Furkan Kılıç

“SEVGİLİ YOLDAŞLAR!": PÜRÜZLÜ HAFIZANIN CILIZ SENFONİSİ

Bir Sinematik Provokasyon

Andrey Konçalovski’nin 2020 yapımı eseri Sevgili Yoldaşlar!; sinema tarihinin en dürüst, en soğuk yüzleşmelerinden biri sayılmalıdır. 1962 Novoçerkassk katliamı, dijital çağın pürüzsüzlüğüne savaş açan piksellerle anlatılır. 83 yaşındaki bir ustanın elinden çıkan bu çalışma, basit bir dönem uyarlaması sınırlarını aşar. Eser; 4K teknolojisinin steril yalanlarını reddeden, hafızanın pürüzlü doğasına sığınan “sinematik bir hafıza arkeolojisi” niteliğindedir. Konçalovski; 1960’ların Sovyet estetiğini sadece taklit etmez, o dönemin ruhunu, korkusunu, statik elektriğini bugüne musallat eder. İzleyici; ideolojik körlük, insani acı arasında sıkışan soğuk bir labirentin ortasındadır.

Görsel Dil: Teknik Ustalığın Klostrofobisi
Görüntü yönetmeni Andrey Naydenov; siyah-beyaz, 4:3 kare format tercihiyle filmin felsefi omurgasını kurar. Bu teknik seçimler; karakterlerin içine hapsolduğu o kaçacak yeri olmayan, dar, klostrofobik devlet yapısını kusursuzca betimler.
  • Sabit Kamera, Arşivsel Bakış: Naydenov uzun plan sekanslarla izleyiciyi bir tür “tanıklık” sınavına sokar. Kamera; şiddeti doğrudan göstermek yerine arkasındaki buz gibi bürokrasiyi, meydandaki tekinsiz bekleyişi yakalar.
  • Grenlerin Direnişi: Görüntüdeki kasıtlı pürüzler, Sovyet kolektif anlatısında kaybolmuş bireysel yüzlerin feryadıdır. 4K’nın sunduğu o tek tip, uyumlu yalanın aksine; grenler her kurbanın silinmek istenen tekil hikâyesini taşır.
  • Işık, Gölge: Siyah-beyazın yarattığı yüksek kontrast; Lyudmila’nın dünyasındaki net ideolojik çizgilerin, kızı kaybolduğunda nasıl bulanıklaştığını görselleştirir.
Tarihsel Alegori Olarak Novoçerkassk
Konçalovski katliamı bir tarih dersi olmaktan çıkarıp 20. yüzyılın travmatik miraslarıyla kesiştirir. Filmde üç ana alegorik katman okunabilir:
  • Asfalt Metaforu; Hafızanın Silinmesi: Katliam sonrası kanlı izler yıkanır, üzerlerine hemen yeni asfalt dökülür. Bu yeni asfalt; devletin hafızayı silme çabasının en somut, en kan dondurucu sembolüdür. Konçalovski bir kazıcı gibi bu katmanı söküp atar.
  • Geleceğin İptali: Mark Fisher’ın hauntoloji kavramı her karede cızırdayan bir frekanstır. 1962 yazı; vaat edilen parlak Sovyet geleceğinin, fabrikadaki ücret indirimleri, açlık, kurşunlarla nasıl birer “karıncalanmaya” dönüştüğünü gösterir.
  • Antigone’nin Dönüşü: Lyudmila’nın kızı Svetka’yı arayışı; devletin kutsallığıyla ailenin, inancın kutsallığı arasındaki o antik trajedinin modern bir yansımasıdır.

Karakterlerin Yeniden Yorumlanması
Konçalovski karakterlerini geleneksel sinema kalıplarının ötesinde, ideolojik birer “kod” olarak kurgular:
  • Lyudmila; İdeolojinin Çözülen Zırhı: Yuliya Visotskaya katı bir parti kadınından, evladını kaybetme korkusuyla çırpınan bir anneye evirilen o muazzam dönüşümü simgeler. “Stalin olsaydı her şey net olurdu” diyen o sarsılmaz inanç, bir çift çorabı ararken parça parça dökülür.
  • KGB Subayı Viktor; Sistemdeki İnsani Çatlak: Viktor sistemin çarkları arasında vicdan kırıntısını korumaya çalışan o sızlayan insani boşluğu temsil eder. Buz gibi bürokrasinin içinde atan, gizli, zayıf bir kalptir o.
  • Kazak Dede; Köklerin Sessiz Tanığı: Sandıktan çıkan eski üniforma; resmi tarihin üzerini örttüğü eski dünyanın, unutulmuş inançların yaşayan sessiz kanıtıdır. Bireysel hikâyeler; kolektif anlatıda bu figürle somutlaşır.
  • Svetka; Kayıp Masumiyet: Gençliğin saflığını, mevcut düzene duyulan o hesapsız, masum başkaldırıyı simgeler. Onun kaybı, bir ideolojinin kendi geleceğini kurşuna dizmesidir.
Ses-Görüntü; Politik Söylem
Konçalovski sesi bir manipülasyon aracı, politik bir söylem inşa etme yöntemi olarak kullanır:
  • Megafonun Otoritesi: Megafondan fışkıran sloganlar, resmi dilin birey üzerindeki baskıcı hegemonyasını kurar. Resmi dil, Lyudmila’nın ruhunu hapsetmiş bir kafestir.
  • Fısıltının Gücü: Finaldeki “Daha iyi olacağız” fısıltısı, tüm o gürültülü sloganları, silah seslerini yırtıp geçen en güçlü sinyaldir. Bu artık bir parti vaadi değildir, bir duadır.
  • Statik Elektrik: Film boyunca duyulan o tekinsiz uğultu, bastırılmış olanın geri dönüşüdür. Arşivlerin arasından gelen hayaletlerin fısıltıları bu cızırtılarda gizlidir.
Bizimkiler Neden Böyle Novoçerkassk Yapmıyor?
Andrey Konçalovski’nin bu eseri; Rusların kendi kültürel, tarihsel travmalarını didik didik etme cesaretidir. Peki bizim sinemamızda neden böyle bir yüzleşme yok?
Konçalovski 1962 yılını 120 dakikaya sığdırıp canımızı yakıyor. Bizde olsa “Hocam, seyirci sıkılır” denirdi. Katliam sahneleri muhtemelen ağır çekimde, arkada ağdalı bir keman müziğiyle verilirdi. Görüntü yönetmeni “Hocam 4:3 formatı çok dar, Instagram’a sığmaz, 16:9 çekelim” diye itiraz ederdi.
Bizde Lyudmila’nın kızı Svetka’yı arayışı, muhtemelen “Acıların Annesi” tadında bir melodrama dönüşürdü. KGB subayı Viktor film sonunda ya tamamen kötü ya tamamen kahraman yapılırdı. Bizim sinemamızın “gri alanlara” tahammülü pek yoktur. O kanlı meydanın üzerine asfalt döküldüğünde, bizdeki yönetmenler muhtemelen asfaltın düzgünlüğüne odaklanıp “Belediyemiz çalışıyor” mesajı verirdi.
Türk sineması; Konçalovski’nin Parsifal’vari o soğuk, mesafeli, deneysel diline pek yanaşmaz. Bizim seyircimiz “Hocam, bu film neden siyah beyaz? Renklisi yok mu bunun” diye sorar. Stalinist sloganlar yerine “Kaderimiz böyleymiş” replikleriyle hüzün dozajı artırılırdı.
Özetle, Sevgili Yoldaşlar!, Rusların kendi geçmişiyle kurduğu o sert, cızırtılı, dürüst hesaptır.
Bizdeki hesaplaşmalar ise genelde “Eskiden her şey daha güzeldi” nostaljisinden öteye geçmez. Belki bir gün bir yönetmen çıkar “Meydandaki kanın üzerine dökülen o asfaltı ben sökeceğim” der. O güne kadar; biz pürüzsüz 4K ekranlarımızda, steril yalanlarla avunmaya devam edeceğiz.
Kim demiş bizde yüzleşme yok diye? Arşivlere bakıp “Burada hiçbir şey yaşanmadı” diyen her yetkili, aslında kendi Novoçerkassk’ının üzerine taze asfalt dökmektedir.

Daha fazla sinema yazısı okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir