HASAN ERKEK ŞİİRİNDE “KESİTLER”, “PERSPEKTİF” VE LAL DESTAN’IN RENKLERİNDEKİ EVRENSEL HÜZÜN

 

Genç bir arkadaş uzun bir mesajın sonunda “bana birkaç şiir kitabı önerin lütfen; yeni şairler de olsun yıllarını şiire vermiş isimler de olsun.” demişti. Bireylerin iç dünyasını birlikte yaşamlar içinde kabullenmek bir ütopya ise; neden uluslararası ve disiplinler arası bir düş, şiire yol açmasın? Hasan Erkek şiirini birkaç ay sonra yeniden düşündüğümde kelimeleri kuluçkaya yatmış birer yıldıza benzetmeyi seçtim.

Şairin mürekkebi metaforları gerçeğe taşır, öylesine değildir bu yolculuklar. Distopyaya karşı koşan şairler; sevgiyi, barışı ve aşkı dinleyerek yürürler kuşların yollarında. Hasan Erkek şiirindeki cesaret de gücünü sadece şiirin ölümsüzlüğünden alıyor bence…

Bu çıkarımı yapmamın sebebi kendisinin bir şeyin ya da bir şeylerin büyüsüne kapıldığında  onu kaybetmek istemediğini hissediyorum kelimelerinde. Bir bakıma büyüleyici şeye yakın olmayı, diğer tüm her şeylere uzak durmakta bulduğunu görüyorum. Aşkınsal şiir yolculuğu deme sebebim de bu sanırım. Yakın durmanın sakıncalı olduğunu bilerek tedirgin adımlar atma tercihi. Bu “ivme”ye cesaret diyorum ben.

Lal Destan bence bir başka kitabın, örneğin “Lal Destan – Yarın” isimli bir kitabın yazılmasını da okura bırakıyor. Bunun bir öykü kitabı, hatta roman olabilme ihtimali bile var: iyi bir okuru sürükleyeceği yolculuk, şiire bir süre uzak kalıp, izdüşümünden çıkmadan yeni sorular bulma yolculuğu olacaktır. İyi bir okurun yazma zorunluluğuna değinmek istemiyorum burada; çünkü bu bambaşka bir tartışma konusudur her zaman. Açıkçası bu minvalde iyi bir okurun önüne çıkan kapı yazma olmasa da kendi retoriğini değiştiren yeni bir düşünme disiplini olacaktır.

Leibniz’in “dünyanın verdiği bakış açılarından birisine yerleştiğim ölçüde özne oluyorum” sözünü not etmiştim bir kenara. Yolu, yolculuğun öznesi; yolcunun da bir poz değil belki de bir kesit olduğunu düşünüyorum. Nietzsche’nin “Tragedyanın Doğuşu” metnini bir pusula olarak görürsek, onun dünyanın belli bir noktadan sonra poetik bir varoluş biçiminin yolculuğunu anlattığını görürüz.

Felsefe, bir bekleyen gerçekler havuzudur ve sadece bazı şiirlerde bu bekleyişin görünüşü vardır. Örneğin Kepler olmasaydı Galileo olamazdı, çünkü bütün astronomiyi yörünge üzerindeki cismin yörüngenin kendisi olduğuyla açıklamıştı. “Yol ve geçen süre”nin dengesini düşünerek astronomiyi kurmuştu.

Galileo sonra modern mekaniği kurdu, fiziği kurdu. Şair de kelimeleriyle bir duygu haritası oluşturur. Bu haritaya belki kendisi varamaz ama okuru varabilir. Yeni bir harita; duyguların belki de ait olmadığı nötr bir harita. Hasan Erkek şiirindeki her sayfada yeni bir açılım gösteren bu nefes, felsefi zeminde tekrar tekrar bu yüzden incelenmeli diyorum. Kendisinin buna katılıp katılmadığını bilemiyorum. Bu benim düşüncem. Kelimelerini belki de bu kadar özgür bırakmak da istememiştir; ancak dinginlik içinde transandantal bir şiiri olduğunu düşünüyorum. Burada kastettiğim; “sonradan” ve “diyalektik sonucunda” bir imbikten geçerek varılan yeni şiirdir. Yanılıyorsam da bu konuşmayı başlatabilen derinlikte şiiri olduğu gerçeği yine de ortaya çıkacaktır. Kendisiyle Cumhuriyet Kitap’ta  yaptığım söyleşide Lal Destan hakkında sorduklarıma verdiği yanıtlarda özgürlük, özgünlük ve yenilikçi olma vurguları da aklımda kalan notlar oldu ayrıca.

Demem o ki sonraki şiir kitabını dört gözle bekliyorum. Şiir, sevgi ve dostlukla Hasan Hocam…

Şiir Fakültesi/ Gencer Aytüre

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir