İÇİMDE BÜYÜYEN KORKU / Süreyya Geçici
İÇİMDE BÜYÜYEN KORKU
Ablasının evinde, pencere kenarındaki divanda oturmuştu. Sokaktan geçenleri izliyordu. Küçük çocuklar, annelerinin ellerinden tutmuş neşe içinde yürüyordu. Başlarını kaldırıp bir şeyler anlatıyor, sorular soruyorlardı. Gülüşleri, sabahın huzuruyla iç içe geçmişti.
Köşedeki fırının önünde ısrarcı tavırlarla duran, annelerini içeri sürükleyen ufaklıklar dikkatini çekti. Kalbinin bir köşesinden tarif edemediği bir boşluk geçti, usulca sızladı. Oysa hayat, kendine has akışıyla devam ediyordu. Ilık, ferah bir bahar sabahıydı.
“Bu yıl ne çok yağmur yağdı, değil mi?” dedi düşüncelerinden sıyrılarak. Ablası başıyla onayladı, yüzünde yorgun bir ifade vardı.
O sırada içeriden küçük Ahmet’in mızıldanma sesi duyuldu. “Birazdan ağlar” dedi ablası hafifçe gülerek.
Ayağa kalkarken ablasına doğru eğilip yanağına kısa bir öpücük kondurdu. Bir çırpıda mutfağa gidip biberonu aldı ve beşiğin başına geçti. Onu izleyen ablasına dönüp gülümsedi. Minicik parmaklar, büzülmüş alt dudak, henüz dünyaya alışmaya çalışan pembe yanaklar… Melekler güldürdü derler ya, işte tam da öyleydi. Her defasında bu mucizenin karşısında yeniden büyüleniyordu.
“Bebekleri hep severdim ama bu çok başka. Sanki eksik bir sevgiymiş bu, insanın içinde katlanarak büyüyen” dedi alçak bir sesle. Ablası, kucağındaki Ahmet’in alnına hafifçe dokunarak gülümsedi. Kardeşine annelik ne çok yakışıyordu.
Biberonu yanına alıp yeniden ablasının yanına oturdu.
O sırada Ayşe odasından çıktı. Hafif yaramaz bir tebessümle “Teyze, keşke bize daha sık gelsen” dedi neşeli bir tonda. Küçük ellerinde teyzesinin hediye ettiği oyuncak bebek vardı. Koşarak televizyonun karşısına geçti ve yere bağdaş kurarak oturdu. En sevdiği çizgi film başlamıştı.
Derken, kedileri sormaya başladı. Bahçede baharda doğmuş yavru kedilerden bahsederken gözlerinin içi gülüyordu. Göz damlası ile gözlerini nasıl tedavi edebileceğinden bahsetti. Endişeleri, onlar için yürek çırpınışlarını hissetmemek mümkün değildi. Ablası laf arasında köylülerinden Murat’ın halini sordu ona.
“Altı yaşında. Küçücük bedeniyle direniyor” dedi derin bir iç çekerek. “Kanser zor. Ama o yaşamayı seviyor. İlaçlarını değiştirmişler. Alışır diyorlar.”
Bir an durakladı.
“Ama ben alışamıyorum.”
Böyleydi kardeşi. Her zaman evinde bir misafiri olurdu. Küçük büyük fark etmez, şehre giden onun kapısını çalardı. Dokunmadığı insan kalmış mıydı acaba?
O sırada Ahmet, kucakta yeniden uykuya dalıverdi. Ablası onu usulca beşiğine götürdü ve yatırdı.
“Ben yapamazdım abla” dedi düşünceli bir halde. “Ona böyle bir şey olduğunu görmek. O annenin perişanlığını hissetmek. Dayanamazdım.”
O an dışarıdan şiddetli bir patlama sesi geldi. Ansızın ve çok yakınlardan.
Çığlıklar yankılandı sokakta, ardından gelen ayak sesleriyle birlikte korku dolu bir telaş yayıldı etrafa. Ablası hızla pencereye yöneldi ve camı açtı. İnsanlar sokağın ortasında birbirlerine bakıyor, şaşkınlıkla etrafa koşuşturuyorlardı. Karşı komşunun ağlamaklı sesi net bir şekilde duyuldu:
“Okulda! Bir çocuk silahla gelmiş!”
Bir anda gözleri televizyonun önünde oturan Ayşe’ye kaydı. Küçük kız hareketsizdi, tüm dikkatiyle ekrana dalmıştı; evdeydi. Güvendeydi.
Televizyon ekranında bir alt yazı belirdi: Bir ölü. Yirmi yaralı.
Anne olmayı ne çok istiyordum.
Bahar mevsimi de, yaz mevsimi de hızla geçiyordu insanın ömründe.
Anne olmayı ne çok istemiştim.
Kış bitse yeniden bahar gelse.
Anne olmak ister miyim?
Derin bir nefes alırken bir an düşüncelere daldı. Annelik… Ne çok istemişti anne olmayı. Ablası onun bu arzularına hep şahit olmuştu. Şimdiyse teselli edercesine kardeşinin sırtını sıvazladı. Bu dokunuşta o tanıdık annelik şefkati vardı, sıcak ve korunaklı. Başını usulca ablasının omzuna dayadı. Ağlamaya başladı.
“Affedin. Affedin çocuklar. Sizi koruyamadık…”
Beşiğinde huzurla uyuyan Ahmet, televizyonun karşısında film seyreden Ayşe; ben onların annesiydim. Oysa kardeşim…
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
