Filiz Okmak

TÖRE

Bir ölüm sessizliğinin içinde farenin burnunun ucunu oynatışının sesini duyar gibi oldu. Aniden fırladı, oturdu yatağın içine. Demir somya yılların vermiş olduğu yorgunlukla kilise çanı gibi öttü bir süre.

Kırık camdan yatağa ulaşmak isteyen ay ışığı korkusunu bıçak gibi kesmiş, ne zamandır bu kömürlükte olduğunu düşünmesine vesile olmuştu. Babasının gönderdiği mektuptan sonra üç gün vardı yoktu, paslanmış kilidi dedesinden yadigâr emektar bıçağıyla zorlaya zorlaya açmıştı. Açması gerekiyordu çünkü başka gidecek yeri yoktu. Dönemin başında babasıyla yurdu ararken görmüştü bu kömürlüğü. Gece gibi bir kedi fırlayıvermişti önüne. Kırık camdan içeri acı acı miyavlarken yardım ister gibi ona bakmıştı. Herhalde yavruları içeride kaldı diye düşünerek yoluna devam etmişti. Nereden bilirdi ki aynı cam onun çığlığı olacak?
Yurttaki ilk haftasında herkese yapılan şakayla o da tanışmış, kapıyı açtığında başından aşağıya bir kova suyu yemişti. Bununla da kalmamış bir gece örüğünü kesip yastığının yanına bırakmışlardı. Islanmak neyse de örüğün kesilmesini nasıl açıklayacaktı ailesine? O örük iki sebeple kesilirdi. Ya atanı kaybetmişsindir ya kadın olmuşsundur. Atasını kaybetmediğine göre nasıl açıklardı örüğün kesilmesini? Üç hafta sonra Ali Emmi’nin oğluyla karşılaştı okul yemekhanesinde. Başına taktığı bereyle örüğünü gizlemeye çalışmıştı ama görmüştü işte. “Ne o” dedi göz kırpıp örüğü işaret ederken. Bütün hıncını çıkarır gibi pis pis sırıttı. Onu istememesinin intikamını alıyordu işte. Cebindeki bozuk paralarla yemeğin parasını ödedikten sonra ayaklarını sürüye sürüye masaya oturdu. Buraya kadarmış işte diyemezdi. Hayatta kalma mücadelesi şimdi başlıyordu.

 

Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.

Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir