SESSİZLİĞİN TANIKLIĞINDA: ANAYURT OTELİ’NDE KADINLAR, KASABA VE KEDİ / Dilek Üstündağ
SESSİZLİĞİN TANIKLIĞINDA: ANAYURT OTELİ’NDE KADINLAR, KASABA VE KEDİ
İsimsiz kadınlardan arzuya, bekleyişten yok oluşa…
Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli, tek başına bir adamın hikâyesinden çok daha fazlasını anlatır. Zebercet’in gözünden izlediğimiz bu roman, küçük bir Anadolu kasabasının kapalı dünyasında geçen, durağanlığın ve yalnızlığın ağır ağır insanın içine işlediği bir atmosfer kurar. Bu atmosferde kadınlar; çoğu zaman sessiz, çoğu zaman da geçici figürler olarak belirir. Onların varlığı, Zebercet’in iç dünyasını şekillendirirken aynı zamanda kasabanın toplumsal yapısına dair güçlü bir okuma sunar. Romanın dikkat çekici özelliklerinden biri, kadın karakterlerin büyük bölümünün isimsiz oluşudur. Onlar; çoğu zaman bir unvan, bir meslek ya da bir geliş biçimiyle anılır. Kadın kahramanların tamamı, erkek kahramanın arzusu, güvensizliği, hayal gücü ya da öfkesinin yansıtıldığı alanlardır. Kadınlar bir şeyleri tetikler ama kendileri anlatılmaz. Yusuf Atılgan bir erkek karakterin zihninden bakar kadına, onların iç dünyasına girmez ve bu da kadını romanın öznesi değil nesnesi haline getirir.
Anlatının merkezinde iki kadın yer alır; Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın ve Ortalıkçı kadın. Bu kadınlara odaklanmadan önce onların yaşadığı kenti, kasabayı tanımak gerekir; çünkü Anayurt Otelinde kasaba, karakterlerin kaderini belirleyen güçlü unsurlardan biridir.
Atılgan kasabanın adını vermez. Ama satır aralarındaki ipuçları, buranın Ege Bölgesi’nde, tren yolunun geçtiği küçük bir yerleşim olduğunu düşündürür. Edebiyat araştırmacılarına göre, bu mekânın esin kaynağı yazarın çocukluğunu geçirdiği Manisa’nın Sarıgöl ilçesi ya da çevresindeki kasabalardır. Kasaba, tren istasyonu ve otel ekseninde döner. Trenlerin geliş-gidiş saatleri, adeta kasabanın nabzını tutar.
“Trenler günde iki kez gelir, iki kez giderdi. Aradaki saatlerde istasyon boş kalır, rüzgâr rayların üzerinde gezinirdi.”
Atılgan romanın ‘Kasaba’ başlığında şunları anlatır:
“Ya da kent. Doğudan geliniyorsa, gündüzse, tren yavaşladığında karşısındakiyle konuşan ya da gazete okuyan biri nereye geldiklerini görmek için başını sola çevirdiğinde birden ürperir: yarı belinden sonra yükselen dimdik kayalarıyla koskoca bir dağ trenin üstüne devriliyor gibidir. Kasaba, (ya da kent) minareleri, ağaçlı geniş sokaklarıyla bu dağın eteğinde yayılır… Üzüm bağları, pamuk, buğday tarlaları ve büyük köyler vardır ovada.”
Bu kasabanın tarihi de en az coğrafyası kadar belirleyicidir. Romanda söz edildiği gibi büyük yangın, (1922 Eylül ayı başlarında Yunanlılar giderayak burayı yaktılar…), hem mekânın mimarisinde hem de toplumsal hafızasında iz bırakmıştır. Yeniden inşa edilen binalar, boş arsalar, geniş yollar… Ve belki de en önemlisi, dışarıdan gelene karşı bir mesafe, bir temkin hâli. Kasabanın kapalı yapısı, romanın kadın karakterlerinin görünürlüğünü ve hareket alanını da daraltır.
Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın; otele bir gece konaklamak üzere gelir, ertesi gün “Yarın akşam dönerim” diyerek ayrılır. Ancak bir daha dönmez. Fiziksel varlığı kısa sürse de, Zebercet’in yaşamında bir saplantıya dönüşür. Erişilmez, gizemli, sessiz ve çekicidir. Kadın burada sıradan bir cinsel arzudan çok, tutunma ihtiyacının, aidiyet arayışının, simgesidir. Temsil ettiği boşluk, Zebercet’in zihninde ve romanın tüm atmosferinde yer tutar. Kadın varlığıyla değil, yokluğuyla kurar anlamını. Onun dönmemesi, Zebercet’in bekleyişini ve içsel çöküşünü başlatır.
“Yarın akşam dönerim” demişti. Döndüğünde odayı hazır etmesini istemişti. Sonra bir daha gelmedi.”
“Gelmeyişinin üstünden günler geçti. Önce her akşam istasyona indi; sonra haftada bire, ayda bire düştü bu.”
Ortalıkçı kadın ise roman boyunca yalnızca “kadın” olarak anılır. Sessizliği ve edilgenliğiyle tanımlanır. Sıradan, sessiz, itaatkâr kadın… Onun adını yalnızca bir kez, otele bırakan akrabasının ağzından duyarız.
“Gıız Zeynep, gidiyom ben.”
Bu, adının geçtiği tek andır. Romanın geri kalanında bu isim kullanılmaz, karakter yine “kadın” olarak tanımlanmaya devam eder. Ortalıkçı kadın; Zebercet ile birlikte otelde çalışır, çoğu zaman uyur. Bu uyku hâli, kadınların bu kasaba bağlamında varlıklarını sessizlik ve edilgenlikle sürdürmelerinin simgesidir. Ancak suskunluk, farkında olmamaktan çok, belki de kendi içine kapanmış bir direniştir. Kadının geceleri iç çamaşırını çıkararak yatması, farkındalığın bir göstergesi sayılabilir.
Zebercet’in ona uyguladığı şiddet, zorla ilişki ve ardından cinayet, bireysel olduğu kadar toplumsal bir tahakkümün, kadına yönelmiş öfkenin de yansımasıdır.
“Kadın hiçbir şey demedi. Başını eğdi, odadan çıktı.”
Zebercet Ortalıkçı kadını ne bir insan, ne de bir birey olarak görür. Öyle ki, onu öldürdükten sonra yaşamında hiçbir şey değişmez. Bu da kadına yönelen eril şiddetin sıradanlaşmasının, normalleşmesinin simgesidir.
Roman, kadınların yalnızca anlatı içinde değil, kuşaklar arası hafızada da silinmiş olduğunu gösterir. Zebercet’in ninesinin adını bilmemesi, bunun çarpıcı bir örneğidir. Cenaze sırasında imamın “Zarar yok oğlum, hepimizin anısı bir” sözleri, bu unutuluşu olağanlaştırırken, kadının kimliğini bireysel bir bağ olmaktan çıkarır. Böylece isimsizlik, romanın merkezindeki iki ana kadın karakterin ötesine uzanır, geçmiş kuşaklara kadar yayılır. Kadınlar; isimsiz, sesi olmayan, arzuya indirgenmiş figürler olarak Zebercet’in cinsellik, aidiyet, bastırılmış öfke, gibi yönlerini yansıtmak için kullanılır.
Romanın görünmezlik ve suskunluk temasına paralel olarak, Zebercet’in hayatındaki bir başka “dişil” figür de kedidir.
Evde sürekli onunla yaşayan, onu gözleyen kedi, romanın sessiz ama her şeyi bilen tanığıdır. Edebiyatta sıklıkla dişiliğin, sezgisel bilginin ve bağımsızlığın simgesi olarak görülen kedi, burada hem arzunun hem de rahatsız edici bir farkındalığın kaynağıdır. Zebercet için kedi, tıpkı romanın kadın karakterleri gibi, sessizce gözleyen ama gerçekte olup biteni bilen bir varlıktır. Kedinin gözleri, dişil bakışın yoğunlaştırılmış hâlidir. Bu bakış, ne tamamen kabul edici ne de tamamen reddedicidir ama her zaman oradadır. Zebercet için bu, hem çekici hem de rahatsız edici bir durum yaratır. Kadınlarda hissettiği “arzu ile tehdit” ikilemi, kediye de yansır.
“Kedi:
Erkek, Kara. Zebercet’in döneminde ikinci kedi. Üç yıl önce babasıyla kasabadaki eski anıtları görmeye geldiklerinde, iki gece otelde kalan, çantasında hep birkaç atkestanesi bulunan, uzun boylu bir genç kız adını Karamık koymuştu. Ama kimse söylemiyor.”
Tıpkı romanın kadın karakterlerinde olduğu gibi, Karamık adı da unutulur, kimse tarafından kullanılmaz. Böylece kedi, geçmişteki bir kadın figürünün sessiz hatırasını taşıyan, ama ismi dahi anılmayan bir varlığa dönüşür. Zebercet’in kediyi öldürmesi, bu anlamda, yalnızca bir hayvan öldürme eylemi değil; dişiliğe, onun bağımsız ve tanık olma hâline, üzerinde denetim kuramadığı bir varoluşa yönelmiş bir saldırıdır.
Kasabanın durağanlığı, kadın karakterlerin hikâyelerini kurma biçimlerini doğrudan etkiler.
Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın, mekâna dışarıdan gelir; kasabanın sıkışmış ritmini bozar, Zebercet’in yaşamında bir kırılma yaratır ve ardından ortadan kaybolur. Ortalıkçı kadın hep kasabanın içindedir, otelin duvarları arasında kalır; görünmezliği ve sessizliği, küçük kasaba kültüründe kadına atfedilen pasif rolün yansımasıdır. Kedi’nin sürekli Zebercet’i gözlemesi ve sonunda öldürülmesi ise Zebercet’in kadınlara yaklaşımındaki temel problemle örtüşür; onları hem arzulamak hem de kontrol edemediğinde yok etmek.
Kasabanın coğrafi kapanmış hali; dağ eteğinde konumlanması, sınırlı tren seferleri, yangın sonrası oluşan temkinli toplumsal yapı, kadınların hem fiziksel hem de toplumsal hareket alanlarını daraltır. Kadın ya gelir ve gider, ya da kalır ama sessizleşir. Böylece Anayurt Oteli, yalnızca bireysel bir çözülüşün değil, küçük kasaba kültüründe kadınların görünmezliğinin edebiyat aracılığıyla temsilidir.
DİLEK ÜSÜTÜNDAĞ
Kaynakça:
-
Atılgan, Yusuf. Anayurt Oteli. İstanbul: Can Yayınları, 3. Baskı, 2019.
-
Aytaç, Gürsel. Yusuf Atılgan’ın Dünyası. Ankara: Hece Yayınları, 2005
Diğer Panzehir Dosya yazılarını okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

