Dostlar Arkadaşlar,

Corona’nın mahkûm ettiği karantina ya da kısıtlı sokağa çıkma hakkı elde ettiğimiz bugünlerde, başıma gelen tuhaf ve üzücü bir o kadar da sarsıcı hikâyeyi sizlerle paylaşmak istedim…Özenle hazırladığım ve dün son dakikada evin yakınındaki fırından virüse rağmen cesurca kaptığım pide ile yapacağım kahvaltıya henüz oturmuştum. Rüzgâra ve kargaların muhalefetine karşın güneşin ancak gönderebildiği birkaç sıcak huzme altında yediklerimden haz almaya çabalıyordum. Üzerime rüzgarla uçup bulaşan pide tozunu ya da ununu her zamanki huysuzluğumla çırparken biraz önce başımın üstünde unuttuğum, şimdi masada en başta oturan sevgilim bir anda balkon demirinin kenarından kaydı ve üç kat aşağıdaki beton zemine; otoparktan çıkan araçların geçiş yolunun üzerine büyük bir gürültüyle düştü. Arkasından bakakaldım. Donmuştum. İyi kötü beraber geçirdiğimiz üç yılın ardından, ilişkimizde her şey yerli yerinde ve mutluyken onun bu zamansız ve ani intiharı beni fazlasıyla sarsmıştı. Neden sonra toparlandım. Ah be sevgilim dedim: Beni terk etmek için en zayıf anımı kollamışsın; bu dışarıya çıkmaktan delice korktuğum, dükkanlara girmemin ve sosyalleşebilmemin imkansızdan öte olduğu günleri seçmen ne kadar da acımasız. Teessüf ederim. Benden bu kadar usandığını inan bilmiyordum…
Biliyorum son zamanlarda seninle ilgilenemedim hatta ihtiyaçlarımız ötesinde iki laf bile edemiyorduk. Sanki birbirimizden kopmuştuk. Bu durumu anlamaman için bazen gözlerimi senden kaçırıyordum. Sana doyasıya hatta gizlice bile bakamıyordum. Seni masa köşelerinde unutuyordum. Bir taraftan da seni kafama takmamaya çalışıyor, kendimi virüs haberleriyle meşgul ediyordum. Çok üzgünüm! Niye ilişkimizi beslemeyi düşünmedim, aramızdaki sevginin azaldığını nasıl da fark edemedim?

Bu tarifsiz acıyla kendimden geçmişken henüz çalıştırılmış bir arabanın motor sesi geldi. Bir araba parktan çıkmaya hazırlanıyordu. Sevgilim ise onun geçeceği beton zeminde boylu boyunca yatıyordu. Çılgın gibi bağırdım arabanın içinde her şeyden habersiz olan sürücüye. Duyuramadım. Balkondan, salona oradan kapıya, merdivenlerden terlikle aşağı koştum. On saniye sonra üç yıldır sevdiğimin yanında aşağıdaydım. Herhalde dünya rekoru kırmıştım. Yine de yetişememiştim…

Hala şoktaydım! Sevgilim üç kat yukarıdan düşmüştü. Araba dikkatsizce üzerinden geçmişti… Göreceğim durumun korkusuyla yere bakamıyordum. Neden sonra kendimi toparladım, yere eğildim. Belki yaralanmıştı. Ona yardım etmeliydim…

İnanamıyordum. Üç yıl önce severek bir araya geldiğimiz, gururla gözüme taktığım, başımın üstünde yeri olan sevgili gözlüğüm hala sapasağlamdı. Bana gülümsüyordu ve bir kedi gibi dört ayak üstüne düşmüştü… Birden, kaybettiği, hayatı süresince hep eziyet ettiği, eşeğini bulan adamın hikayesi geldi, aklıma…
Gözlüğüm yaşıyordu. Kafamda ki virüs takıntısı dahi gitmişti. Nefes alabiliyordum. Artık arkadaşlarıma, sevdiklerime sarılabilecektim. Meğer hayat ne güzel şeymiş, diye bağırdım. Yaşamak ne güzel şeydi…

Kadıköy, Corona Günlükleri C.S. 2. Ay

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.