Nedim Gürsel, Rilke ve Tolstoy’un Şiiri: Son Fasıl

Bazen sandığından daha yalnızsındır. Bazen ‘yalnız’ bile çok kalabalık bir olgudur. Bazen…

Kaç yıl oldu? Sanırım yirmi. Tam yirmi yıl önce tanıştık Nedim Gürsel ile. Fotoğraf makinesinin kapağı açılmıyor, söyleşi başlayacak, kalemimizi de kaybettik…

Nedim Gürsel, Gülriz Sururi ve Duygu Asena ile bugün görüşeceğiz. Yıllar sonra anlatırım bu yaşananları. Söyleşi başlıyor ve Nedim Gürsel karşıdan görüyor telaşımı. Söyleşi başlamış yazarlar yerlerine oturmuş. Nedim Gürsel beni çağırıyor; sağa sola bakıp, “ben mi?” diye işaretle soruyorum. Elimdeki notlardaki sorulara bakıyor. Alıyor soruları. Sırası gelene kadar cevaplıyor. Çıkışta daha uzun konuşuyoruz diğer sorularım üzerine. Hemen babamı arıyorum. Anlatıyorum geçen günün güzelliğini. Benden daha heyecanlı geliyor babamın sesi. Çok mutluyum…

Birkaç hafta oldu, Nedim Gürsel’in yeni kitabı geldi. Hemen cevap yazdım. Babamdan bahsederim zaten ona sık sık. İlk defa o da bana babasından bahsetti. “Yeni bitirdiğim kitabımda bahsettim bu acıdan,” demişti. Yıllar içinde belki de en geç üç ayda bir yazarak konuşuruz. Sanki o sürede olan bitenin özetini anlatırım ona, hani o ilk söyleşide sahip çıkmıştı ya bana; işte oradan kalan bir şeyle. Böyle ilginç bir şeyle. “Babamı kaybetmenin acısını yazamıyorum.” dediğimde, “Ben de şimdi yazmaya çalıştım onu kaybetmenin acısını.” diyor. Trafik kazasında kaybettiği babasını nasıl yitirdiğini anlatıyor. Bu zamansız ayrılıktan bahsediyor. Defalarca okudum yazdığını. Ağladım, güldüm, en çok ağladım… Bana yazınca “güneşli, uzun yıllar diliyorum” der Nedim Gürsel mailin sonunda. Güneşli, uzun yıllar… Ölüm bir korku mudur? Ölüm içten kopup son yolculuğa çıkma mıdır? Geçen gün gençlerle bir söyleşide “Şiir nedir?” sorusuna: ” Şiir bir denetimli yangındır.” demiştim. Esas yangına karşı yakılan kontrollü bir yangın. Bir yanma, yapay yanma şekli. Söndürme garantili bir yangın. Yan etkileri olan, uyarı şeklinde olan bir “denetimli yangın”. Ölüm de içinde bir yaşam taşır ve Rilke’nin dediği “Doğduğumuzda ölümü içimizde taşırız.” İçiçelik söz konusu. Elbette Nazım Hikmet’in dediği ” Yaşamak güzel şey be kardeşim!” diyebilmek de bir şiir. Nedim Gürsel’i en çok Tolstoy’un bir şiiri etkiliyor. 11 çocuğunu birlikte büyüttüğü eşiyle tartışınca evi terk edip yalnız ölmeyi tercih etme şiiri. Evet, şiir bir denetimli, kontrollü ve tercihli bir ölme şeklidir de aynı zamanda…

Son Fasıl… ellerim acıdı okurken. Paris’e gittim okurken. Lens’deki evleri gördüm. Van Gogh’un izini sürdüm ben de. Dr. Gachet ile sohbet ettim. Beyaz bulutlara tırmandım ben de. Van Gogh’un deliliğini gördüm. Auvers-sur-Oise’ın evlerinin yeşiline ve mavinin gerçek felsefesine vardım. Fenomen ve numen şiirler gördüm. Birbirinden ayrı ama bir o kadar da iç içe analojik düşlem elçileri gördüm. Deleuze’ün pratik felsefesinde kederlendim. Vinci’nin öldüğü yaşta varılan bir Paris çizdim kağıda. Babamın beni Fethiye’ye gönderdiği yaşa yeniden baktım. Bu yaşıma yeniden girdim. Yenilgiye uğrama ve bundan bir kazanım çıkarma gizemini gördüm. Sağ eli tutmayan bir ressam adına fırçayı maviye ve yeniden maviye götürdüm. Şatolara izinsiz girdim. Kralların yüzüne bakmadım.

İtalya’da tehlikeli bir “uzak” keşfettim. Kamburların şiirine girip, sokaklara taştı yüreğim. Voltaire’le mektuplaştım. Lautréamont’un selamını okyanuslara ilettim. Normandiya kıyılarında kuşlarla konuştum.

Yahya Kemal ile Paris’e vardım. Fenerleri ellerimle yaktım. Sartre’a Le Havre’da sorular sordum. Yürüdüm sorular boyunca. Kuytu bir limanda ben de öldüm.

Rubens’in tablosunda acı çektim. Köhne vagonları gördüm. Hepsinden cesaret alıp Uzun Bir Yaz için olup bitenleri yazdım.

Mahzende işkence gördüm. Savaşın son kışında çocuklara ağaçları sordum. Doğanın kıskandığı Da Vinci’ye Bellincioni’nin karanlık gölgelerini sordum.

Nazım Hikmet şiirleri okudum. Zamanı temize çektim. Prag’da simyacıların imbiğinden geçirdim şiirleri.

Tolstoy’un yüzüncü yıldönümünde bir şoförle sonsuzluğu konuştum.

Son Fasıl bende böyle esti. Şimdi biraz yorgun olan Eskişehir Genç Edebiyat Platformu Gençleri başta olmak üzere kitap okumayı seven herkese bu kitabı acilen öneriyorum.

Nedim Gürsel’e yeni bir merhaba demek için klavyenin başına geçiyorum.

Gencer Aytüre

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir