Aşk Köpeği romanından esinlenerek yazılmıştır.

 SÜT IRMAĞI

Karlı bir kış günü soğuk zemin üzerindeyim. Hava burun deliklerimden girip içimi titretiyor. Gözlerimi henüz açamıyorum, neredeyim bilmiyorum. Birileri var yanımda. Birbirimizin üzerine basarak ulaşmak istediğimiz yere varıyoruz. Süt ırmağına! Bir hizaya giriyoruz. Sanki yüz yıllardan beri atalarımdan miras bir dürtüyle uzun tüylerin arasından ırmağın başını yakalıyorum. Bir hizada durduklarım kardeşlerim. Sonra onlardan öğreniyorum. Süt ırmağına “Anne” deniyor.

Süt ırmağı bitti bir gün. Açlık ve sefalet günleri başlıyor. Bu ana kadar hiçbir sorunumuz yokmuş meğer. Anne uyanır uyanmaz insanoğlunun yaptığı sokaklara koşuyor, karanlık çöktüğünde hışırtılı bir şeylerin içindeki kırıntılarla dönüyor eve. Üzerinde eti kalmış kemik parçası getirirse şanslıyız; ama genelde kötü kokan, tadı iğrenç tuhaf şeyler oluyor. Onlara plastik deniyor. Sadece kuru ekmek parçasıyla bitkin şekilde eve geliyor. Beslenecek başka hiç bir şeyimiz yok.

Büyüdüm. Ben de takılıyorum peşine. İnsanlar… Her yerde onlardan var. Bir de arkasında toz bulutu bırakan dev şeyler.  Berbat bir ses çıkaran o dev canavarın peşinden koşturuyoruz. Kulaklarımız savruluyor. Anne zayıf bedenini taşıyan güçlü bacaklarıyla yılmadan koşuyor. Plastik şeylerin bol olduğu bir yere dalıyoruz. Kokuları birbirine karıştırıyorum. Anne büyük bir kemik buluyor. O zaman anlıyorum ki koşarsak aç kalmayız.

Puslu mor bir hava. Böyle havalarda canavarlar doluşur ormana. Dev canavarlar sabahın köründe gelir, gece bastırana kadar etrafta dolanırlar. Pusu kurarlar. Bazen alıp götürüyorlar. Bazen de dokunmuyor, ölmüş bedenleri öylece bırakıyorlar. Neden yaptıklarına bir anlam veremiyorum. Öyleyse neden öldürüyorlar?

Yemek buluruz umuduyla yanlarına kadar sokuluyoruz fakat sadece vahşetlerine tanık oluyoruz. Onlar giderken çılgın gibi peşlerine koşuyoruz. Yetişemediğimiz zaman yenildiğimizi kabul edip bırakıyoruz.

 Sonra bizler için hüzün saatleri başlıyor. Orman adeta can çekişir böyle zamanlarda. Tüm canlılar, iki ayaklı canlıların gaddarlıklarına ağıtlar yakar. Ağaçlar hışırdayarak ağlaşır, kuşlar delirmiş gibi ciyaklayarak bir oraya bir buraya konmaya çalışır. Ağaçlarını bulamazlar yerinde. Kesilmiş gövdeler vardır. Uçmaktan helak olurlar. Çakılırlar yere. Annem yaşlandı biraz ve insanoğluna hep kızgın ama cesur. Olmak istediğim gibi, odur örneğim.

Bir sabah tek başıma uyandım.  Uzun zaman oldu kardeşlerim de yok.  Annemle insanların sokaklarına gitmek istiyorum yine. İleride sere serpe Anne’nin yaşlı bedeni. Dev canavarın gazabı bu. Toprak serpiyorum yüzüne. Ulumalarım ulaşıyor göğe. Diğerleri duyuyor, karşılık veriyor. Artık tek başımayım.

 Düşüyorum yollara, insanların kurduğu sokaklara. Annemin getirdiği kemikli etlerden bulmak hedefim.

Özlem Y. Uçak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir