Ali Emir Gürbüz

EKSİLME

“Sonrasının önemi yoktu.”

 

Bahçenin içinde, yaşlı bir ceviz ağacına bağlı, ipleri güvensiz duran bir salıncakta oturuyordum. Gün boyu ısınmış toprağın kokusu havayı doldurmuş, nemle koyulaşmıştı. Yapraklar uzamın değişimine uymadan, sessiz bir kendilikle mevki devrediyor, kenarları kavislenip yüzeyleri birbirine yaslanarak toprağın üzerini kaplıyordu. Dalların arasından süzülen aydınlık, yere parça parça düşüyor, kısa süre sonra başka bir yaprak tarafından örtülüyordu. Çitin ötesinden gelen sesler buraya ulaştığında biçim değiştiriyor, tanınmaz bir hâl alıyordu. Bahçe, sakin bir görsellik sunuyor ama içinde durmadan intikal görüntüsü veren ölçülü küçük ayrıntılar barındırıyordu.

Üzerinde sineklendiğim salıncağın ipi gevşedi; oturduğumda kısa bir dengesizlik yapmıştı ama ardından kendi kendine düzelmişti. Ağaçların arasında sıkışmış hava, bir kuşun ani geçişiyle sert bir kıpırtı gösterdi, ancak bu çok uzun sürmedi. Bu bahçede toprağın üzerinde yürüyenler görünmüyordu ama yalnızca ezilmiş otların yönü kalıyordu geriye. Çiçeklerin bir kısmı erkenden kapanmış, bir kısmı ışığa ulaşmak için yapraklarını açık tutmuştu. Bahçedeki her şey, daha önce kurulmuş bir mizanpajın yıllarca benimsenmiş ruhunu yaşıyor gibiydi; ben de bu akışta, durduğum yerden bakmayı sürdürüyordum.

Bir süre sonra kapının açıldığını duydum. Bahçeye paldır küldür biri girdi. Destur gibi bir kelimenin varlığından haberi yokmuş gibi davranan biri… Yanıma gelmedi. Ağaçlarla çitin arasında kalan; yakın da değil, uzak da değil, sevimsiz bir bölgede ayakta durdu. İkimiz de bahçenin bu hâline aşina gibiydik sanki, nerede durulacağını, nereden bakılacağını biliyorduk.

Merak bile etmedik birbirimizi, öyle olsaydı konuşma geçerdi aramızda ama olmadı öyle bir şey. Bahçe bu duruma yabancı değildi, beklemeyi tanıyordu. Salıncak, az önceki hareketini hatırlatır gibi yine hafifçe dengesizleşti, sonra düzeldi. Karşımdaki kişi, buradan sezemediğim şekliyle bir şey yiyordu; gözünü çimlerin kıyısına dikmişti. Orada, toprağın rengi daha koyuydu; uzun zamandır basılan bir yol gibi duruyordu.

Bu durumda bir şey söylenmesi gerekmiyordu. Bahçede bulunan tüm fenomenler, bu durumu çoktan üstlenmişti. Ağaçların arasındaki açıklık, iki kişinin aynı anda duramayacağı kadar dardı. Orada çiçeklerin bazıları, kendilerine verilen rahatsızlıktan olsa gerek başlarını eğmişti; adeta ikimize sitem ediyor gibiydiler. Karşımdaki kişi arkasını döndü ve birkaç volta attı, sonra durdu. Yaklaşmaktan ziyade, bulunduğu yerin artık uygun gelmemesi yüzündendi bu.

Göz göze gelmedik. Buna ihtiyaç yoktu. Bahçenin içinde daha önce paylaşılan şeyler vardı, şimdi onlar usulca yerlerine çekiliyordu. Konuşma olsaydı, bu düzen bozulacaktı. Sözcükler, toprağın üstünde fazla yer kaplardı. Oysa burada yer açmak gerekiyordu; boşluk, kendiliğinden oluşmalıydı.

Ucube bir kuş, alçaktan geçerek çitin üzerine kondu. Kısa süre durdu, sonra uçtu. Bu küçük izlenim, beklenenden daha fazla dikkat çekti. Karşımdaki kişi başını kaldırdı, ardından yeniden yere baktı. Bahçenin bu anı kaydettiğini düşündüm; ayrıntıları sakladığını, daha sonra başka bir zamana bırakacağını.

Gidiş hazırlığı yapmaya çalışıyordu sanki. Yüzünü çevirip bakmadı bile; adeta yokmuşum gibi bir şeydim onun için… Ve kapı açıldı; toz olup gitti. Kapının çarpma sesi duyuldu, ardından bahçenin içindeki hava eski yoğunluğuna kavuştu. Ağaçlar bu değişimi gecikmeli olarak karşıladı; yapraklar yine oradan oraya uçuştu, ışık yeniden dağıldı.

Salıncaktan kalktım. Oturduğum yer, kısa sürede eski hâlini aldı. Ezilmiş otlar sayemde nefes aldılar, yönlerini de ceviz ağacının dallarına bakar şekilde çevirdiler. Çiçekler, kapananlar ve açık kalanlar olarak ayrılmaya devam etti. Bahçede eksilen bir şey yoktu, yalnızca orada olma halleri vardı. Daha önce iki kişiye yeten boşluk, şimdi tek bir bakışı taşıyordu.

Bir süre daha kaldım. Gitmek için acele etmedim. Bahçenin bu hâlini tamamlamasına izin verdim. İçinde olup bitenler, bir daha aynı biçimde tekrar etmeyecekti, ama bu bahçenin suçu olamazdı. Olan oluyor, biten bitiriyordu. Kapıya yöneldiğimde, arkamda kalan düzen bozulmadı. Bahçe, kendi içindeki sessizliği koruyarak beni dışarı bıraktı.

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir