ANLAM YOKLUĞUNDA DANS: FELLİNİ “8½” ÜZERİNE VAROLUŞÇU BİR OKUMA / Füsun Günaydın
ANLAM YOKLUĞUNDA DANS: FELLİNİ “8½” ÜZERİNE VAROLUŞÇU BİR OKUMA
8½ Kaçış, tıkanıklık ve yüzleşme arasında kalan sanatçının yaratamamasını inanılmaz bir estetikle anlatıyor. Frederico Fellini 8½ filmi, sinema otoriteleri tarafından “Tüm Zamanların En Büyük En Etkili” filmlerinden bir tanesi kabul ediliyor. 8½ her ne kadar Fellini’nin dokuzuncu filmi olsa da yönetmenin kendi sıralamalarında ne tam sekizinci ne de tam dokuzuncu sıraya oturmadığı için sinema tarihine 8½ adıyla yerleşiyor. Yerleşiyor ki ne yerleşmek.
Kısaca filmin aldığı ödüllere değinecek olursak:
-
1963 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü
-
Akademi Ödülleri’nde Siyah-Beyaz Film Dalında En İyi Kostüm Tasarımı
-
Yabancı Dilde En İyi Film ödülü
-
BAFTA Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film
-
İtalyan Sinema Yazarları Derneği Ödülleri’nde
-
En İyi Yönetmen,
-
En İyi Yapımcı,
-
En İyi Senaryo,
-
En İyi Orijinal Hikâye,
-
En İyi Müzik,
-
En İyi Görüntü Yönetimi
-
Fakat bitmiyor, 1963 yapımı 8½ yıllar geçtikçe, ödüllerine ödül ilave edilen yapıtlar arasında bulunuyor.
-
1995 Yılında Vatikan tarafından sinemanın asırlık yıldönümü kabul edilen listelemede “Tüm Zamanların En İyi 45 Filmi” arasına dâhil edildi.
-
2018 yılında 43 ülkenin katılımıyla BBC tarafından düzenlenen En İyi 100 Yabancı Dilde Film listesinde 7. ödülü
-
BFI’ın 2002’de düzenlediği ve yönetmenlerce seçilen “Tüm Zamanların En İyi 50 Filmi” listesinde 3. ödülü
1942 ile 1978 yılları arasında İtalyan Kültür Mirası Bakanlığı, filmi ülkenin kolektif hafızasını değiştiren” Kurtarılacak 100 İtalyan Filmi” listesine dahil etti.

Frederico Fellini ve Guido Anselmi
Filmin önemli bir özelliği de Fellini’nin hayatından esinler taşıması ve en kişisel eseri sayılmasıdır.
8½ ‘ta Fellini bizi seyirci olarak, ilham perisini yitirmiş dünyaca ünlü yönetmen Guido Anselmi’nin peşinde rüyalarla dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Yolculuk karmaşık olduğu kadar renkli. Dahi yönetmen bizi karakterin derin bunalımına o kadar içtenlikle ve samimiyetle katıyor ki, zaman ve mekân açısından sürekli yapı söküme uğrayan paramparça filmde, bunalmak şöyle dursun, çocuksu bir heyecan ve neşeye bile kapılıyoruz. Pek çok sahnede uzay-zaman geçişleri o kadar iç içe ki Guido bile yaşadıklarının rüya mı gerçek mi olduğunu ayıramıyor.
Guido Anselmo büyük ve tanınan bir yapımcıdır. Bu durumun getirdiği sorumlulukla herkes ondan bir şey bekler. Yapımcılar, oyuncular, gazeteciler, hayranlar ve özellikle de kendi geçmişi, bunca beklenti arasında boğulan Guido “tıkanır”.
Guido’nun krizi yalnızca “yaratıcı tıkanıklık” değil, daha derin bir köksüzlüktür. İlerleyen sahnelerde Guido’nun asıl sıkıntısının “kendi hayatının yönetmeni olamama hâli” olduğunu anlıyoruz.
Federico Fellini 8½ filmi ile, yalnızca bir yönetmenin film çekememe krizi ya da sanatçının yaratamama tıkanıklığını anlatmakla kalmayıp aynı zamanda modern insanın kendine karşı duyduğu tükenmişlik hissini, kimlik dağılmasını ve gerçekleştiremediği yaratma arzusunun yarattığı karanlığı da ortaya koyar. Usta yönetmen kendi kişisel açmazlarını yansıtırken modern insanın kendini yaratırken yaşadığı varoluş parçalanmasının alegorisini de sahneliyor.
8½, sanatçıya kim olduğuyla ilgili en acımasız soruyu sorar:
“Bir insan yaratamadığı zaman, kendi benliğini de kaybeder mi?”
Birey yaşamını bir tür estetik kompozisyonda kuramazsa sessizce çöker.
Düşler, Hatıralar, Gerçekliğin Katmanları
Fellini filmi, zaman içinde lineer ilerleyen bir kurgu değildir. Tam tersine, yönetmen bizi Guido’nun zihninin kıvrımlarında dolaştırır. Rüyalar, çocukluk anıları, fanteziler ve gerçeklik birbirine karışır. İzleyici de tıpkı Guido gibi neyin “gerçek”, neyin “rüya” olduğunu tam olarak saptayamaz.
Yönetmen burada radikal bir şey yapar. Bilincin tutarlılık arzusunu reddeder. İnsan zihninin, aslında hiçbir zaman lineer olmadığını; bizim kendimizi ancak kırılmış aynalarda, parçalı zamanlarda, hatırlama-unutma dalgalanmalarında bulduğumuzu vurgular.
Bu yapısal belirsizlik, Fellini’nin İtalyan sinema dilinde bir devrimdir. Film boyunca süregiden karmaşık belirsizlik çok kolaylıkla tutarsızlığa, kopukluğa ve anlamsızlığa evirilebilecekken, Fellini sanatçı dehasıyla bütün bu dağınıklığı estetik bir şekilde toparlar. Filmi izledikçe, Fellini’nin “bilinç odalardan değil, görüntü dalgalanmalarından oluşur” fikrini kabul ederiz.
Sirkin Çemberi: Final ve Kabul
Filmin finalinde yer alan ünlü sahnede tüm karakterler el ele tutuşup çember oluşturur. Bu görüntü Fellini’nin sinemaya ve hayata dair en samimi itirafı olarak kabul edilir.
“Hayat, bir sirktir ve herkes kendi rolünü oynar, kimi gönüllü, kimi çaresiz.”
Söz konusu sahne aynı zamanda sinema tarihindeki en etkileyici felsefi imgelerden biridir. Tüm karakterler el ele tutuşarak dairesel bir koreografi oluşturur. Şekillerin en mükemmeli kabul edilen çember, varoluşa dair nihai kabulü simgeler
Guido anlam bulamamıştır fakat anlamı kendisinin üretebileceğini fark etmiştir. Film, böylece varoluşçuluğun en olgun kavrayışına ulaşır: “Anlam verilmez, anlam kurulur.”
Guido’nun yarım kalmış filmi, onun yarım kalmış benliği gibi, artık bir eksiklik değildir. Eksiklik, varoluşun çalışma alanıdır. Böylece sirk çemberi, insanın dağınık benliğini hem kabul ettiği hem de ona ritim verdiği metaforik bir mekâna dönüşür.
Guido’nun sonunda filmi yapmaya karar vermesi, sanatın çözüm olmadığını bildiği hâlde bir tür “kader” oluşunu kabul etmesidir. Yaratmak, tıkanıklığı aşmak için çırpınmaktan çok, onunla yaşamayı öğrenmektir.
Varoluşçu Bir Okuma: Kaçış ve Yüzleşme
8½, Sartre’ın “özgürlük bir yükümlülüktür” düşüncesiyle de okunabilir. Guido sürekli kaçmak ister. Karısından, filminden, geçmişinden, kendisinden. “Fakat her kaçış onu aynı noktaya getirir; varoluşun merkezine, yani kendi iç boşluğuna.”
Camus’nün absürt insanı gibi Guido da yaşamın anlamsızlığıyla yüz yüzedir. Fakat Camus’nün dünya insanı olmasının aksine Guido’nun, direniş biçimi rüyalarına sığınmak, yani anlamı bilinçdışında aramaktır.
Fellini’nin Felsefi Çağrısı
Sartre’ın deyişiyle insan “özünü kendi elleriyle kurmaya mahkûm” bir varlıktır. Özgürlük, bir vaat değil, bir yükümlülüktür; insanın kaçamayacağı tek sorumluluk, kendi varoluşudur. Guido’nun film yapamaması, aslında özgürlükle ve onun yüklediği sorumlulukla yüzleşememesidir. Esasen özgürlük, seçenek değil, kendini bilme hâlidir.
8½, bize insanın kendine ait olmayan rolleri reddetmesini değil, onların içinden kendine ait bir ritim yaratması gerektiğini söyler. Çünkü insan, Fellini’nin gösterdiği gibi ne tamamen özgür ne de tamamen yolu önceden belirlenmiş bir varlıktır. Daha çok, kendi iç sirkinin ortasında dönüp duran, arada bir kendi gölgesine çarpan, yine de dans etmeyi sürdüren bir figürdür.
Bu nedenle 8½, izleyiciye sinema tarihinin ötesinde bir çağrıda bulunur:
Kendi hayatının yönetmeni olmak, önce o hayatın dağınıklığını kabul etmeyi gerektirir.
Daha fazla sinema yazısı okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
