RÜZGÂRIN GELİNİ VE BALTALI RESSAM / Şeyda Apaydın
RÜZGÂRIN GELİNİ VE BALTALI RESSAM
Bir gece kelebeği olduğunuzu düşünün. En büyük hayaliniz ışığa ulaşmak olsa. Gece, uzakta bir ışık belirse, yaklaştıkça, ışığın bir ateşten çıktığını görseniz, yanacağınızı bile bile sizi büyüleyen ışık için kendinizi ateşe atar mıydınız? Yoksa ışıktan vazgeçip ateşi mi söndürürdünüz?
Peki, şimdi de bir bahçe düşünün. Görkemli bir davet var. Konuklar, çiçeklerle süslenmiş masalarda akşam yemeği yiyor, şarap içiyor. Dolunayın ışığı ortalığı aydınlatıyor. Kimileri dans ediyor, gülüyor, kimileri onları alkışlıyor. Ancak hepsi, kendilerine yapılacağı söylenen sürprizi bekliyor. Davet sahibi, kendini bir “gece kelebeği”, sevgilisini “ışık” olarak anlatan bir ressam. Sevgilisi, kırmızı elbisesiyle eşikte belirince ressamın gözleri kamaşıyor. Ay ışığına, yanan meşalelere ve masalardaki mumlara rağmen, onu gecenin en canlı ışığı olarak görüyor. Konuklar ona odaklanıyor. Kimse, ağaç kütüğüne saplanmış baltayı fark etmiyor. Konukları yaklaşmaları için çağıran ressam, baltayı saplandığı kütükten çıkarıp masaların arasından kendine yol açıyor ve…
Sizce sonrasında ressam ne yapmış olabilir? Yanacağını bilerek ateşe kanat çırpan âşık, baltayı alıp sevgilisine hücum etmeye hazırlanan adam ile aynı kişi olabilir mi?
Bunlar, ne bir tiyatro oyunundan, ne bir filmden, ne de bir kurgu romandan. Tamamen gerçeklere dayanıyor. Avusturyalı ressam, şair ve oyun yazarı Oskar Kokoschka’nın yaşamından bir parça sadece.
Scilla Bonfiglioli’nin yazdığı, Eriken Yayınları’ndan çıkan Rüzgârın Gelini romanı, ressamın ilginç yaşamını mercek altına almış. Gerçek olaylar ve belgeler ışığında yazılan roman, okuru edebi lezzetiyle de sarıp sarmalıyor. Öyle ki, akıcılığı, ayraç kullanmayı zorlaştırıyor.
Kokoschka’nın iç dünyasına tanık olduğumuz kitap çok etkileyici. Gerçek dünya ile hayaletlerinin gezindiği özel yaşamı arasında bocalayan Kokoschka’nın duygu dalgalanmaları, kimi zaman tüylerinizi ürpertiyor, kimi zaman da kalbinizi yaralıyor.
Şaşırtıcı davranışları yüzünden Avrupa sanat dünyasında “kötü çocuk” olarak anılan Kokoschka’yı anlatan roman, sadece bir biyografi kitabı değil. Ressamın, ünlü besteci Gustav Mahler’in dul eşi Alma Mahler’le ilişkisi ekseninde, Rüzgârın Gelini tablosunun yaslandığı hikâyeyi de anlatıyor.
Scilla Bonfiglioli, resim sanatına ilgisini ve bu konudaki bilgisini hissettirdiği romanda, sözcükleri âdeta bir fırça gibi kullanıyor.
Eşsiz betimlemeleriyle okura büyüleyici tablolar sunuyor. Sözcükler sizi kimi zaman ışık oyunlarının eşsiz güzelliğine, kimi zaman bir savaş meydanının kanlı ve vahşi ortamına, kimi zaman da büyülü bir aşk gecesine taşıyor.
Sözcükler, yapbozun parçaları gibi birleştiğinde, önünüze kocaman bir tablo, “yaşam” çıkıyor.
Rüzgârın Gelini, Birinci Dünya Savaşı dönemindeki sanat ve kültür hayatına da ışık tutuyor. Gotik bir romanı aratmayacak nitelikteki ürpertici sahnelerde, kimi zaman Avusturyalı besteci Gustav Mahler’in, kimi zaman da Kokoschka’nın üstadı ressam Gustav Klimt’in hayaletiyle burun buruna geliyorsunuz.
Gustav Mahler’in “eşi”, Kokoschka’nın “aşkı” olarak tarihe geçen Alma Mahler, kitapta güçlü bir karakter. Gerçekte ise durum biraz farklı sanki. Ünlü olabilecekken, eşi Gustav Mahler tarafından baskılanmış bir besteci, yazar, editör.
FREUD’UN KAPISINI ÇALAN KİM?
Kitapta yer alan önemli kişilerden biri de psikanaliz biliminin kurucusu Sigmund Freud. Gerçek olayların anlatıldığı kitapta Alma Mahler, Freud’un kapısını, sevgilisi Kokoschka için çalıyor. Kendisine tutkulu bir aşkla bağlı Oskar’ın sinir krizleri, sürekli gördüğü hayaletler, tırnaklarını kendi derisine geçirip kanatması, kıskançlıkları yüzünden Freud’a danışıyor. Freud’un analizleri ise Kokoschka’nın durumunu açıklığa kavuşturuyor. Kitaptan, Freud’un kapısını çalanlardan birinin de Gustav Mahler olduğunu öğreniyoruz.
FELSEFİ DERİNLİK
Üstadı Gustav Klimt’ten hem resim hem de hayat konusunda ışık alan Kokoschka’nın onunla sohbetleri, kitaba ayrı bir felsefi derinlik katıyor. Yoksul bir saatçinin oğlu olan Kokoschka, Klimt’e, babasını anlatıyor. Klimt onun basının adının da Gustav olduğunu öğrenince şaşırıyor. Kokoschka babasından biraz yakınıyor:
“Aranızdaki tek ortak nokta bu. Babam bir saatçidir. Hep küçük şeylerin üstüne eğilmiş durur, büyük olanlara bakma zahmetini hiç göstermez”
Klimt ise yıllar sonra Kokoschka’nın yaşamıyla doğrulanacak sözünü söylüyor:
“Küçük şeylerin zamanla çok önemli şeylere dönüşmek gibi bir huyları vardır.”
GUSTAV ÜÇLEMESİ
“Kimi zaman gerçekler, kurgudan daha şaşırtıcı olabiliyor” derler. Scilla Bonfiglioli gerçeklere dayanan bir biyografi romanı değil de bir kurgu yazmış olsa, büyük olasılıkla kitabında üç kişiye aynı ismi vermezdi. Ancak kimi insanlar tarafından “kader” diye yorumlanabilecek durum şaşırtıcı. Oskar, saatçi Gustav’ın oğlu, ressam Gustav Klimt’in öğrencisi. Ayrıca Oskar’ın hayatı, bir başka Gustav ile, besteci Gustav Mahler’le de kesişmiş. Mahler’in dul eşi Alma, ressamın tutkuyla bağlandığı kadın. Rüzgârın Gelini tablosunun tuvali, Alma Mahler için sessizce gerilirken, eski eş Gustav’ın hayaleti de sahne alıyor. Romanda ne Oskar’ı ne de okuru rahat bırakıyor.
Çocukluğunda “düş taşıyıcılar” nedeniyle uykusuz geceler geçiren, gençliğinde Lilith’e âşık olan, sonrasında da Alma’ya tutulan ressamın hayatı hiç de kolay değil. Yazar Bonfiglioli güçlü kalemiyle, okuru Oskar’ın ilginç ruhsal dünyasına çekmeyi başarmış. Öyle ki, Kokoschka’nın ensesinde duyduğu bir nefes, bir aynada ya da duvarda gördüğü hayaletler, gölgeler, okurun tüylerini ürpertiyor. Okur, ressamın damarlarında akan korkuyu derinden hissedebiliyor.
Lilith’in hayaleti yüzünden karanlık günler yaşayan Kokoschka, Alma ile karşılaştığında ışığını buluyor.
Ancak o ışık üç yıl sonra, Oskar’ın kıskançlık krizleri yüzünden sönünce, karanlık süreç yeniden başlıyor. Oskar’ın kalp kırıklığına bulduğu çözümü burada anlatmak, kitaba da yazara da haksızlık olur. Ancak kitabı okuyanların bir daha unutamayacaklarını söylemeliyiz. Strese girdiğinde, tırnaklarını koluna batırıp derisini kanatan, o kanı, bir tablo üzerindeki fazla boyaymış gibi derisinden kazıyan ressamın dünyası, hem şaşırtıcı hem de üzücü.
Kokoschka, Alma’nın isteği üzerine yaptığı Rüzgârın Gelini tablosuna, romandaki duygularını ince ince işlemiş. Tabloyu yorumlamak elbette uzmanların işi. Ancak kabaca bakıldığında bile tabloda Oskar’ın kaygısı, korkusu, karamsarlığı, yanına uzanmış Alma’nın ise huzurlu hâli dikkat çekiyor.

TABLO PARASIYLA ÜNİFORMA
Oskar’ın fısıldayan hayaletleri, zaman içinde, Alma ve onun küçük kızını da etkisi aldığı için, Alma onu terk etmiş. Ancak okur, fısıltılar duysa, gölgeler görse de akıcı romanı kolay kolay terk edemiyor. Alma’yı ve hayaletlerini unutmak isteyen ressamın, Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü olarak yazıldığını, üniforma alabilmek için aşkını resmettiği tabloyu sattığını öğreniyor.
HİTLER OLAYI
Saplantı düzeyinde Alma’ya bağlanan, 400 resim, çizim ve eskizinde Alma’yı işleyen Kokoschka, tablolarına attığı imzanın yanı sıra, dünya tarihine de ilginç bir imza atmış. Kitapta bu yer almasa da not olarak eklemekte fayda var:
1905’te Viyana Akademisi Resim Bölümü’nün açtığı sınava, Kokoschka ile birlikte Adolf Hitler de girmiş. Hitler’in kabul edilmediği okula kabul edilen üç öğrenciden biri Kokoschka imiş. Eğer sınavı Kokoschka değil, Hitler kazansaydı, milyonlarca insan soykırıma kurban gider miydi acaba? Belki Hitler politikaya girmeyecek, kendini resim sanatına verecekti. Bu nedenle Kokoschka, Hitler’e karşı olmasına rağmen, “soykırımın gizli sorumlusu” olarak da anılmış. İlginçtir, Kokoschka, dünya siyasetinde yolunu açtığı Hitler yüzünden, ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış.
KALİTELİ ÇEVİRİ
Resim sanatına ilgi duymasa bile, herkesin büyük bir keyifle okuyacağı, ilginç bilgiler edineceği Rüzgârın Gelini romanı, Eriken Yayınları’nın okura sunduğu kaliteli çeviriyle dikkat çekiyor. Alpay İzmirlier’in özenli çalışması, duygu aktarımlarında ve derinlikli felsefi cümlelerde kendini belli ediyor.
Oskar Kokoschka, 1949 yılında, kavuşamadığı büyük aşkı Alma’nın yetmişinci yaş gününde “Rüzgârın Gelini ile sonsuza kadar birleşmiş bulunuyoruz” demiş. Kokoschka, Scilla Bonfiglioli’nin, yıllar sonra aşkını yeniden alevlendirdiğini bilseydi, aşkının bir kez daha perçinlendiğini düşünmez miydi?
KAPAĞA SİNEN HİKÂYE
Kapak tasarımını yapan Ali Emre Ölmez’in, kullandığı renklerin, Rüzgârın Gelini tablosunun renkleriyle aynı olması dikkat çekici. Ayrıca kapaktaki çizimin, kitabın ruhunu ustaca yansıtması, yayın dünyasına yeni katılan Eriken Yayınları’na emek veren herkesin, önce kitabı özümsediğinin güzel bir göstergesi.
Daha fazla Panzehir kitap analizine buradan ulaşabilirsiniz.
Sayfanın altındaki sosyal medya butonlarını kullanarak yazıyı sevdiklerinizle paylaşabilir, yorumlarınızla bize ulaşabilirsiniz.
