Korkuyu (Corona’yı) Beklerken!

İnsan, bugünlerde yaşamının en büyük travması olan ölümle sınava tutuldu. Ölüm, versus yaşam! Hayatta kalmak, yaşamaya devam edebilmek için yaşamayı ertelemek. Ne tuhaf bir çelişki: Yaşamak için bir süre yaşamamak, yaşıyormuş numarası yapmak! Elimizde kalan son kalemizi de terk etmek, sosyal hayvanlığımızdan vazgeçmek. Bu durumda kendini gerçekleştirecek ve/veya geliştirecek insanın ütopyası kaf dağının ardına mı kaçacak?

İnsanın özgürlüğünü yok sayan emirler çoktan yağmaya başladı bile: Sosyal mesafeye uy, maske tak; dokunma, elleme, öpme, konuşma!

Yoksa gelecek yüzyılın ciborg insanında beş duyudan geriye ağaçlar gibi ancak olacakları görme duyusu mu kalabilecek?

Dışarı çıkma, yoksa Corona’ya yakalanırsın!

İnsanın dolaşım özgürlüğü pandemi fırsat bilinerek elinden mi alınıyor?

Sanki yeni normali, yeni kuralları algımızı yöneterek, bilincimize dikte ettiriyorlar. Oğuz Atay’ın Ubor-Metenga’sı (üstün yol tarikatı) belki de içimizde yaşıyor. Her İnsanın içinde taşıdığı kaygı ve tasalar, kendi kendine tehdit mektubu yazdırıyor. İnsan kendi özgürlüğüne kastediyor! Öz bilincimiz ihanet içinde, sokağa çıkma yasağı koyan otorite ile açıkça iş birliği yapıyor. Doğduğu günden itibaren yabancılaşmadan kurtulamayan insan bir kez daha kendi tiranını yaratıyor. İçimizde iki düşman çatışıyor: Özgürlük ve yasak. Doğamıza aykırı bir öz bilinç!

Başımıza gelen korkutucu olaylar olup bittikten sonra arkasında elem, üzüntü, pişmanlık; aslında hepsi bu kadar, aklımızda kalan tortular… Oysa olacak, olabilecek, başımıza gelebilecek en korkunç olayı beklemek öyle mi? Korkunç bir olayın olma ihtimali, bilincimizde o olay olursa veya olmazsa geliş gidişleri, aklımızdan geçen olasılık hesapları yapmak kadar daha yorucu ne olabilir? Korkuyu beklerken, işgal edilmiş, düşünme yetimiz elimizden alınmış, kitlenmiş gibi hissederiz. Korkuyu beklemek: şüpheye düşürür, kaygılandırır, aklımızı ele geçirir, kafamızda türlü türlü kurgulara yol açar. Beklerken düştüğümüz korku tuzağıyla kafamızdaki sanrılar gerçekle yer değiştirmiş, bizi teslim almıştır. Bu duruma düşmekten daha acı, daha ürpertici, daha korkulu, daha dehşet verici olan daha başka ne var? Kendi beynimiz içine hapsedilmişiz, sıkıştırılmışız; korkuyla bir odaya kapatılmışız.

Tedavisi, ilacı, aşısı olmayan korona üzerimizde ölüm travması kadar etkili. Irk, din, dil, zenginliğe bakılmaksızın herkesin öğretilmiş çaresizlikte eşitlendiği bir durumu, bir anı yaşıyoruz. Zamanın yeni sahibi Corona…Ne olacaksa olsun diyebilmek ya da diyememek, işte bütün mesele budur!

Kadıköy, Corona Günlükleri, C.S. 5.Ay / 4

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir