Merhaba dostlar, arkadaşlar,

İstanbul’un koronasından uzaklaşmak için bir süreliğine güneye kaçmıştık. Geçen sabah plajda güneşlenirken, yetmiş uçaktan atlayan, yirmi beş bin Rus paraşütçü ansızın sahillere inince hazırlıksız yakalandık. En genç ve güçlü olanlar seçilmişti. Güzel koronoslar yeni bulunan taze Rus aşısı ile virüslenmişler; bize aidis koronis komaz diyen malum cesaretimizden faydalanmak üzere tepemize inmişlerdi. Bize koyacağını düşünerek pılımızı pırtımızı toplayıp İstanbul’a kaçtık. Ayrıca iki hafta önce bir daha fethettiğimiz Ayasofya’yı yalvararak getirdiğimiz İngiliz’e, Alman’a kaptırmamak gerekiyordu.

Onaytay efendi günlerdir fazla mesai yapıyordu; daha ibadete açılacak onlarca müze, ören yeri, avm vardı. Vatandaş olarak her hafta yeni müjdelere alıştırılmıştık. Alışmış kudurmuştan beterdir Albayım. Müjdeyi sektirmemek gerekir.

Müjde; bugüne kadar sabırla, tevekkülle döviz almadan bekleyen vatandaşlara biner dolar dağıtılacakmış. Gerçi ben beşi bir yerde bekliyordum ama olsun. Neticede vatandaş ne verilirse onu yer…

Hay aksi hiç beklediğim gibi olmadı, Cuma müjdesinde şansımıza gaz çıktı…

-Oğlum bana da elli liralık alsana, ben hep elli liralık alırım! diyor Ayşe Teyze,

-Ne diyorsun, Ayşe teyze, elli lira ne ki, gri denizde gaz bulduk. Artık katar katar satacağız. Yaşadık, bize yirmi yıl yeter bu müjde,

-Oğlum ben o kadar yaşamam; bana ay başına kadar yetsin de gerisi senin olsun.

-Keşke olsa, ama çıkmasına daha çok varmış; önce Katar fonu yatırım yapacakmış, denize platform kuracak, boru döşeyecekmiş, rafine edecekmiş, liman yapacakmış.

-Eh benim akıllı oğlum bütün bunları onlar yapacaksa sen niye gelin güvey oluyorsun! Hoca Nasrettin’i de mi unuttun: Parayı veren düdüğü çalar, sopası da sana kalır.

Kadıköy, Corona Günlükleri C.S. 5. Ay/2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.