Derya Erkenci

OLACAK ŞEY DEĞİL

Hep “bir tane hayatım var” derler. Sanki sizin bir sürü hayatınız varmış gibi. Belki de vardır diye bir öneri getirir biri. Her mahşerde yeniden öğrenilen, günahsız çocuklar gibi hazırlıksız yakalandığımız bilgilerdendir bunların ilki; hayatta “olacak şey değil” dediğin her şey olur.

Aşka pusu kuran, olmamış kör ruhlar elbette göremez. Hayal kuran halim en tehlikeli yerimdir. Zihnim geceleri girilmez kentlerde sokağa çıkma yasaklarını deler, sınırlardaki düşman suların tekinsiz kayalıklarında avlanır bedenim. Düşlerim yalın bir alçaklıkla derine dalarken yanıma kimseyi almadığımı, küstah fısıltılarla adımı tekrarlarken sadece kendi hesabıma yaşadığımı fark ederim.
Hiçbirinin beni eyleyemeyeceğini bile bile bütün günahlara giriyorum işte. Geri dönüş yolları enkaz altında kalsın diye, geçmişe sığamadım bak geleceğe geldim yine. Artık hükmü kalmamış hatıralara daldığımda kentsoylu, birbirine benzemeyen hislerin gerçeklerle yüzleştiği erotik düşler gördüğümde pastoraldir sözlerim. Mezem denizden, kederim genizdendir. Tazelenip dünyaya yeniden gelmek uğruna, ezelden beri kavrulmaya müsaidim. Bağrımın alevi yetmez geçmişi tutuşturmaya. Ayvanın altında, kuyunun başında, bayıltıcı çöl sıcaklarında harlı ateşler yakıp sadakatimi dağlamak isterim. Ben de her beşer kadar zalimim. Kendimi feda etmek yerine, yeniden soluklanabilmek için en sevdiğimi öldürmeyi yeğlerim.
Hayatı dostluk kadar ciddiye almam. Şu fakir ruhumun tek efendisi ömür boyu beklediğim bir teselli ikramiyesidir. Tanrım, sonradan delicesine sevdiğimiz şeyler ilk başta ne kadar biçimsizdir. Sevmek lafta kolay gelir fakat imkânsız cinayetlerin en çok cesaret isteyenidir. Bunun ilahi adaletle ilgisi yok; bütün vefasızlıklar bünyeyi terk ederken bir yudum sevgiye muhtaç olarak geberir. Gençlik, her aynaya baktığında kendi yalanına kanar. Aşkta güzellik yoktur, birbirimizin görüntüsüne zamanla alışırız. Yalnızca kendilerini severek yaşamak isteyenler, bölünerek çoğalan tek hücreliler gibidir. Tutmayacak bütün sığ beddualar, daima kusursuz hatırlanan geçmişi sonsuza dek tahrip etmek içindir.
Hareket kabiliyetiniz engellendikçe, kararları sizin yerinize bir başkası verdikçe, öfkenizden başka tutunacak his kalmaz elinizde. Varoluşunuzun mazotudur. Sizi derinlere gömdüğünü sandığınız her kabulleniş, güçlenerek büyümenin acıyla çimlenen tomurcuğudur. Kaygı; merhametsizliğin dinmeyen kışında, kayıtsız bakışlarla dondurulmuş kaygan bir dans pistidir. Koreografiyi düşmeden tamamlayıp on tam puan almak için maharetinizi göstermeniz gerekir. Çöküntüyle yaşamaya teşnedir insan ama ebedi sessizliğe sığınmayı arzulasanız da müzik bir yerde mutlaka kulağınıza gelir. Artistik patinaj, buzda dans başlar. Zamana teslim olmak tam olarak budur. Hayatta “olacak şey değil” dediğin her şey olur.

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir