Tango Seni Seçerse!

Bir bütün olarak sanatın her formu, ilk ortaya çıkışındaki mekan-coğrafya, tarihi olaylar,yaratanların geçmişi, ortak bilinç, genetik miras, sosyal doku ve çevre koşulları ile zamanın ruhu da dahil olmak üzere bütün bu faktörleri içinde barındırır. Şüphesiz, dans ve müzik içinde bu böyle olmuştur.

Tango Müziği ve dansı da doğal olarak yaratıldığı dönemde ki Buenos Aires’in pataloji ve psiko dinamiğini de içinde taşır. Önce yaratıldığı topraklardan beslenir. 1920’lerden sonra da ülkesinden ilk kaçışı/ayrılışında Fransa ve Avrupa kültürü ile buluşur, karışır ve daha sonra da bir özgür-ergen olarak Arjantin’e geri döner. Zaten 100 yıllık gelişim yolculuğunda, yaşadığı baskıcı ve faşist dönemlerde Tango, sokağın ve ezilmişlerin kendini ifade edebildiği yer altına inişleri ve baskıdan ülke dışına kaçışları ile her seferinde yaşadığı ve biriktirdiği acılarla adeta zenginleşir. Tango sürekli kendini yenilerken hem kendini hem de duyulan acıyı azaltarak, insan ruhunu tedavi eder.

1850’lerin Arjantin Coğrafyasına bakacak olursak: Afrika’dan gemilerle zorla getirilen siyahi köleleler ve Osmanlı İmparatorluğunun Arap topraklarından dini ve milli baskı nedeniyle kaçan (bugün o topraklarda hala El Turco diye adlandırılan) azınlık grupları ile Avrupa’dan özellikle Fransa, İtalya, Rusya ve Polanya’dan kaçan suçlular, solcular, sendikacılar, işsizler, macera arayanlar tarım ve hayvancılık ülkesi Arjantin’e adeta akmaktaydılar. Hepsi bir gün zengin olup ülkelerine geri dönme hayali kuran bu insanlar yanlarına ancak birkaç parça eşya alabilmişlerdi ama aynı zamanda farklı etnik ses, renk ve müzikleri ile acılarını, kırılmışlıklarını ve hikayelerini de tahta bavullarına koymuşlardı. Aynı dönemde Arjantin!de kırsal kesimde işler iyi gitmiyor ve işlerini kaybeden yerel sığır çobanları da başkente koşuyor ve şehrin varoşlarında derme çatma mahallelerde kaynatılan bu ortak göçmen kazanına onlar da tat ve baharatlarını katıyorlardı. Avrupalı devletlerin birbiri ardına paylaştıkları ve sömürdükleri bu Güney Amerika kıta ülkeleri aynı zamanda emperyal devletlerin kışkırtmasıyla birbirleri ile de savaşıyor ve yeni egemenler için sınır ve iktidar belirleme oyununda yerlerini alıyorlardı. Savaşların ilk kurbanları her zaman toplumun sınıfsal olarak en alt katmanını oluştururdu. Arjantin’in de farklı olması için hiç bir sebep yoktu ve köle olan siyahların büyük kısmı Uruguay savaşına çoktan sürülmüş ve katledilmişti. İşte 1880’ler de Buenos Aires’in Arap mahallesi diye bilinen varoş mahalleleri; farklı coğrafyalardan, dinden, dilden, kültürden gelen bu insanlar tarafından doldurulmaya başlanmıştı. Göçmenliğin ve yoksulluğun kader olduğu bu mahallelerde kaçakçılık, uyuşturucu ve kadın satıcılığı gibi meslekler yaşamak için şartların dayattığı seçeneklerdi. Devletin ve kanunların kolay kolay giremediği bu düzensizlik içinde adalet haklı olanın değil güçlü olanın elinde kalıyordu. Mahalle babası, kaçakçısı, pezevengi, fahişesi, işçisi, ezileni, ezeniyle ve kırık dökük dekoruyla varoş sahneler tamamlanıyordu. Mülteci Avrupalı kadınlar iş bulamıyor ve yaşamak için diğerleri gibi her şeyi yapmaya razı oluyorlardı.
İşte bu yıllarda kenar mahallelerin ve tangonun karakterleri ortalıkta gözükmeye başlamışlardı. En kötü, bileği en kuvvetli, en bıçkın, en kavgacı, gözü kara olanlar her an sokak vuruşmalarına hazır göğüslerinde taşıdıkları bıçaklarıyla meydanlardaydılar. Tangonun başlangıcında bıçaklı sokak kavgalarının, karşıdakine üstünlük kurmanın bir raconu, bir ritüeli ve kavganın şiddetine göre yavaşlayıp hızlanan bir müziği vardı. Evet başlangıçta tango erkekler arasında sokakta yapılan, sokağın iktidarı ve sahip olunacak kadın için mücadele, kabadayılar için tam bir cesaret gösterisiydi. Bu kötü erkek çocuklar, daha sonra dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi, kadınların ruhunda iyi çocuklara tercih edilmişlerdi.Hayatın ta kendisi gibi bir kez daha kötü çocuk kazanmıştı. Öte yanda, evini deli gibi özleyen kendisiyle beraber ruhu da muhacir olmuş erkeklerin kafalarında ki kadın karakterlerde ruhları gibi ikiye ayrılmıştı. Bir tarafta nostaljisi ve ayrıldığı yurdu temsil eden, idealize ettiği sembol ve onun geriye dönüş bileti olan annesi, diğer tarafta her an terk edebilecek, aldatabilir, uçarı kadınlar. Kendi ruhunda göçmen olan bu insanalar, hangi yurt, hangi kültür, hangi kadın veya erkekle özdeşleşe bileceklerdi? Bu ruh hali onların ruhlarını böldüğü gibi yaşamlarını da sürekli bölecek ve onları huzursuz, acılı, hiç bir yere ait olmayan, provasız, kuralsız doğaçlama yaşayan karakterler yapacaktı. Bu melankoli onların müziğine de yansıyacaktı. Tango onları seçmişti, acının ve göçmenliğin müziği duydular, çaresiz dans edeceklerdi. Bu erkekler bu kadınlar mı Tangoyu yarattılar yoksa Tango mu onları yarattı, bunu bilmek zor! Fakat ruhun İçindeki hüznün itirafı olan bu kendi içlerine tuttukları ayna sadece bir müzik ve dans olamazdı; Bir bilene göre: Tango içinde dans edilebilen bir düşünceydi.
Tango da hasret vardı ana duygu hüzündü. Ruhen kırılmış, hasarlı insanların yazdıkları, çocukluğunu evini, annesini, yurdunu, o kızı özleyenlerin, arayanların, şiirleri, şarkıları ve doğaçlama dansları dır. Tango kendi içinde göçmendir, ister ama dönemez gurbetten, acıyı duyarken kendini iliklerine kadar suçlu hisseder, Çaresizdir bu duygularla eksik de olsa yaşamalıdır, yaşayacaktır. Hayata devam edebilmek için ruhundan gelen çağrıya uyarak hayatın bu inişli, çıkışlı ritmine tango ile karşı koymaya çalışacaktır.

1930larda vals ile karışık Türkiye’ye giriş yapan Paris’in Avrupa sitili tango dansı ve müziği 1990larda Arjantin Tangosu ile tekrar yükselişe geçmiş ve bugün ağırlıklı İstanbul da olmak üzere (Buenos Aires’ten sonra dünya da en çok dansçı ve kulüp İstanbul da) 100 kulüp ve salonla yaklaşık on bin sosyal dansçıya ulaşmıştır. Türkiye de kadınların ekonomik özgürlüğünü kazanmaya başlamasıyla beraber, erkek egemen kültürün ağır baskısıyla simgesel ve psikolojik şiddet altında yaşayan kadın,Tango üzerinden kendine bir sembol bulmuş ve bir özgürlük alanı açmış gibi gözükmektedir. Gerçekte erkek partnerin yönlendirmesiyle yapılan bu dans tam bir meydan okumayla, kadınların cinsiyet ayırımcılığını ret ettikleri ve erkekle eşit olduklarını haykırdıkları bir sese ve bireysel başkaldırıya dönmüştür.

Tango, kadın ve erkeğin kapalı tutuşta her ne kadar yakın temasıyla yapılsa da her dansçı birbirinin kollarında kendi duygusal durumunu yaşamakta ve dört parçadan oluşan seri/tanda bittiğinde ben sadece istediğimle dans ederim, özgürüm mesajını salondaki herkese veren kadın yeni bir tanda da başka bir partnere geçebilmektedir. Tango yapmak istediği partneri gözleriyle kabul etme veya reddetme (cabeseo) hakkı da tamamen kadına aittir. Ayrıca tango da erkek partner, tango yaparken kadının kendisini göstermesi ve süslemelerine eşlik edebilen, kendini geri planda tutabilen, öz güveni yüksek bir sitilde dans ediyorsa iyi tango yapıyor, kabul ve tercih edilir.

İtalyan asıllı şarkı söz yazarı ve senarist Alfredo le Perla ve Tango müziği bestecisi ve yorumcusu Fransız asıllı Carlos Gardel’in bir tango klasiği olan eseri ‘Por Uno Cabeza’ şarkısından esinlendiğim şiir ile sizi tangoya davet ediyorum…

Kısrak Kadın

Padokta anlaşılır, kim kazanır
bedeni sarınca korku
tutkunun kokusunda
hep kaybedilir yarış
bir burunla ya da boyunda..

Düşün sözleri Alfredo
İçimize oturan göçmen, kötü çocuklar sevilir
yurtsuzluk fena eksiltir
yaşamak için ne yapmalı
haydi sessiz bir şarkı söyle..

Uzaklardan geldim
gözlerini kaçırma, alev yaksın yüzümüzü
acımız azalsın
izin ver dünyalara
sevgiye yeter bir tanda..

Kazanırsam kumarda
yakalanırsam şansa, hiç dönemem evime
Carlos söylemiştim sana
‘Bin kere kaybetsek de
Oynamaktan başka var mı çare’

İçim kırık bir ayna,
hasret paylaşmaya, yüreğin şarkı söylerse
kadının kalkar dansa
tarifsiz acıyı duyunca
Çaresiz dans etmeli..

Geri dönülmez gurbetten
hüzne dost olmuş, bu kesiklerle yaşamalı
kendimizden kaçmalı
Tango seni seçerse
Çaresiz dans etmeli..

Özledim evimi, annemi
bölünmüş ikiye dünyam
çocuğum söz dinlemiyor
uçuyor uçarı kelebekler
Boka da tutulamaz sözler..

Tango beklemez
Çaresiz dans etmeli…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.