SAHTE YÜZLER, YALANCI GÜLÜŞLER / Sude Yenin
SAHTE YÜZLER, YALANCI GÜLÜŞLER
Bu yazının başlığı aylar önce kafamda kendine yer edindi aslında, ama kaleme almak için gün gün bazı şeyleri görmeyi, hissetmeyi ve zamanın getirisinden kendime düşecek payı bekledim. Aslında beklenti yorar, hayâl kırıklığına uğratır çoğu zaman. Çünkü yüklenen anlam ne kadar derinse getirisi de o kadar düşük oluyor.
Kendimden biliyorum, bu duygunun mirasçısı olan ailemden tanıyorum. Annem de çoğu zaman benim gibi düşünür mesela, ailenin kaynakçısı olduğunu. Buradaki kaynakçı sözcüğünü özellikle vurgulamak isterim; elimizde olmayan sebeplerden dolayı, tıpkı DNA’mızdaki kodlar gibi kökenin aile etkenli olduğu bir savunma ile geçti yıllarımız. Hayatımızda emaresi kalıcı olan çoğu şeyi ailemizden aldık sonuçta. Değişmez değişmesine gücümüzün yetmeyeceği ve bununla yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız değerler topluluğu.
Görünen, olmasını istediğimiz şeylere göre daha fazla incitir. Olmasını istediğimiz şeylere, hayâl gücümüzün sınırsız evreninde istediğimiz kadar anlam yükleyebiliriz. Lâkin gerçekte olan insanın gözünün önündedir. “Git” dersin ve orada öylece durup sana bakmaya devam eder. Gözünü kapattığında da gerçek tam karşındadır aslında. Kopamaz, gidemez ve sırtını dönemezsin ona. Uzaklaşmak daha da yaklaştırır seni yok saydığına. Ruhunu sustursan bile, kafandaki sesler konuşmaya devam eder. Nice maske takan insan gördüm, asıl özlerini yarattıkları kimliklerinin ardına gizleyen. Ne insanlar tanıdım; sahte yüzlerini, uydurdukları kılıfların ardından biçimlendiren. Nasıl gülüşlere kandım, bir kahkahanın insanın o tatlı canını ne denli yaktığını, içini kasıp kavurduğunu en acı şekilde öğreten. İnsanı kanarken aynı zamanda kanatan da aynı duygu olduğuna inandıran, sahte yüzlerin altında peyda olan yalancı gülüşleri. Ah, o gülüşleri…
Misal, teyzemin dili sivri olmasına rağmen kalemi güçlüdür. Yazar, çizer ve oynar. Kelimeleri öyle bir evirip çevirir ki, insanı sahte hayatına inandırmaya çalışır. Kendi inanmaz ama başkaları inansın diye çok uğraşır. Dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan, kendi mutsuzluğu ile başkalarını da o çemberin içine çekmeye çalışan toplumdaki bireylerden sadece biri. Dedemi yaklaşık üç yıl önce, serin bir bahar ayının sabahında ansızın kaybettik. Bazen derinlere gömdüğümüzü sanıyorum ama hâlâ aynı yerden kandamlaları fışkırıyor etrafımıza. Tam da bahar değildi, mart ayının son çaresiz demleriydi. O gün hava kapalı, kasvetliydi. Bahar ayına girmeden önceki boğuculuk da hâkimdi havaya. Haberi aldığımız gibi nasıl hazırlandık, evden aceleyle çıktık tam hatırlamıyorum bile. Her şeyi bir pusun ardından izliyormuşum gibi hissettiğim nadir günlerden biriydi çünkü. Hayatımda hiç mezar görmemiştim; ne bir mezarlığa gittim, ne de toprak attım birinin üstüne. Dualarım sessiz, içten ve kapalı kapılar ardındaydı bunca zaman. Her şeyin ilkini de o gün yaşadık. Teyzem, kocaman güneş gözlüğü ile eve gelip giden misafirlere şişmiş gözlerini göstermek istemeyerek bir köşede duruyor, dedemin kardeşinin eşi de eve döndüğü zaman kızına anlatacağı dedikodular için ağzımızı arıyordu. Anneannem, saatlerce boşluğa bakmış, gelen gidene feryat figan edip yine gelmelerini istiyordu. O gün sadece dedemi toprağa vermedik, annem ile en büyük hayretlerimizi de yaşadığımız gün olarak kendi içimizde tarihe geçirdik. Yaşanan her olay, konuştuğumuz her kişi birer siluet olarak kaldı hayatımızda. ‘Ne enteresan, aman ne tuhaf kişiler’ diye diye sorguladığımız her an, artık birer birer silikleşip gitti hayatımızdan. Zamanın öğrettiği en büyük ders ise, çok tepki gösterdiğin şeylere artık sakince, bir köşede durup bekleyerek verdiğin tepki oluyor. Öğrendim, öğrettiler ve öğretmeye de devam ediyorlar. Görünmezlik pelerini taktığımız şu son aylarda, herkes varsın gitsin kendi yoluna, hayatına. Bir varmışsın insanların hayatında yaşıyorsun, seni görüyorlar, görmeye de devam ediyorlar. Bir yokmuşsun, seni hissetmiyorlar, yok oluşunu izliyorlar. Öyleyse, var ol; yaşa ve durup sadece bekle.
Daha fazla deneme yazıları okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
