KABİL – TAŞ – KADIN / Hakan Yakıcı
KABİL – TAŞ – KADIN
Felsefeyi ortaya çıkaran şey insanların (en azından bir kısmının) varlığın arkhesi nedir sorusunun yanıtına duydukları meraktır. Thales bu soruya, “Arkhe sudur, her şey sudan varlığa gelmiştir” diyerek, doğa felsefesini başlatmıştır. Thales arkhe sudur dedikten sonra, Empedokles arkhe toprak demiştir. Lampasakoslu Anaksimenes hava, Efesli Herakleitos ise ateş demiştir. Başka şeyler söyleyenler de olmuştur. Hepsinin de fikrine ayrı ayrı saygı duymakla birlikte bence arkhe taştır.
Kimseler üzerinde durmaz ya da durmak istemez fakat tarihsel olarak da teolojik olarak da edebi olarak da “tutkulu aşkın, aşığın arkhesi Kabil’dir!” ve tutkulu âşıklar Kabil’in soyundandır. Kabil duyduğu tutkulu aşkın işlettiği kardeş katli sebebiyle belki de haksız bir şekilde hiçbir soykırımcının, hiçbir seri katilin ve hiçbir sapığın uğramadığı şekilde ve derecede tarihin en büyük psikolojik zorbalığına maruz kalmıştır. Ayrıca bilinçli şekilde hiçbir yerde ismi dile getirilmeyerek sürekli bir sessiz zorbalığa da maruz bırakılmıştır. Teolojide Kabil ile ilgili tüm tasarılar ve planlar onu unutmak üzerine kurulmuş olsa da ne yazık ki unutmak üzerine yapılan bütün planlar ve stratejiler zayıftır çünkü her unutma, nesnesinin her an hatırlanabilir olma tehlikesini sürekli olarak bağrında taşır.
Kabil gibi seven, taşını elinde taşır.
Tutkulu Kabil soyundan gelenler bir yana, tek Tanrılı dinlere inanan her mümin ise apriori Habilcidir. Habilcilik, haksızlığa uğrayanın yanında durma, mağdurdan, normalden ve ahlaki olandan yana olma pratiğinin ismi konulmamış ideolojisidir.
Taşa gelince:Bir adam ve bir cesedin arasında yer yer kana bulanmış oldukça iri ve ağır bir kaya parçası durmaktadır. Şüpheli bir kaya parçasıdır o. Tarihin en azından inançlar tarihinin ilk suç aletidir. Gerçi aynı kaya parçası farklı zamanlarda, mesela ilkin bir meteor olarak son dinozoru vurup neslini tüketirken, bir ara Sisifos’un omzunda tepeye taşınırken çıkmıştır sahneye.
“Jesus eğildi ve yere bir daire çizdi. Daire mucizevi bir şekilde bir aynaya dönüştü. O aynaya bakan herkes geçmişte yapıp ettiği, işlediği bütün günahları görüyordu. Jesus yerden doğruldu ve kadını bırakın dedi. Kadını bıraktılar. Kalabalığa doğru, ilk taşı günahsız olanınız atsın, buyurdu.”
İşte Jesus’un bahsettiği ve kalabalığın önünde duran “ilk taş” Kabil’in, Habil cinayetinde kullandığı o kayadan kopmuş bir parçaydı. Bu sefer kana bulanmadan yerde kaldı. Taş devri, yontma taş devri, cilalı taş devri gibi çağların başlamasına da kâh bir sopanın ucuna bağlanarak, kâh zanaatkâr bir elde yontularak, kâh usta bir elde cilalanarak, bugün yerini sadece dört kişinin bildiği bu kaya parçası arkhelik etmiştir.
Salahaddin haftalardır taşı taş üstüne koyamıyordu. Roman yazmak niyetiyle başladığı “Kabil” dosyasında herhangi bir ilerleme kaydedemeyince, hiç olmazsa şöyle on, on beş sayfalık kallavi bir öyküye de razı oldu fakat elindeki kalem Kabil’in taşı kadar ağırdı ve yerinden kalkmıyordu. Oysa Çavdar Tarlasında Çocuklar isimli bir tane roman yazmış ve onunla da beynelmilel bir üne kavuşmuş olan J.D. Salinger’e bir meydan okuma olarak başlamıştı “Kabil” romanını yazmaya… Görürsün sen demişti. Görürsün, tek romanla listeler nasıl alt üst edilir.
O akşam da daha önceki ve daha daha önceki akşamlarda olduğu gibi “Kabil” dosyasına tek cümle yazamadan dosyayı kapattı. Tek romanla ünlü olmasına gıcık olduğu Salinger’e elinde olmayarak saygı duyar gibi oldu. Belki de gizli bir Habilciyim ben diye düşündü. Sonra bahane üretme, olay üret, duygu üret Salahaddin diyerek kendine kızdı fakat kızdığı yanını teselli etmek için, bahane bulma hayvanı olarak insan diye düşünerek felsefi bir çıkarsamada bulundu. Gözlerini kapatıp ekrandan, dergilerden ve sosyal medyadan tanıdığı bütün güzel kadınların eşlerini ve sevgililerini kafalarını taşla ezerek öldürdüğü ve kadınları da kendinin yaptığı tutkulu hayaller kurdu.
Ve bir kadın…
Varlığı ile adama ve taşa hükmeden fakat isimsiz.
Daha önce hiç kan görmemiş bir kadın. Daha önce hiç insan cesedi görmemiş bir kadın. Daha önce hiç yas tutmamış bir kadın. Tarihin ilk trajedisinin yaşandığı yerde öz kardeşi tarafından başı taşla ezilerek öldürülen kocasının başucunda durdu. “Kadının adı yok” lafının çıkış noktası ve asıl muhatabı bu kadındır işte. Hiçbir kadının tam anlamıyla reddi miras edemediği “Adı yokluk mirasını” hemcinslerine bu kadın bırakmıştır. Âşık olunan ilk kadındır. İlk yasak aşkın dişi ve edilgen nesnesi ve tarafıdır. İlk trajedinin sebebi ve görgü tanığıdır. İlk dramı yaşayan ve hisseden ilk kadındır. Yine de adı bilinmez… Adem, Havva, Lilith, Habil, Kabil bilinir fakat bu kadın kimdir, adı nedir? Değişik rivayetler olsa da yaygın ve kaynağa bağlı olarak (kutsal kitaplarda) adı geçmez.
“Kadının adı yok!”
Salahaddin eşlerinin ve sevgililerinin başlarını taşla ezerek öldürdüğü diğer kadınların arasına bu kadını da katarak suyun gözüne doğru yürüdü. Epeyce yol almışlardı ki bir erkeğin kendisine seslenmesiyle durdu ve arkasına döndü. Elinde kanlı bir kaya parçası ile koşarak yaklaşan Kabil’i gördü. Biraz korktu fakat o kadar kadının önünde bunu belli etmemeye çalıştı. Kadınlar yanlarından geçerken Kabil’e sırtlarını dönerek insanlık tarihinin ilk protestosunu gerçekleştirdiler. Kabil soluk soluğa gelip elindeki kanlı kaya parçasını hiçbir şey söylemeden Salahaddin’in ellerine tutuşturdu ve geldiği yöne doğru dönüp oradan koşarak uzaklaştı. Tekrar yanlarından geçerken kadınlar aynı hareketle ikinci protestolarını da gerçekleştirdi. Kabil sırt çevrilmiş ilk insan olarak uzaklaşıp kayboldu ve bir daha onu gören, duyan kimse olmadı.
Salahaddin Kabil gözden kaybolana kadar onu izledikten sonra, elindeki oldukça ağır kaya parçasını bırakmadan yere diz çöktü ve Tanrım, bana taşıyabileceğimden daha ağır yük yükleme diye dua etti. Tanrının inayeti ile kaya parçası Salahaddin’in iki elinin arasında küçüldü, hafifledi ve yuvarlak bir form aldı. Salahaddin elindeki kaya parçasını sımsıkı tuttuktan sonra arkasındaki kadınlara, kendisini takip etmelerini işaret ederek bir patika boyunca ilerlemeye başladı.
Salahaddin hayal âleminden çıkıp bir süre düşündükten sonra kurduğu bu hayali, roman dosyasına yazdı.
On dakika sonra Salahaddin, Salinger’ e küfrederek “Kabil” dosyasını bilgisayarından kalıcı olarak sildi.
Daha fazla deneme yazıları okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
