Salih Bolat, Frankfurt Okulu ve Körotonomedya

Görkemli günleri arıyorum. Her zamanki gibi. Takvimler durup dururken yakalıyor birimizi ve türbülans, sönmüş bir ateşte korkularımızı bize geri veriyor.
Şiirlerin okunduğu bir akşamdı, küçük bir kitabevinde sıkış tepiş oturan gençler kahve içiyordu. Giderken yanıma aldığım dosyada bir gazete de vardı. Birkaç şairle yaptığım röportajların olduğu bir gazete. İlhan Berk, Salih Bolat ve Ahmet Ada… Anlamsızlıklar içinde yaşıyoruz ve felsefi bir “serbest düşüş”le tutunmaya çalışıyoruz geometrik soru işaretlerine. Koordinatları çoğul anların yalnızlıkla örülen ayrıcalığında karşımıza çıkan bir perspektif: Dönüşüm. Mersin’de Ahmet Ada’yı görmeye gidiyorum. Heyecanla sorularımı gözden geçiriyordum. Orada Güney Gazetesi’nde yazacaktım bu söyleşiyi. Bana Frankfurt Okulu’nu anlatırken “adım adım” diyordu sık sık. Meselin kendisi, insanın kendisi diyordu. Zamanda düzlemsel, homojen bir akış var ve modern dünyaya yenilmeyen bir şey: şiir. Yıllar sonra Eskişehir’e Şiir Festivali’nde aynı masada oturuyoruz Ahmet Ada ile. Zamanda kırılma ile devam ediyorduk sanki. Analoji devreye giriyor ve farklı anların felsefi formülüyle tanıdığım tüm şairlerin fikirlerini biriktiriyordum. Felsefe ve şiiri mutlaka iç içe koymak gerekiyordu o zaman.
Salih Bolat: Yolculuk. Bendeki yeri bu. Yolculuk. Yolculuk nedir peki? Yola yenilmeye de hazır olmak, yola inanmak ve yenilenmek. Şiir de yenilgilerin tanımlama biçimidir en çok. Bence. Kartezyen bir adımlama tekniğiyle korkusuzca yola düşmek. Cesareti de belki her satır başında yenilemek. Salih Bolat ile röportajımda şiiri boks maçını hükmen almak diye tanımlamıştı. Şiirlerinde Tarkovski ile birlikte sinematografik alanlar gördüğüm için boks maçı yolculuğunu düşündüm hep. Nakavtla maçı almak yerine ya da sayıyla almak yerine hükmen galibiyet demişti. Nasıl bir yolculuk tanımı ve bunun içindeki felsefi ve şiirsel hikâye neydi? Analoji sadece felsefe ve şiir iç içeliği değil fakat aynı zamanda şairlerarasıcılık da getiriyordu zihnime. Şiir Fakültesi’nde Frankfurt Okulu ve Körotonomedya başlığı altında Salih Bolat retoriği ve onda bir şekilde gördüğüm Tarkovski derinliği ya da cesareti bunun bende uzun süre süreceğini gösteriyor. Bu analojidir. Cesarettir ve şiir en cesur düşünme yolculuğudur. Salih Bolat da cesur bir yolcudur.
Gencer Aytüre

2 thoughts on “Salih Bolat, Frankfurt Okulu ve Körotonomedya/ Gencer Aytüre/ Şiir Fakültesi

  1. Anektotlar en doğru öğrenme yollarını açarlar, şiirin engin yolculuklarının bu boyutunda güzel aktarma… Kutlarım

  2. Alev Turanlı dedi ki:

    “Şiir en cesur düşünme yolculuğudur.” Ben kendi kendime hep şiirin edebiyatın caz müziğidir diye düşünür dururdum… şiir bütün yazı sanatlarının en üstünde ve oldukça zor bir iştir demek istiyorum… ancak lezzeti dayanılmazdır eğer o şiiri bir de çok sevdiysek
    Tarkovski ile şiir nasıl biraraya geldi. İşte bu yorum çok önemli mutlaka okumalıyım çok merak ettim. Muhteşem olmalı. Ellerinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir