HANELER, ÇÖPLER, DÜŞLER / Evrim Akdağ
HANELER, ÇÖPLER, DÜŞLER
Elime yayılan bu pis kokunun gideceğini bilsem kezzap bile dökerim. Eldivenleri taktık sözde. Alyansımı çıkarmadım Ahmet. Of, ne koku diyor. Evet Ahmet, sabahtan akşama kadar çöp taşıdık kamyona, hatta kamyonun biri gitti diğeri geldi, neredeyse apartman dikecektik topladıklarımızla. Pişirdiğin pilavı ağzıma sokmam. Yemezmiş, yemezsen yeme be. Su uzattım ona. İki yudum iç dedim, kendine gelirsin. Horozuna baktı. Ay nasıl da çirkin bir şey o. Poşetlerin üstünden atladığı gibi geldi yanıma. Neredeyse konuşacak. Gagalamasın da. Gagalasa daha mı iyi olurdu? Rapor alıp bu bokun içinden kurtulurum. Ne zaman gideceksiniz diye soruyor bir de. Aman efendim, biz de çok meraklıydık hanenin içine girmeye. Hadi kaldır poponu da ayağa kalk artık.
Zabıta iki, ekip dörde motorize destek verilecek, sokağı kapatın, tamam.
Motorize bir, anlaşıldı amirim.
Bassam şimdi mandala, iki çift laf da ben edeyim sevgili amirciğime. Günlerdir mesai üstüne mesai yaptırıyorsun, çoluk çocuğun yüzünü unuttuk. Paranı alıyorsun ya. Paramla rezilim sayenizde, evdeki mesaimi merak eden yok.
Senin adın ne diye soruyor gözlerini gözlerime sabitleyip. Semiha. Soru soracağına azcık yardım etsen. Şunu ver, bak işte şunu, gazeteye sarılı olanı. Vay, ne güzel bir fotoğraf. Ayvalık mı burası? Yüzünde mahcup bir ifadeyle kızımın diyor. Kızının evi demek, ay bir de kızın var. Maşallah pek cicili bicili. Artık evli, çocuğu bilem var. Elimi cebime sokuyorum. Keşke hiç çıkarmasam. Gözüm fotoğrafta. Güneş yüzünüze vurmuş hepinizin. Ondan mı sarı görünüyor saçların? Şimdi kirden kararmış belli ki. Günlerdir hatta aylardır yıkanmamış Ahmet, bir görsen. Yaklaşmasaydın. İçeri girmişim yaklaşmamak ne mümkün. Zaten kapı açılmadı önce. Üç kişi iteledik. Kadın yoktu ortada. Tuttuğumuz gibi attık sokağa.
Polis misin, hiç kadın polis görmedim de? Zabıtayım ben. En azından kadın zabıta gördün bak. Ayırıp şöyle bir köşeye koyayım, hatırası var sonuçta fotoğrafların. Daha da vardır da her bir poşetin içini açıp bakamam ki. Hem sanki benim sorunum. Kıymeti olsaydı çöplerin arasına karıştırmazdın herhalde. Görüşmüyor musun diye soruyorum. Kimle? Kızınla canım. Hiç arayıp sormuyor mu seni? Ne halin varsa gör dedi, arama dedi napayım istemiyorsa ne diye arayayım ki? Kim bilir neler ettin kıza. Hiç sevdin mi, okşadın mı, öptün mü yanaklarından acaba Allah aşkına? Öyle gaddar birine de benzemiyor Ahmet’cim ama o evde böyle bokun püsürün içinde yaşayan biri de ne bileyim canım. Biraz benimkine, anneme yani, benziyor biliyor musun? Öyle kafası bir dünya. Saç baş birbirine girmiş. Sana da kayınvalidelik yapmadı doğruya doğru. Allah affetsin. Anneleri canım. Onlara dert, zeval vermesin. İşin, gücün yok mu senin diyorum, merak da sınır yok nasılsa. Ne yiyip ne içiyorsun burada?
Kızlar evlendim diye küstülerdi bana, rezil etmişim onları, hâlbuki önce büyüğü ile tanıştırdım adamımı, bak ne iyi adam dedim, babanız gibi çulsuz değil, size de ağabeylik yapar hem, başımda biri olsun ömür yalnız geçmez dedim. Kızım takıldı herifin çorabına. Neymiş baş parmağı yırtıkmış da tanışmaya böyle gelinir miymiş. Hırsız kılıklı bu, hem pis de kokuyor dedi. O doksanlardan kalma paltoyu kimin evinden arakladı acaba dedi. Yok kızım dedim adam kendi halinde sadece ikinci el ürün alıp satıyor, işi bu yani. Toplamışsın toplamışsın ne bulduysan atmışsın içeri diyorum. Hepsi mi ikinci el bunların? Ya anam bacım bizim muhtar getirdiydi hepsini. Kıçıma giyeceğim donum bilem yok dedim, hadi ablacım varsa elindekileri ver dedim. Baktım elimde bir sürü kıyafet oldu, eee napim napim, değerlendirmem lazım, benimki götürüp sattı bitpazarında, iyi etmişim değil mi? Beyin bedava. Allah seni inandırsın saman sarısı külotlar bile satıldı. Seninkini bile satarım ha ha ha, şaka ayol. Dişleri nasıl siyah bunun Ahmet, bir görsen, ağzında koca bir mağara var sanırsın. Benden tiksiniyorsun bir de, git gir ağzına şimdi kadının. Aman canım ne diye yaklaşayım elin kadınına, sen de. Güzel kazanmışsın ama muhtarı da sömürmüşsün epey. Senin gibi günde kaç kişi gidiyordur kapısına kim bilir? Haberi var mı diye soruyorum. Yardım diye getirilen kıyafetleri sattığından? Ho ho hoyy! Kucağıma koydu torba torba. Yakasına yapışmadım ya. Ha giymişim ha satmışım. Memur hanım sen pek ince düşüncelisin, böyle olmak iyi değil bak tırlatırsın sonunda. Buruşmuş bir elmayı ısırıyor kıt diye, tükürüğünü yüzümde hissettim, gayrı ihtiyari elimin tersiyle sildim yanağımı. Şapır şupur karşımda.
O anda horoz ötüyor ama nasıl bir ötme. Laflar ağzında birikmiş de dili azcık çözülse konuşacak mübarek. Ü ü rü ü… Kadının kulağına dayadı gagasını. Eyvah parçalayacak. Gel benim çillim, minnoşum, balım diyor. Başlıyorum gülmeye. Güldükçe belimdeki telsiz titriyor. Hadi kalk anam oradan, dışarı çıkacağız hadi çabuk. Sesimdeki sertliği almıyor bile cazgır. Hey, Naciye, Nuriye, Fikriye. Sana diyorum. Horozuyla aşk yaşarken beni duymuyor bile. Aloo, kime diyorum? Birden sesi yükseliyor. Kime ha kime diye azgın azgın bağırıyor bana. Benim çillim bir tanem. Baksan şunun güzelliğine. Bir apartman önünde buldum onu. Benim herifçioğlunun gelmediği gecelerde koynumda uyuttum. Çok akıllıdır teyzesi, hiç sesi çıkmaz. Erkekse bu da erkek, hiç değilse bir başına koymuyor beni.
Bunca pisliğin için de bu hayvanla bir başına, hay Allah’ım neler var. Üstelik horoz bana da dikleniyor, gagalaması an meselesi. Aklınca koruyor sahibini. Ne sevda maşallah. Hadi kış kış. Ben şimdi gidiyorum. Neden? Mesaim bitti canım. Yedi yirmi dört çalışacak halim yok. Evde çocuk bekler, koca bekler. Akşam yemeği, alışverişi. Boş ver ne uğraşıyorsun. Keyfine bak amann. Kadın vallahi doğru söyledi Ahmet. Biraz fazla görev bilinci mi edindim nedir. İşte ayrı evde ayrı çalışıyorum. Deli kadının lafına mı bakıyorsun. Deli değil o bir kere, bence fazla akıllı. Keyfine bakmış oh. Manyak mısın kızım çöpün içinde keyif mi yapılır. Tamam, sus Ahmet, sus.
Sabah gene evin önündeyiz. Ne zaman bitecek bu kâbus Allah’ım. Kamyonlar yetişmiyor artık. Kapıyı itekleyebildiğim kadar itekliyorum. Hey, neredesin ablacım, ses ver. Homurtu duyuyorum ya da hıçkırık. Burada diyor sesinin altında ezilerek. Kırmızı bir poşet, olduğu yerde hareket edince anlıyorum ki orada. Hadi çık artık. Yorma bizi. Günlerdir senin derdine düştük. Ne inatsın be. Parmağının ucuna taktığı yüzüğü gösteriyor. Tek taş. Parası da iyidir ha. Kocan mı aldı sana? Kahkaha patlatıyor iki arada bir derede. He, manitam. Kendimi kuş gibi hissetim bak şimdi. Öylesine hafif. Duvardaki çerçevelere kanatlanıp bokumu salacağım aşağıya. Nerde tanıştınız ki siz? Televizyon programında diyor. İstem dışı gülüyorum. Bildiğin çöpçatanlık işleri yani. Biz de chat’ ten tanışmıştık n’olmuş yani? O başka bu başka sevgili kocacığım. Hem senle günlerce hatta aylarca yazıştıktan sonra yüz yüze geldik. Bunlar öyle mi? Adam sen de, programda havaları birbirini ısıttı diye manita olmuş akıllılar. El ele verdik bu günlere geldik, kolay mı yan gelip yatmadan yaşamak? Birleştiğimizin ikinci günü, ha ha ha yani sevgili olduğumuzun, elde yok avuçta yok, eee karnımız aç napıcaz? Bizim mahalle de kına gecesi vardı bir akşam. Kol kola girip davetli gibi katıldık aralarına. Masalarda çerezler, kuru pastalar, meyve suları dolu. Bir tane ağzımıza attıksa bir tane cebimize. Kıh kıh kıh, karnımız doydu gece gece. Sonra baktık plastik sandalyelerin hepsi belediyeden gelmiş. Eee dedik belediye hepimizin ise malı da hepimizin sayılır. Oturduğumuz her bir sandalye ile yavaşça sakin yere sürüne sürüne kaydık. Benimki ikişer üçer sırtladı da koşa koşa evin kapısına dayadı. Satınca iyi para var ha.
Buna hırsızlık denir ablacım. Düpe düz çalmışsın devletin malını. Hiç helal iş yapmadınız mı hayatınızda ya? Dudağını büzdü alaya alır gibi. Çoook. Benim adamla cenaze evlerine giderdik, bak dinle, helal iş dedin ya sana anlatayım. Sela verildiğinde kulak kesilir, kimin nerede cenazesi var bilirdik. Beyin bedava nasılsa. Ben kadınlar tarafına, herifim de erkekler tarafına girerdi. Başlardım ağlamaya. Ne ağmak ne ağlamak. Bağıra bağıra. Böğrüme vura vura. Etrafıma kadınlar üşüşür sırtımı sıvazlayıp yüzüme kolonya sürerlerdi. Bu defa iki elimle dizlerime vurup gitti, gittti dev gibi yiğit der, daha çok ilgi toplar, sonrasında kendimi tavuklu pilav ve tatlı tabağının üstünde bulur, iştahla hepsini yutardım. Benimki de kapı ağzında giren çıkanlara bakar ayakkabı seçerdi kendine. Çok tarz ayakkabılar giyindi yalan yok. Uzun lafın kısası karşılıklı iyilik işte.
İşçilerden iki kişi yanı başımdaki poşetleri bir hışım havaya kaldırınca ekşi ekşi kokan konserve kutuları savruluyor etrafa. Savaştayız. Evet anladık. Adını söylesene artık kadın. Şükran’mış. Ne Şükranı ya, bu tam malamat. Muz kabuklarını atıyor tepemize. Gelsin kabuklar gitsin kavanozlar. Savaşa karşıyız da iş sadece kendimizi savunmak olsun. İnsanız sonuçta. Beni çok sevdi herif diyor. Her gün bahçeden neyin yolduğu çiçekle gelirdi kapıma. Parası yoktu lakin has adamdı. Tamam anladık aşkını meşkini, kurban olayım çık şuradan da yorma bizi artık. Çıkmam da çıkmam. İyi be, çıkma. Kal orada. Aklımca kendime yöntem belledim amirim. Üstüne gitmeyin şu kadının. Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarıyorsa Şükran’ı da çöpten çıkarır alimallah. Şükran kim allasen? Günlerdir hangi kadınla uğraşıyorsak o.
Başını iki yana sallayıp homurdanarak gidiyor amir. Ablacım sen adamla resmi nikahla mı evlendin? Ho ho hoyy! Resmi evlilik mi, hiç işim olmaz, gönlümü eğlendirdim say, sadece el âlem laf etmesin diye imam nikâhı kıydık. Senle ben arasında karanlık yollar, derin çukurlar, engin deryalar vardı kızım. Mantık evliliği yaptık biz kabul et. He doğru dedin Ahmet. Sevgi başka şeymiş, görsen nasıl da gözlerinin içi gülüyor kadının. Benim gibi mi? Zorlamasam bir kere bile çiçek getirmezdin kapıma. Nankörmüşüm. Hadi git işine.
Öyle böyle akşamı ettik gene. Bugün nedense kamyon kasasının yarısı dolabildi. Şoför, Selim, homurdanıyor. Nasıl iş anlamadım saatlerce bekliyoruz, bunun için mi? Yakın bir ateş yansın çerçöp ne varsa. İçeride canlı var Selim Efendi, canlı. Hoş, kadının henüz kafasını görebildik, gövde yok. Onun yerine horozu zıplıyor. Hem onun da canı yok mu? Gel bili bili gel bakim sen, bari seni kurtarayım bu bataktan. Bu gece hiç uyuyamamış. Kötü rüyalar görmüş. Benimki beni bir kadınla aldatıyor sözde. Böyle karanlık bir sokakta peşlerinden gidiyorum. Metruk bir binanın içine giriyorlar. O an anlıyorum olacakları. Nereden anladın canım belki başka işleri vardır diyorum, dediğime kendim de inanmıyorum tabii ki. Beni de öyle yerlere götürürdü çünkü. Fantezi işte. Toz toprağın içinde keyif alıyor. İnşallah üstünüze yıkılsın, başınıza devrilsin dedim ama gene kıyamadım, geldi açtım kapıyı, sarıldım boynuna, harçlığını verdim. Adama kıyamıyor, yediriyor, içiriyor bir de üstüne para veriyorsun. Buna kerizlik denir de neyse. Fotoğrafı neyin var mı bunun? Kimin diye soruyor, sanki manavdan konuşuyoruz. Seninki canım, adı neydi ki hem? Cafer diyor. Napcan fotoğrafı? Kendime alcam. Hay Allah’ım. Merak ettim sadece. Seni bu kadar kendine bağlayan birisi nasıl bir tipmiş diye bakmak istedim. Buralarda bir yerdedir. Bak şu duvarın dibinde bir komodin olacaktı görüyor musun? Komodini mi kaldı, her yer bok püsür. İtele te bak şunları, altında hemen.
Merak ya sessizce söylediklerini yapıyorum. Gerçekten de bir komodin var. Zorla çekiyorum çekmeceyi. Ay o ne? Ahmet, o ne! Ne ki? Hamam böceği. Bir sürü. Bayılacaktım, vallahi billahi bayılacaktım. Bu kadar etkilenecek ne vardı canım, elinde eldiven yok mu silkeleseydin. Haklısın. Önce senden başlamalıyım.
Böceklerin arasından çabucak kapıyorum fotoğrafı. Saçı sakalı bir birine girmiş herif bu Cafer abimiz. Pek de sefil görünüyor, işi gücü yok mu bunun diye soruyorum. Gönlü zengin diyor yarı gülerek. Sevgisi bol bana yeter. Toplayıp toplayıp getiriyor. Yani ikinci işi de toplayıcılık. Yardım edeyim diye akşamları ben de çıktım onunla. El birliği ile topladığımızla yetindik. Bir güne bir gün sırtımda kazağım yok diye dertlenmedim. Ne buldumsa Allaha şükür dedim. Cafer’imin tatlı iki lafı yeter dedim. Toplayıcılık yaptık diyor belli ki sadece toplamışlar, belediyenin yapacağını yapmışlar. Çevre temizliği önemli. Nerde şimdi? Seninki, he Cafer he, nerede şimdi? Yüzü düşüyor, düşmekle kalmıyor eriyip çer çöpün üzerine dağılıyor.
Muhtara sorun diyor düşünceli amirimiz. Bu kadının aslı astarı neyse bize anlatsın. İnadıyla mı uğraşacağız canım. Tamam amirim kızma, tatlı dil ile çözeceğiz bu işi. Varsın birkaç gün mesai yapalım. Ahmet beni yatağa bile almıyor üstüme sinen kokudan ama olsun. Muhtar geliyor sonunda. Dalgalı denizde kulaç atar gibi kollarını çöp poşetlerinin üzerine savura savura yanımıza yaklaşıyor. Muhtar da ne muhtar ama. Permalı saçlarını tepeden toplamış, dudaklarına rujla geniş yerden çerçeve çizmiş. Yanaklarda dolgu mu var ne? Arada tavşan dişleriyle gülüyor, kaplama anladık, fazla çıkarma ortaya. Kolay gelsin, ben muhtar Gamze diyor. Gayriihtiyari yanaklarına bakıyorum çukur var mı diye.
Bu kadın beni bitirdi amirlerim, yeminle anamdan emdiğim süt burnumdan geldi, nasıl baş belası anlatamam, bir herifin peşine takılmış, sömürüyor bunu, yarışmaya katıldı da buldu onu, programdan takip ettim. Mahallemden biri yarışmaya katılmış izlemeyecek miydim canım? Mahallede olup bitenler önemli, biri mi ölmüş hoop evindeyim, biri mi doğurmuş anında hastanedeyim, açı, hastası, işte bak böyle aşığı neyse hep yanındayım, muhtar olmak bunu gerektirir çünkü, geçen seferki muhtara bak bir de, pos bıyığını yalar otururdu akşama kadar, ben öyle miyim, bu güne bugün mahallelinin yanındayım.
Kutlarım seni diyorum kadına. Aferin. Çok iş bütün bunlar ama önce şu dertten nasıl kurtuluruz onu konuşalım istersen. Adamı yarışmada kapıp mahalleye geldiğimde davulla zurnayla karşıladın ya beni ne çabuk unuttun? Şimdi bir de dert yanarsın. Ayıp muhtar ayıp, iki çeyrek taktın her birimize, çiçekler çikolatalar getirdin, yakışıklı adamı kıskandın, o bakışlarınla yedin yedin, koca bulamıyon diye benimkine göz diktin. Ha utanmaz kadın, şimdi bizi şikâyet edersin, Allah sana akıl fikir versin, bırak uğraşma benimle, mutluyum halimden de.
Söylediklerini onaylarcasına horozu ötüyor. Kurmalı mıdır nedir bu horoz, ne zaman öteceğini iyi kestiriyor. Bunlar aralarında rekabet ediyor Ahmet, kadınlar birbirine girdi mi ayırmak zor. Senin gibi cazgırlar anlaşılan. Sen benim bokumu ye, kurban ol bana, bak neler var. Şükran Hanımcım nasıl başladın bu işe sen ya, bak elin yüzün güzel, çiçek gibi kadınsın, git çalış, para kazan.
Bu var ya bu diyor muhtar Gamze. Hesabında milyonları var, az kirli çıkı değil. Nasıl kazandın hanım sen? Benim gönlüm zengin diyom ya size. Önemli olan kalp, aha da burası, hızlı atar benimki, aşktandır. Cafer’im gitti gideli eskisi gibi atmıyor, terk etti beni boynu kırılasıca. Hiçbir şeyini eksik etmedim, gitti işte.
Telefon çalıyor oynak havalı bir şey. Muhtarınkiymiş. Ağzını gevşete gevşete aloo diyor. Şükran ağzı açık muhtara bakıyor. Kimin aradığını anladın sen. O an her şey sus pus. Muhtar Gamze konuşuyor. Hastaneye yatırmak kolay mı ayol, yerinden bile kaldıramıyoruz, valla billa haftalardır bıktım annenizden, evlatları değil misiniz canım, gelin ilgilenin azıcık, başımızda türlü dert var bir de onunla mı uğraşacağız? Hangi hastane başına bela eder zaten, belediye boşaltacak, çer çöp ne varsa hepsini çıkarcaz. Ya gelir alırsınız bu kadını ya da sokaklar bedava. Aman canım bu ne biçim iştir öz evladın bile istemiyor seni. Palavracı. Amirlerim bu aynı zaman da yalancı da. Oturduğum binada kaçak kat var, kolonlar patlayacak eyvah deyip kaymakamlığa kadar şikâyet etti bu gördüğünüz cazgır. Baktı ki olay büyüyor, sayın kaymakam duruma el attı. Peki bizim hanıma ne demeli? Attı kendini kaymakam beyin ayağına. Neymiş efendim çocuklarım beni evden attı, yatacak yerim yok, belediye de sahip çıkmıyor. O olaya şahit olanlar birkaç poşet erzak tutuşturdular eline de öyle sustu. Amaann evlerden ırak…
Dışarda boğucu bir sıcaklık var, her yerim yapış yapış. Kokuları bile artık hissedemiyorum Ahmet’cim. Koku yetimde derece atladım. Çocukları telefonda hastaneye yatırın diyormuş. Nasıl insanlar anlamıyorum. Söyleyene bak diyor sevgili kocam. Sen sanki annene sahip çıktın. Bu nasıl bir cümle Allah aşkına ha. O başka bu başka. Benimki iyice bunadı. Mecburdum. Kızgınsın diye böyle söylüyorsun. Canım sen de üstüme gelme, konumuz o değil. Azıcık sevseydi annem, böyle mi düşünürdüm bilmiyorum. Hem seven anne de görmedim hiç. Anne dediğin terlik atar, tokat atar, tuvalete filan kilitler. Sonra evi terk edip sevdiği ama gider diye cümlemi tamamlıyor Ahmet. Kocalara aile ile ilgili bir şey anlatılmamalıymış meğer. Durmadan yüzüme vuruyor aklınca. Çalışmıyorsa nasıl geçindiniz şimdiye kadar? İşte böyle diyerek salondaki çöp yığınını gösteriyor. Böyle geçindik, ne bulsak yedik, bir keresinde kirpi geçiyordu kapının önünden, düştüm peşine, yakaladığım gibi ortadan ikiye kırt, sonra bir güzel haşladım, akşamına da kızarttım. Cafer’im de otuz beşlik aldıydı, yanında iyi gitti.
Aman anne diyecek oluyorum laf ağzımda yarım yamalak kalıyor. Aman ablacım ne diyorsun sen, miden nasıl aldı? Hadi kalk artık oradan, bak biz çok yorulduk, bitsin bu ıstırap da evimize gidelim. Kalkmam da kalkmam. Horozunun tüylerini okşuyor. Kızım bana deli diyor. İnsan annesine öyle der mi? Dudaklarım büzüşüyor, öğürecek oluyorum. Nerede şimdi seninki, neden gelmiyor? Kör olasıca diyor, başkasının koynunda gönlünü eğliyordur ama parası biter elbet, çıkar gelir. Harflerin üstüne basa basa yazıklar olsun diyorum, sesime onun kızının da sesi karışıyor. Kızıyla ikimiz parmağımızı sallıyoruz. Bizden o adam için mi vazgeçtin? Sen ne biçim anne…
Ter akıyor şakaklarımdan Ahmet, nefes alamıyorum. Sakin ol tamam, bir şey yok diyor, umursamadığı belli. Horoz ötüyor poşetlerin üstünden atlayarak, her yerde tüyleri uçuşuyor. Cafer gelmeyecekmiş, aman adam sende, gelmesin nolmuş yani? Sevmiyor seni anne, şey aman kadın, sevmiyor daha ne bekliyorsun. En iyisi hastaneye yat, en iyisi bu, kızın haklı, akli melekelerin yerinde değil, durmadan saçmalıyorsun. Hiç sevmedin beni anne, kaçtın o adamla. Parçalamak istiyorum onu Ahmet, hayatımdan tamamen çıksın istiyorum. Gülüyor bana, delisin diyor. Bir cesaret uzanıp telefonunu kapıyorum elinden. Sen dur, arayayım da gör. Kızını arıyorum. Kısa bir çalmadan sonra cevap veriyor. Ses tıpkı benimki. Akıl hastanesine tıkmak iyi fikir diyoruz. Tamam bak, anlaştık biz. Aynı dili konuşuyoruz. Kızların kaderi hep aynı nasıl olsa.
Horuz bu defa omzumda. Gözlerini gözlerime dikerek bakıyor. Adın ne diye soracak neredeyse. Karışma şu kadına, işine bak diyecek. Olduğum yerde silkeleniyorum, ayağını omzumdan çekmiyor horoz. Ayakları çabucak iteleyecekken kuvvetlice bir el tutuyor bileğimden. Kafamı çeviriyorum. O da kim? Amir. Şaşkın. Muhtar’ın sesini duyuyorum bir yerden. Su getirin diyor. Beni çok yordu amirim, hiç laf dinlemedi. Kim seni yordu Semiha Hanım? O diyerek parmağımı uzatıyorum. Cansız mankenin üzerinde sinekler uçuşuyor.
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
