Bu derinliği olan oyundan biraz bahsedebilir misiniz?
Söylenenleri değil, söylenmeyenleri, halının altında bıraktıklarımızla hepimizin yüzleşme hikayesi. Peki Müzeyyen’i / Müzeyyenler’i neden kimse duymadı? Bütün suç Müzeyyen’de mi? Toplumumuzdaki gerçekliği nasıl görüyorsunuz?
Nermin Yıldırım’ın Bavula Sığmayan Öyküler novellası benim çok beğendiğim bir eser ve bunun oyunlaştırılıp benim de Müzeyyen karakterini oynamam benim için çok değerli. Bizim aile toplumumuzu çok iyi anlatan bir hikâye. Aile bireylerinin birbirleriyle olan yalan ilişkilerini çok iyi vurguluyor. Bu da bizim toplumumuzda kişilerin gerçeklerle yüz yüze olmaya pek alışkın olmadığını gösteriyor. Hiçbir kötü niyet taşımayan, iyilik adına yapılan aile içi tatlı yalanların hepimizi nasıl bir mutsuzluğa ve birbirinden iyice uzaklaştırmaya götüreceğini ve ancak birbirimizin isteklerine ve değerlerine saygı duyacağımız gün mutlu olacağımızı anlatan çok güzel bir oyun.
– Önünüzde yeni projeler var mı?
Var ama şimdilik daha netleşmediği için söyleyemiyorum. Ama çok güzel bir proje üzerinde çalışıyoruz.
– Bu değerli cevaplar için sonsuz teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim. Bol tiyatrolu günler diliyorum
Daha fazla Panzehir Söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.




