ARKANA BAKMA, BU SENİ YAVAŞLATIR / Şenay Şentürk
ARKANA BAKMA, BU SENİ YAVAŞLATIR
Yokuşa doğru, hep yokuşa. Durma! Sakın tekrar düşme. Arkana bakma. Bu seni yavaşlatır.
Baldırlarını açıkta bırakan, durmadan beline doğru kayan eteğinle suçlayacaklar seni. Orada ne işi varmış diyecekler gecenin o saatinde. Bütün yargıları unut, bu seni yavaşlatır.
Ayak sesleri giderek yaklaşıyor. Kulağın şehrin kirli seslerini susturdu. İnsanlar caddeye saçılan renkli bilyeler gibi ayrı yerlere dağılmış. Tekinsiz sokakta, su birikintilerine batıp çıkan bir senin küçük ayakların bir de O’nun korkunç adımları var.
Düştüğün kaldırımda topuğunun birinin bırakmıştın. Şimdi öbüründen de kurtul. Fırlat onu arkandaki karanlığa. Şimdiye kadar seni hep yarı yolda bırakmış şansın, bu sefer yaver giderse deriyle kaplı sivri topuğun O’nun kirli beynine saplanır. Kaçmak şu anda yaşamına bahşedilen en kutsi eylem.
Şehrin en işlek caddesindeki restoranda verilen şirket yemeğinde müdürün akan salyalarının toplandığı, kar beyazı mendil kadar beyaz teninden yayılan kızıl bir korku, gece boyunca tüm bedeninde zonklayıp durmuştu. Eteğini çekiştirdiğin anlar dışında ayağa hiç kalkmadın. Gece boyunca ertelediğin bir kerelik tuvalet eyleminde, adamın gözlerinin bacaklarında kaydığını, arkana bakmadan da görebiliyordun. Tuvalet aynasında akan makyajını toparlamaya çalışan titrek parmaklarının izinde, neden böyle giyindiğine dair ip uçları aradın.
Sana okuduğun bir sürü okulun veremeyeceği bu bilgiyi aklına mıhla:
Zihnine kazıdıkları bu sığ düşünceler sana ait değil. Tüm bunlar seni yavaşlatmak için uydurulmuş, cellatları kollamak için yazılmış, düşman saflarının sayıklamalarıdır.
Vitrin neonlarının altında yalnızlığa terkedilmiş mankenin bacaklarındaki yeşil etek, renkleriyle büyülemişti seni. Oysa eve gelip, üç takside böldürdüğün eteğin, olduğundan daha dolgun gösterdiği bacaklarını inceltmek için bir hafta boyunca kahve sigara dışında doğru dürüst bir gıdayı kabul etmeyen karnın, kasılarak uyarmıştı seni. Bu yemeği öyle önemsiyordun ki çalışma şevkine bir türlü yediremediğin sosyal ilişkilerini iyileştirebilmek için son şansın olduğunu düşündün.
Diline, doğduğun anda vurulan eril kilitleri bir gecede çözebileceğine olan ahmak inancın, yeşil bir etekle birlikte mekan ışıklarının sararan renginde giderek soluyordu. Bu yüzden müdürün arabasıyla eve bırakma teklifini reddettin.
Yokuşa doğru koş. Bedeninin kanlı bir habere kurban gitmesini istemiyorsan, yaşamak için son şansını, tepenin üstüne çıkmak için kullan. Orada, taksi durağında mutlaka bir insan evladı vardır. Kirli soluğu giderek yaklaşıyor. Nefes alışverişi vahşi bir hayvanın sıska bir ceylanı boğazlaması kadar ürkütücü.
Önünde ağır bir kapı vardı. Doğduğun günden beri açabilmek için tüm gücünle yüklendin. Ardında derin mavi sular olduğuna inançla bağlıydın. Her açtığın kapının ardında yeni bir kapı beliriyordu. Tüm kilitleri kırıp o sulara dalmak zorunda hissediyordun kendini. Şimdi gecenin kokuşan karanlığında potansiyel cesedine, bin yerden törpülenmiş köhne geçmişin eşlik ediyor, bin korkuyla. Koca bir dünyanın öğrenmek istediğin gerçeklerinde boğulmak üzeresin.
Düşsel denizinden hızla uzaklaşıyorsun. Sakın durma, bu seni yavaşlatır. Nefeslerin sıklaştıkça kirli hava ciğerlerini parçalayacak kadar acı veriyor. Opak çorabın çeşitli yerlerinden defalarca yırtıldı. Eteğin koşarken beline kadar sıyrıldı. Sakın durma bu seni öldürür.
Taksi ararken, navigasyona uyup saptığın, durağa kadar sadece yüz metre adımlayacağın, şehrin öteki yüzü kadar karanlık, izbe bir sokak arasında öldürülebileceğini kim bilebilirdi ki? Her anını güzelleştirmek için yaşamın ne kadar tehlikeli suları varsa düşünmeden içen annen buna nasıl engel olamadı? Tüm erkekleri boğazlamaya yeminli baban, şimdi sıcak yatağında uyuyabiliyor mudur? Hissetmemiş midir kızının küçük, çıplak ayaklarının asfaltta yanışını.
Dizlerinin dermanı giderek tükeniyor. Yıllarca işten arta kalan kısacık zamanlarda platese vakfettiğin kasların, zannettiğin kadar güçlenmemiş. Aldığın terapilerin hiçbir seansın kilitlerin birini bile açamamış. Düşlerinin topaklandığı pürüzlü bir taşa takılıp yeniden tökezlendin. Bu seni yavaşlattı. Karanlıklar celladı cüssesini yekpare ardına serdi. Sakın arkana bakma kızım, bu seni ölüme çağırır.
Pençesi saçlarını arkadan kavradığında, boğazına dayadığı bıçak, varmak üzere olduğun yokuşun ardında titreşen sokak lambasının ışığıyla acımazsızca parladı. Kısa bir an tutsaklığın şah damarında art arda çırpındı. Sana ait olmayı çoktan bırakmış bacakların dizlerinden kesilince, birlikte yere kapaklandınız.
Ölüme bu kadar yaklaşmışken, failinin ekşi ter kokulu ağırlığı sırtından bedenini ele geçirirken, bunun bir soygun olma ihtimaline sığınan umudun, avuçlarına sıkıca doladığın çantanı çoktan sokağa fırlatmıştı. Çok geçmeden bacaklarını avuçlayan darbelerin şiddeti, son umudunu yitmek üzere olan kısa yaşamının üstünde söndürdü.
Titreyen dudakların, korkudan birbirine vuran dişlerin, başka bir canlıya aitmiş gibi ağzında giderek büyüyen dilinle birkaç adım ötendeki, daha önce hiç bilmediğin, önünden bile geçmediğin kurtarıcına sesini duyuramadığından, son gayretinle bitmeyen karabasanı üstünden atmaya çalışırken yediğin yumrukla sersemledin.
Seni, asfalta fırlatılıp üstüne hiddetle basılan izmarit gibi ileri geri kaydırdığında hissettiğin acının bir kısmının, uzaktan seslerini işittiğin acılı köpek ulumalarından fışkırdığını zannetmen ondandı. Aralıklarla açılıp kapanan gözlerinin önünde parlayan soğuk metalin yansımasında ölüme yaklaştıkça, bıçağa sebat eden kurban gibi boynunu ileri doğru atıyordun. Boğazında açılan birkaç ince kesikten sonra başını olduğun yere bıraktın. Yere çarpan kafatasından çıkan sesin, hemen yanı başında duran çöp konteynırına aniden bırakılmış cam bir şişeden çıkması daha gerçekçi geldi sana. Ama etrafta hala kimse yoktu. Kapkara çöp poşetinde, parçalara ayrılmış bedeninle belediyenin herhangi bir çöp konteynırında olma ihtimalini seyrederken gözlerin başın gibi daima arkadaydı.
Yarı baygın zihnin, kulaklarında köpek ulumalarından başka sese yer açmıyordu. Üstünde tepinen hırıltı, bedenine doğuştan çok görülen direncin aksi bir güçle hızla aşağı doğru kaydı. Üstünden atılan ağırlıktan sonra aniden hafifleyen bedeninin, ancak vahşi bir hayvandan çıkabilecek acılarla bağıran celladının üstüne abanan salyalı dişleri fark etmesi zaman aldı. Adımlarını dakikalarca beklediğin, yokuşun ardındaki kurtarıcılar, koşarak geldiler.
Size doğru koşarken, köpekleri korkutmak için sıkıca yapıştıkları sopalarıyla hayvanlara saldırma niyetindeydiler. Geldiklerinde, önce dişlerinden celladının etleri sarkan köpeklere, sonra dayanılmaz acılarla kıvranan celladına, en son üstünde parçalanmış giysileri bir avuç kalmış sana baktılar.
Kimin kurban, kimin cellat, kimlerin kurtarıcı olduğunu anlamaları zaman almış olmalı.
Daha fazla Panzehir Öykü okumak için buraya tıklayınız.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
