Dostlar, Arkadaşlar, Romalılar

Bugün eski tarihle tam iki ay oldu.

Corona zamanı: Bildiğimiz zaman ölçüsünden hayli farklı. Zaman yavaşlatılmış. Evlere kapandığımızdan beri sadece iki ay geçmiş ama on yıl yaşamış gibiyiz. Birileri zamanın birimini değiştirmiş; günler 168 saat sanki eski zamanın bir haftası, haftalar ise geçmek bilmiyor; çocuklar yaşamadan yaşlanmış. Corona günleri şimdi bize sonsuz gibi görünüyor, sanki ondan öncesi yok, tarihin yeni başlangıcı gibi. Çocuklar okula gitmeden ergen olmuşlar, gençler birer büyük adam. Yalnız yaşayan ­+65’ler korkunç bir terk edilmişlik sendromu içindeler. Kendilerini toplumdan, ailelerinden, yaşamdan koparılmış hissediyorlar… Aslında seni dış tehlikelerden koruyoruz, yaşlısın diye eve kapatılmak bir başka değişle sen kendini koruyamazsın demek değil mi? Bu durum yaşlı insanların gereksiz, herhangi bir işe yaramaz, işleri bitmiş ve bir köşeye atılmış hissetmelerine sebep oluyor; bu da onlarda aşağılık kompleksine yol açıyor.

İnsanın tek gayesi sadece yaşamı anlamlandırmak ve yaşamdan bekledikleri ise, işi gerçekten çok zor. Belki de Viktor Frankl’ın dediği gibi bu soruları sormayı bırakıp yaşam tarafından her gün sorgulanmayı kabul etmek ya da kendimize başka bir yol bulmak veya farklı bir soru sormak gerekebilir. Belki de artık soruyu şöyle sormalıyız: Yaşam bizden ne bekliyor? İnsan varoluşuna karşı bir tehlike algıladığında ancak geleceğe bakarak yaşayabiliyor. Eğer geleceğe inancını kaybeder, varoluşun sonunu, geleceği göremezse yaşamın anlam ve hedefi kayboluyor. İşte o zaman kendi ruhsal ve fiziksel çöküşüne göz yumuyor. Karardan kaçarak karar almayı başkalarına bırakıyor…

Karşımızda başka sorular da var: İnsan sadece çevresel bir etkenin ürünü müdür?  İnsan çevrenin ve otoritenin etkisinden kaçamaz mı? Ruhsal özgürlük ve zihinsel bağımsızlık bir şekilde korunabilir mi? Kısa cevap evet. Herkes için kolay olmasa da yaşamı, çevreyi, diğerlerini nasıl algıladığımıza ve nasıl bir insan olacağımıza şüphesiz bağımsız irademizle içsel bir karar verebiliriz. Yaşamı hala anlamlı ve amaçlı kılacak şey ise insanın elinden alınamayan işte bu tinsel (ruhsal) özgürlüktür.

Rilke bir dizesinde diyor ki ‘’Bitirilecek ne çok acı var’’ Rilke, sanki bitirilecek işlerden bahseder gibi acıdan bahsediyor. Acılarla baş etmek.  Sanki acıya katlanabilmek için ona değmek gerek. Yüzleşmek. Yüzleşebilmek. Acıyla Dost olmak. Hayatı anlamlandırmak ise belki sadece kendi talihsizliğimize katlanmaktır, kim bilir?…

Kadıköy Corona Günlükleri C.S. 2. Ay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir