Yusuf Atılgan/Bütün Öyküleri

Yusuf Atılgan, Aylak Adam ve Anayurt Oteli romanlarını ile tanınmıştır. Yabancılaşma ve yalnızlık temalarını kullandığı romanlarla şüphesiz Türk edebiyatının ustaları arasında yerini almıştır. Size anlatmak istediğim onun ilk kez 1960 yılında A Dergisi yayınları tarafından yayınlanan öykü kitabı: Bodur Minareden Öte

 

Elimdeki kitap, daha sonra yazdığı, Ağaç ve Eylemci adlı iki öykü ve Korkut’a Masal, Ceren’e Masal adlı masalların da ilave edildiği, YKY tarafından 2000 yılından beri yayınlanan ‘Bütün Öyküleri’ kitabının 2013 tarihli 12. baskısı.

Öyküler; kasabadan (2), köyden (4), kentten (4) mekânsal olarak tasnif edilmiş üç bölüm on öyküden oluşuyor.

Yusuf Atılgan’ın romanlarında olduğu gibi öykülerinde de varoluşçuluğun etkilerini görebiliyoruz. Yaşamın anlamsızlığını, tutarsızlığını, amaçsızlığını hissedebiliyoruz. Atılgan, Camus gibi absürdün varlığın asli niteliği olduğunu yazıyor. İnsan bilinci ile evren arasındaki absürt ilişkinin arkasında ölüm kaygısı, korkusunun var olduğunu söylüyor. Gerçek yaşamında geçirdiği otuz yıllık Hacırahmanlı inzivasında da bunun işaretleri var. Yaşamın anlamsızlığı kendisi gibi onun karakterlerine de sıkıntı veriyor. Zamanın tek düze akışında yaşamın ölüme yazgılı olması öykülerinde karamsar, kötücül, yalnız kurgusal bir dünya yaratıyor. Öykülerinde çoğunlukla yalnızlık, özgürlük, iletişimsizlik, bunaltı temalarını kullanıyor. Hikâyelerinde pek psikolojik tasvirler yok. Soyut çözümlemelerden kaçıyor. Kişilerin durumunu küçük olaylarla somut ayrıntılarla gösteriyor.

Atılgan öykülerini üç düzlemde inceleyebiliriz:

Öykülerin geçtiği mekân açısından: Öykülerini köy, kasaba, kent çevresinde üç bölümde anlatmasının sebebi; yaşamın temel ilkesinin her yerde aynı olduğunu; absürtlükten kaçmanın mümkün olmadığını, mekânın önemsiz olduğunu söylüyor. Mekân köy, kasaba, şehir fark etmez. Bütün mekânlar ruhları, hayatı daraltır, kuşatır. Atılgan ‘Çıkılmayan’ öyküsündeki ‘Sıkıştık mı yalnızlığımız daha koyulaşıyor’ İle ‘Yaşanmaz’ öyküsündeki ‘Perdeler inik, bir de kapı sürgüsü oldu mu, kendi ülkemdeyim burada’ satırıyla ya da ‘Saatlerin Tıkırtısı’ öyküsündeki ‘…içi karanlık, küçücük dükkân’ derken; yalnızlık, sıradanlık, boğuntu, sıkıntı hislerini hem mekânsal hem de karakterin davranışı üzerinden net olarak vurgulamaktadır.

Öykü kişileri açısından: Atılgan kişilerinin hepsi ortak bir ruh halinin esirleri olan kusurlu insanlar. Sıkıntıyla bekliyorlar. Uyumsuzlar hem çevrelerine hem kendilerine yabancılaşmışlar. Karakterler sıradan kişilerdir, kalabalıkta fark edilmezler, çoğunun ismi dahi verilmez, sanki yoktur. Kusur ve sakatlıkları ayırt edici özellikleridir. Kusurlu ve ayıplı bu kişiler kendilerini dışlanmış ve dışarıda hissederler. Sıkıntı, boğuntu, bıkkınlık içindeler. Daha sonra Oğuz Atay’da göreceğimiz Tutunamayanlar onun hikâyelerinde ‘Uyumsuzlar’ olarak yaşarlar.

Üçüncü düzlemde, absürdün bilincine varan kişinin eylemi açısından bakarsak: Sıkıntının kaçınılmazlığı, tek düze yaşam sonucunda kahramanın kendisi de absürtleşiyor. Nesneleşme sürecine giriyor. Hayat saçmaysa yaptıklarımın nedenleri de sonuçları da saçmadır. İşte bu noktada eyleme geçiyor. Zamandan kaçış mümkün olmadığına göre tekdüzelikten kaçmalı, düzene başkaldırmalı. Ölüm ve intihar varoluşçuluk bağlamında absürdün de dolayısıyla Atılgan hikâyelerinin de meselesidir.

Varoluşçu felsefe etkisi altındaki Atılgan hikâyelerindeki insan; kendini farklı görüyor, bu yalnızlığını yoğunlaştırıyor; yalnızlıkta uyumsuzluğu, iletişimsizliği, mutsuzluğu, kötümserliği yaratıyor. Bunların sonucunda Atılgan hikâyelerin hemen hepsinde var olan yabancılaşma başlıyor. Tam da burada Atılgan kişileri, intihar ve hiç olmaktan kaçarak başkaldırıyor ve eyleme geçiyor; her şeye rağmen yaşamak, sonuna kadar tutunmak gerek diye bağırıyorlar.

Kalgayhan Dönmez

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.